| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 "sağlık" etiketi kullanan gönderi "sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bir Cumhuriyet Kadını: Türkan Saylan..

Türkan Saylan Aylar öncesinde onun hakkında birşeyler yazmak istedim, sonrasında hayatın karmaşası içinde unuttum gitti.. Bugün ona dair birşeyler yazmama, ne yazıktır ki, onun ölümü vesile oldu. Türkan Saylan'ı kaybettik, o güzel insan artık bizlerle değil..

Evet, düşünceleri ve eylemleriyle daha on yıllarca yaşayacak, bizimle olacak Türkan Saylan ama onun gülen yüzünü artık göremeyeceğiz. Sizi bilmem ama ben, o gülen yüzü özlemeye başladım bile..

Yurdum insanının elleri üzerinde son yolculuğuna çıktı Türkan Saylan.. Yurdum insanı sahip çıkıyor Türkan Ablasına, Türkan Annesine.. Tertemiz eller üzerinde ebediyete intikal ediyor Türkan Saylan. Televizyonun başında, izliyor ve gurur duyuyorum: önce Türkan Saylan gibi bir insanımız olduğu için ve sonra da bu insanı yurdum insanı sahipsiz bırakmadığı için..

Mustafa Kemal (Anadolu'da) Başarılı Oldu Mu?

Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çıkması ve Anadolu halklarıyla, emperyalist güçlere karşı Türklük savaşı vermesi günümüzde bir tartışma konusu haline getirildi. Birileri Mustafa Kemal'in İstanbul'da padişah kulu olarak kalmasının daha doğru olacağı gibi çok yanlış ve mantıksal tutarsızlıklar içeren bir düşünceye kapılmış. Ayrı bir grup ise Mustafa Kemal'in eseri olan Türkiye Cumhuriyeti'nin başarısız olduğunu, daha doğmadan öldüğünü iddia ediyor. Onlara göre Cumhuriyet'in kazanımları bir incir kabuğunu doldurmaktan bile aciz!

Peki, haklılar mı? Cumhuriyetin Anadolu'ya sundukları, gerçekten de, bir incir kabuğunu bile dolduramıyor mu? Ben bu düşüncedekileri balık beyinli atfediyorum. Çünkü bu gürühun en önemli özelliği balık hafızaları: yani bir geçmişlerinin olmaması. Benim ve benim gibi düşünen insanların bir geçmişi var. Anadolu'nun dününü de bugününü de okuyor, biliyoruz. Onların eksik oldukları nokta bu; okumuyor ve bilmiyorlar. Ben ise siz okurlarıma ve o malum şahsiyetlere büyük şair Ahmet Haşim'in kaleminden çıkma, 1919 tarihli bir mektup sunuyorum. Sanıyorum bu mektup Cumhuriyet öncesini ve sonrasını en net şekilde ortaya koymaya yeterli olacaktır. Umarım birileri böylelikle Cumhuriyet'in sunduğu nimetlere, en azından, şükrederler! İşte Ahmet Haşim'in Manisa Mebusu Refik Şevket İnce'ye yazdığı mektup:

"Ankara'da, Almanya İmparatorluğunun Anadolu hastalıklarını tetkik etmek üzere gönderdiği bir heyet-i tıbbiyenin bazı büyük rütbeli erkanıyla görüştüm... anlamışlar ki Anadolu Türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve karınları bu kurtların salgıladığı parazitler ile dolu bulunuyor. Cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu halin sebebi nedir, bilir misin? Gıda, beslenme eksikliği... Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri bugün ekmek imalinden bile habersizlerdir. Yedikleri mayasız bir yufkadır ki, aslen ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı!.. Nakil vasıtaları olan kağnı hiç şüphe yok ki taş devri keşfi ve aletidir. Kağını bir araba değil, fakat hayvana yapışıp onun kanını ve canını emen bir canavardır! Evlerine gelince, onlar da öyle: Duvarlar, yontulmamış alelade taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur... Anadolu, külliyen temizlikten mahrumdur. Anadolu baştan başa frengilidir. Anadoluluların güzelliği de bozulmuştur. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılırsa, heyet-i umumiyede o kadal topal ve topalların o kadar çeşidi, o kadar cüce, o kadar kambur, kör ve çolak görülür ki insan kendini dışbükey bir camla dışarı bakıyorum zanneder."

Anadolu'nın dünü budur, en azında okuduklarımız bunu söylüyor. İşte bugün üstünde yaşadığımız, en güzel vatan atfettiğimiz Anadolu'nun hali 1919'da böyleydi. Dünle bugünü farklı kılan tek şey ise Mustafa Kemal'in eseri olan Cumhuriyet. Bizi o günlerden bugüne Cumhuriyet taşıdı ve hala bunu göremeyenler ya çok saflar ya da salak!

Daha Uzun Bir Hayat Mümkün Mü?

Uyku Hayatı niceliksel olarak uzatmak, günümüz tıp bilimi göz önüne alınınca pek de mümkün görünmüyor. En azından bizim neslimiz için ortalama 60, olmadı 70 yıllık bir ömür söz konusu. Bunu uzatmak ve daha uzun bir hayata sahip olmak için geç kaldık..

Ne mutlu ki; nicelik noktasında kaybetsek de niteliksel olarak daha uzun bir hayat yaşamamız mümkün. Bunu yapmak içinse uyku düzenimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Pek çoğumuz günün ortalama 8 saatini yatakta uyuyarak geçiriyor. 8 saat demek 24 saatlik bir günün 3'te 1'i demek.. 60 yıllık bir hayatın 20 yılı demek..

