| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 "rusya" etiketi kullanan gönderi "rusya" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Tayyip Erdoğan'ın Denge Politikası

Tayyip Erdoğann Son zamanlarda Rusya, ABD'ye açık açık kafa tutmaya başladı. Bunu en açık şekliyle Gürcistan sınırını Rus tankları yıkarken gördük. Rusya artık tek kutuplu bir dünyayı kabul etmiyor, hatta devlet başkanı ağzıyla tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu dünyaya duyuruyor. Bu da bir konjonktür değişikliğini doğuruyor. Dünya artık tek kutuplu sistemden çift kutuplu uluslararası düzene doğru yol alıyor..

Cumhuriyet kurulurken de bu böyleydi. Süper bir güç değildik ama süper güçlerin arasında bir denge politikası kurarak rahat nefes alabildik. Atatürk'ün ilkelerini bile biraz oradan biraz buradan aldık. 21. yüzyıla gelindiğinde yine denge politikasından bahsedelir oldu. Bunu devletin en üst noktasındaki isimlerden duymak da ayrıca rahatlattı beni.

Bu noktada Tayyip Erdoğan'ın şu açıklamasını çok anlamlı ve yerinde buluyorum: "Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem."

Türkiye iki ateş arasında kendisini soğuktan korumasını bilmeli. Yalnız bu noktada öylesine bir denge kurmalı ki, ne o tarafa ne de bu tarafa gereğinden fazla yaklaşmamalı. Aksi halde soğuktan korunmak derdindeyken yanıp kül olabilir. İki ateş arasında doğru yerde durmaktan ibaret bu denge politikası ve şu an için tek reçetemiz bu..

Ve "Yine" Tatil Biter..

Ve sonunda tatil biter, yollar görünür.. Şu an Adana'dayım ama çok kalamayacağım. Pazartesi bizimkiler işbaşı yapacak, Pazar onları Ankara'ya bırakmam gerekiyor. Sonrasında ya Adana'ya dönüş ya da ikinci Ankara dönemi.. Kimbilir belki de kısa da olsa bir Bursa yaparım?

Tatil, her zamanki gibiydi. Gezmek, tozmak, yemek ve içmek.. Deniz, havuz.. Mutlu bir haftaydı ama ben çalışmayı tatilden daha fazla arzuladım. Garip. Sanırım işkolik oldum, bunun sebebi de genellikle sevdiğim işleri yapıyor olmam olsa gerek? Tatilde anladım ki, internetsiz bir hayat da insanı sıkıyor. Özellikle de internetle "gereğinden fazla" içli dışlı olmuş benim gibi tipler için

Gündeme dair yazamamak oldukça üzdü beni. Neyse ki gündemde çok büyük ve hızlı değişiklikler olmadı. Rusya, Gürcistan'a girdiği vakit ben tatile girmiştim. Bugün tatilden çıkıyorum ama Rusya'nın Gürcistan'dan çıkacağı yok gibi görünüyor. Bu konuyu uzun uzadıya işlemek istiyorum.. Rusya, Türkiye, Gürcistan ve tüm Kafkaslar..

Anlayacağınız, durmak yok yola devam.. Bugünden itibaren, eski yazı periotlarımla karşınızda olacağım.. Tatil bitti.. Yaşasın bloglamak!

Sınırda Savaş: Rusya, Gürcistan'a Girdi..

Rusya Başlık, yeteri kadar açık: Rusya, Gürcistan'a girdi.. Zaten gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkelerin kadari bu. Ya ABD girer, ya Rusya.. Gürcistan'a bugün Rusya giriyor, daha öncesinde ABD'nin yaptığı Turuncu devrimi kızıla çevirmek için..

Gelen haberlere bakılırsa, başkent Tiflis bile Rus uçaklarının bombalarından nasibini almış. Bombardıman hala sürüyormuş, tabii bu sırada Rus uçakları da düşürülmüyor değildir. Ayrıca 150 tam donanımlı Rus tankı da Gürcistan sınırını delerek Tiflis'e doğru ilerlemeye başlamış. 

Hal böyle, Yunanistan ve Bulgaristan dışındaki tüm komşularımızda barut ve kan kokusu hakim olacak gibi. Elbette, çok üzücü bir durum.. Beni korkutan ise bu kandan ve baruttan bizim de etkilnebilecek olmamız. Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili CNN International'a yaptığı açıklamada ABD'den yardım talebinde bulunmuş. Umarım ABD, bu yardımı Türkiye aracılığıyla yapmaya kalkmaz. Bu ihtimal beni korkutuyor, çünkü Gürcistan ordusunu TSK yetiştirdi. Bu savaşın içine şu sıralarda, her ne olursa olsun girmemeliyiz, Rusya büyük bir orduya sahip.. Şu sıralarda ABD kimseyi, kolay kolay Rus gazabından koruyamaz..

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğim, bakalım bu savaşta kazanan kim olacak? ABD mi Rusya mı? Gürcistan'ın kazanma ihtimali zaten yok..

Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi: 21. Yüzyılın İpek Yolu..

Bakü-Tiflis-Kars Yurdum gündemi genellikle sunni olaylarla geçiştirilse de arada sırada ciddi ciddi olaylara da tanık oluyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı gibi oldukça iyi bir proje sonrası Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan yeni bir projenin daha temellerini atıyor: Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi..

Söz konusu proje sonrasında tarihi İpek Yolu'na benzer, 21. yüzyılın şartlarına uygun bir ulaşım ağı kurulmuş olacak. Dünya'nın yeni petrol ve doğalgaz merkezi konumundaki Orta Asya cumhuriyetleri ile kesintisiz demiryolu bağlantısına imkan sağlayacak projenin hayata geçirilmesiyle Londra'dan kalkacak bir tren kesintisiz olarak Çin'e ulaşabilecek. Bu da demiryolu üzerinden oldukça fazla yük akışı demek oluyor. Türkiye ve özellikle TCDD bu yük akışından oldukça nemalanacaktır.

İşin ekonomik boyutunun yanında bir diğer önemli boyutu ise stratejik olması. BTK Dermiryolu projesi Türkiye Cuhuriyeti'ni Türki devletlere ve daha da önemlisi gelecek on yıllarda büyük gelişim gösterecek Doğu'ya bağlıyacak. Bu noktada Gürcistan benim kafamda büyük soru işaretlerine sebep oluyor. Nedeni ise Gürcistan'ın daha öncesinde Rusya ve şimdi de ABD etki alanı içerisinde olması. Hal böyle olunca ulaşım noktasında sadece büyük ağabeylerin onayları ile birşeyler yapabileceğiz. Bu noktada Türkiye'nin Azerbaycan'la ortak ve güvenli bir sınıra sahip olamamasının kaybettirdiklerini acı bir şekilde görüyoruz.

Tüm bunlara karşın, projenin çok önemli olduğuna inanıyor ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Gelecek yıllarda proje sonuçlandığı vakit, bunu hep birlikte göreceğiz..

"Türk Dünyasının Ölmez Lideri Haydar Aliyev?!"

Haydar Aliyev Haydar Aliyev, bilindik bir isim. Başlıktaki gibi "Türk dünyasının ölmez lideri" olarak sıfatlandırılıyor ve bu sebepten de yukarıdaki başlık Türkiye'de ulusal bir yayın organında manşetten veriliyor. Genel anlamda bizim için Mustafa Kemal ne ise Azeri Türkleri için de Haydar Aliyev o anlama geliyor. Bir baba, bir kurtarıcı olarak değerlendiriliyor..

Şu son zamanlara kadar Haydar Aliyev noktasında, derinlemesine bir bilgi birikimim yoktu. Geçen haftalarda önemli bir sohbet sırasında, bilgi birikimine oldukça güvendiğim bir isim tarafından oldukça şaşırtıcı sözler duydum. Duyduğum şey, daha önce duymamışsanız, eminim sizi de en az benim kadar şaşırtacaktır. Neydi, duyduklarım?  Haydar Aliyev'in sandığımın aksine Türk kökenli olmadığını, baba tarafından Kürt, (daha sonra başka bir kaynaktan öğrendiğim üzere) anne tarafından da Ermeni bir aileden geldiğiydi.

Daha sonra yaptığım araştırmalarda ise daha da çarpıcı bilgiler edindim. Örneğin, Haydar Aliyev'in yakın korumlarının büyük oranda Kürtler arasından seçilmesi, çevresindeki isimlerin genellikle Kürt olması hem söz konusu iddiaları güçlendirdi ve hem de beni daha fazla şaşkınlığa uğrattı. Aliyev'in etnik yapısı elbette, onu değerlendirme noktasında en ufak bir kıstas bile olamaz. Kendisi hangi etnik kökene dayanırsa dayansın, sadece yaptıkları noktasında değerlendirilir. Bu noktada onun etnik kökeni ile onu yüceltmek ya da aşağılamak gibi bir gaye içinde olduğum yanılgısına düşülmesi beni çok üzer. Yapmak istediğim, beni oldukça şaşırtan bu bilgiyi sizlerle paylaşmak ve doğruluğunu tartışmaktır.

Bu bilgilerin değerlendirilmesi kişiden kişiye değişir. Ben tüm bu bilgileri, aslında hiçbir şeyin etnik kökenle alakadar olmadığı ve herşeyin ortak paydalarda buluşmakla ortaya çıktığına olan inancım noktasında değerlendiriyorum. Kafatascçlık yapan birilerinin, birgün kendi kafalarının tasını da ölçmelerini diliyorum.. Daha geçen yıllarda Nihal Atsız'ın kafasının Türk kafa yapısıyla alakasız olduğunu öğrenmiştim, bugün de kaderde Haydar Aliyev varmış. Birileri bunların üzerine düşünmeli, uzun uzun..