20 yıl hiç de az bir süre değil. Ciddiye alınması ve katılabildiği kadar hayata katılası bir süre zarfı 20 yıl. Bu 20 yıldan hayatımıza birşeyler katabilmek içinse yapmamız gerken tek birşey var: daha az uyumak..

Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün. Bunu başaran insanlar oldukça fazla sayıdalar ve bu insanların bir çoğunu da tanıyorsunuz. Mesela Leonardo da Vinci hayatını günde 3 saatlik uyku periotlarıyla geçirmiş. Thomas Edison ise günde saadece 2 saatini uykuya ayırmış. Leeds Üniversitesi bu dehaları da ciddiye almış olacak ki, "Uykuyu her gün 5 dakika azalt" yöntemiyle 4 saatlik SAĞLIKLI br uyku düzeni sağlanableceğini kanıtlamış..

Uzun lafın kısası, daha uzun bir hayat mümkün. Bunun için milyarlarca lira ya da sizin için vazgeçilmez şeyler vermeniz gerekmiyor; tek yapmanız gereken daha az uyumak..

Bir Hürriyet Klasiği: "Kene mi Mangal mı?"

Kene 26 Mayıs 2008'de "Osman Durmuş Hiç Durmuyor" başlıklı yazımda kene vakasının abartıldığını; bu işin de ulusal ve uluslararası ilaç pazarlamacıları tarafından desteklendiğini yazmış ve şunları eklemiştim: "Durmuş, Türkiye'de 72 milyon insanın yaşadığını ve kene tarafından ısırılan insan sayısının sadece 250, kene ısırığı nedeniyle yaşanan ölüm sayısının ise 30-35 civarında olduğunu söylemiş. Kopartılan yaygaranın da küresel sermaye tarafından yaratıldığını, küresel sermayenin bu yaygara sonucu 1 milyar YTL ilaç sattığını da sözlerine eklemiş Sayın Durmuş.. Açıklaması üzerine fazla bir yorum yapmaya gerek yok; matematik, akıl ve fikir Osman Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor.. "

Bugün gelinen noktda Hürriyet'in internet yayınında yer alan "Kene mi Mangal Mı?" başlıklı haber beni ve Sayın Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor. Hürriyet, kene vakasını kendi deyimiyle; tele-kulak'tan, ekonomiden ve Euro 2008'den daha da önemsiyor? Nedeni ise çok açık, Divex İç ve Dış Ticaret firması yeni ithal ettiği tanesi 10 YTL olan bir ilacın reklamını yaptırtıyor. Haberin tamamı ve kene korkusu, nihayetinde bu firmanın getirdiği ilaçla sonlandırılıyor.

Bu ne haber mantığına ne de gazeteciliğe sığar! İnsanları öncesinde korkutup, sonrasında da hayali korkularına çözümler bulmak ve bu çözümleri satmak veya gizlice reklam etmek ayıptır. Bu haberi Hürriyet'e hiç ama hiç yakıştıramadım! Türkiye'de yazılı basının amiral gemisi saydığımız Hürriyet, biraz olsun tarihi bir misyonu da yerine getirdiğinin bilincinde olmalı ve buna göre hareket etmeli. Böylesine kaba gizlenmeye çalışılan reklamlar, böylesine meçhul pazarlama teknikleri ne Türkiye'ye ne de Hürriyet'e yakışır.

Osman Durmuş Hiç Durmuyor..

Osman Durmuşş Osman Durmuş, Türkiye'nin marka isimlerinden bir tanesi. DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin MHP'li sağlık bakanlığını da üstlenmiş bir hekim kendisi. Yaptığı açıklama ve yorumlarla pek çok kez eleştirilerin odağına oturtulan bir isim Osman Durmuş..

Bugün de kendisinin çok da sıradan olmayan açıklamalarını okuyoruz gazetelerde. Durmuş, Türkiye'de 72 milyon insanın yaşadığını ve kene tarafından ısırılan insan sayısının sadece 250, kene ısırığı nedeniyle yaşanan ölüm sayısının ise 30-35 civarında olduğunu söylemiş. Kopartılan yaygaranın da küresel sermaye tarafından yaratıldığını, küresel sermayenin bu yaygara sonucu 1 milyar YTL ilaç sattığını da sözlerine eklemiş Sayın Durmuş.. Açıklaması üzerine fazla bir yorum yapmaya gerek yok; matematik, akıl ve fikir Osman Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor..

Osman Durmuş demişken geçmişe de bir göz atmadan geçmemeli.. Kanser hastası Oktar Babuna için yapılan kampanyada toplanan ve ABD'ye yollanan kanlar ile Türklerin gen haritasının çıkarılacağını iddia eden Durmuş, bunu engellemeye çalıştı. O günlerde acımasızca ve bir kanser hastasının hayatını karartmakla suçlanan Durmuş'un iddiaları büyük oranda haklı çıktı. Olan büyük olanda yurdum insanının kanına oldu..

Durmuş'u zamanında benim de aklımın erdiğince eleştirdiğim bir diğer açıklaması da deprem sırasında gelmişti. O zamanlar Sağlık Bakanı olan Durmuş, "Yabancılara tek bir hasta bile veremem." diyerek ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait yüzer bir hastanede tek bir vatandaşımızı tedavi ettirmemiş, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisini üç gün süreyle gümrükte tutturmuştu. Dış ülkelerden gelen doktorları, bu ülkede işsiz doktor var diyerek reddetmişti.. Bugün gelinen noktada bir uluslararsı ilişkiler öğrencisi olarak Sayın Durmuş'un nasıl da haklı olduğunu, bazı Batılı güçlerin nasıl da afetleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanabildiklerini görüyorum.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.