Kadın Olmak Ya Da Sadece Cinsel Bir Obje..

kadın Bu ilk defa oluyor sanırım, ilk defa bir fotoğraf üzerine bir yazı kaleme alıyorum. Fotoğraf Hurriyet'ten, o da sanırım abonesi olduğu bir ajanstan almış ya da internetten aşırmıştır. Fotoğrafın beni ilgilendiren kısmı sağ alt köşedeki kameramanın açısı: nedense ben erkek askerlerin bu açıdan çekildiklerine çok sık şahit olmadım. Tamam, boydan çekersin veya görüntüyü alttan yukarı alırsın ama sadece bacakları almak ne oluyor: işte işin orası bana biraz garip geldi..

Sonra habere ait diğer fotoğraflara baktım ve fotoğrafların yarısından fazlasının sadece kadın askerlerin bacağından ibaret olduğunu gördüm. Bu noktada "kadın"a gelmek istiyorum. Kadın günümüzde de, maalesef, sadece "cinsel bir obje" olarak görülüyor. Orada uygun adım yürüyen kadınların nedense hiçbiri vatan ve millet öğeli o ünüformaların içinde bir anlam taşımıyor bir gazeteci için. Bu noktada gazeteci haksız mı, bence değil: gazeteci sadece insanlığa satabileceği görüntüler yakalama peşinde..

21. yüzyıldayız ve hala kadın günlük hayatımızda yeteri kadar etkin değil! Bu sadece Türkiye'de de değil, tüm dünya için geçerli.. O gazeteci ya da televizyoncu haberini satma peşinde ve ne yazık ki 21. yüzyılda olmamıza rağmen eve giren gazeteyi de, evde izlenecek televizyon kanalını da evin erkeği seçiyor. Kadın sadece susuyor, susuyor ve çoğu zaman bacağından veya orasından burasından ibaret görülerek dünya erkeğine pazarlanıyor. Bu ya haberler yoluyla oluyor, ya da başka yollarla. Sözün özü, kadın hala sadece cinsel bir obje; bilmem kadınlar bunun ne kadar farkındalar?

Prestij Politikası, Osmanlı ve Putin

resti Vizeleri atlattık derken şimdi de karşımıza finaller çıktı. Bana yine çalışmak, bana yine günü doğurmak kalıyor.. Bugün sabahlayacağım mesela, sizler yatarken ben günü doğuracağım..

Gecenin bu vakti dersi bırakıp buraya yazı eklemek de nereden çıktı, demeyin. Uluslararası İlişkiler çalışırken iyi malzeme çıkarttım blog için ve şimdi de kullanıyorum işte cömertçe. Mesele bir siyasal örgütlenmenin prestij politikası. Devlet başkanlarının ve diplomatların her hareketleriyle devletlerini temsil ettiği inancı ve bu inanç çerçevesinde söz konusu mekam sahiplerinin hareketlerinin iredelenmesi.

Öncelikle Tarih derslerinde her nedense atlanan ama Tayyar Hoca'nın kitabında atlamadığı; bize, Osmanlı'ya ait bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Prestij noktasında Osmanlı, geçmişten aldığı güçle cürretkarca davranıyormuş ve bu davranış İmparatorluğun son dönemlerine kadar sürmüş. Sözü Tayyar Hoca'ya bırakıyorum: Örneğin XVIII. yüzyılın sonunda bile, Osmanlı saraylarında Sultanın huzuruna çıkan elçiler ve maiyetleri silahlı saray görevlileri tarafından esir alınmış gibi etrafları çevrelenmiş olarak alınırlar ve elçiler başlarını eğerlerdi. Saray görevlileri bu sırada "Allah'a medhü sena olsun ki kafirler ali devletimize gelip şefkat talep ediyorlar." derlerdi. Bu durum o gün için Osmanlı devleti ile diğer devletler arasındaki güç ilişkisini açıklaması bakımından önemlidir.

Bu noktada haliyle ben de dünü ve bugünü kıyasladım. Günümüzün karizmalarına göz gezdirdim ve pek tabii gözüm sadece bir kaç lidere takıldı: Vlademir Putin! Bir KGB ajanı da olmasının etkisiyle mükemmel bir prestij politikası yönetiyor Putin! Rusya'nın sırtını düzeltmesinin ve ABD için artık ciddi ciddi bir rakip olmasının en önemli temsilcisi oldu Putin.. Hatta işi abartarak eşcinsel örgütler bile vücudunu ve kaslarını kutsadı )

İkinci lider ise kısacık boyu ve tüm kara kuruluğuyla Ahmedi Nejat! Tam bir devlet lideri duruşu sergiliyor ve duruşuyla gücü ve dikbaşlılığı temsil ediyor.

Bizde ise üçüncülüğe aday güncel hiçbir isim maalesef yok! Ne Cumhurbaşkanımız ne de Başbakanımız bu noktada aday olarak gösterilemez. Ama illa da gösterme gereği olacaksa, en köklü ve kültürel temele dayanan TSK'dan bir aday sunabilirim. Ki bu adayın gelcek Türkiye'sine yön verebilme gibi bir durumu da var. Kim bu şahsiyet? Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ.. ( Başbuğ noktasında belki haklı çıkabilirim, demişti dersiniz..) 

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.