Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

13 tane "sanat" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"sanat" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ulusal Edebiyat Yarışması'ndan Mansiyon Ödülü :)

kalem Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin düzenlediği Ulusal Deneme Yarışması sonuçları açıklanmış. Uzun süre önce "Edebiyat Yarışması" başlığında bahsetmiş, umarım denememle bir ödül alabilirim demiştim. Bugün üniversite kampüsünde dolaşırken, yarışmanın sonuçlandığı ve ödül alan makaleleri bildiren bir ilan gördüm. Yukarıdan aşağıya ödül alan denemeleri tek tek gözden geçirdim ki, mansiyon sırasında "Okan Yüksel - Cevapsız Sorular ve Zaman Üzerine Deneme" satırını gördüm. İnsan var ettiği birşeylerin diğer insanlar tarafından, özellikle de akademik bir geçmişi olan insanlar tarafından ödüllendirilmesi karşısında inanılmaz bir mutluluk yaşıyor. Yaşadığım bu mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Denememi Divitt'teki köşeme ekledim, dilerseniz buradan okuyabilirsiniz..

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Edebiyat Yarışması..

kalem Uludağ Üniversitesi, güzel bir etkinliğe daha imza attı. Üniversite öğrencilerine yönelik bir edebiyat yarışması düzenlendi. Deneme ve şiir alanlarında başvurular için son gün 31 Mart 2008. Ben de bugün bir denememle yarışmaya katıldım. Yarışmanın sonuçları gelecek aylarda açıklanacak. Şimdiden bir heyecan sardı içimi, bakalım sonumuz ne olacak?

Edebiyat yarışmaları, özellikle de gençlere yönelik olanları çok büyük önem arz ediyor. Türkiye'de edebiyata gönül vermiş gençler çoğunlukla ailelerinden olumsuz tepkiler alıyorlar. Sen doktor, mühendis ya da git öğretmen ol; ondan sonra yazarsın mantalitesiyle hareket ediyor ebeveynlerimiz. İşte bu noktada yarışmalar büyük bir misyon üstleniyor, yetkin gençler ailelerine birşeyler gösterebiliyor bu yarışmalar sayesinde: ben yazarak da başarılı olabilirim, diyebiliyor!

Umarım edebiyat yarışmalarının sayısı gün geçtikçe artar, genç yazarların buna fazlasıyla ihtiyacı var. Ayrıca organize edilen yarışmaların iletişim sorunları da oldukca can sıkıyor. Bu noktada hazırlanacak bir blog, oldukça ziyaretçi çeker sanıyorum. Edebiyat yarışmalarını, katılım koşullarını ve sonuçlarını konu edinen bir bloga ihtiyacımız var. Umarım birileri bunu yapar..

Sanat, Faşizm ve Ben..

İlköğretim okulunun yedinci sınıfındaydım, müzik dersimizde müzik hocası kendince akşamki programına hazırlanıyor ve ben de sıramda oturmuş Adolf Hitler'in Kavgam'ını okuyordum. Kafamı kaldırdım, karşımda duran enstrümanlara ve arkadaşlarıma göz gezdirdim. Ardından gözlerimi sınıfın pencerelerine ve sonrasında kızaran ufka yönelttim. Düşündüm, sanat ne gereksiz şeymiş dedim kendi kendime; okuduğum Kavgam'ın insanı çarpan etkisiyle.. Sanattan tiksinmiştim o an, hayattaki en gereksiz şey saymıştım sanatı..

Akşamında abimle otururken açtım konuyu; sanat, dedim: ne boş şey.. Abim tebessüm etti, pek de ciddiye almadan yanıldığımı ve bir gün yanıldığımı anlayacağımı söyledi. Oysa Lisede de sanatı gereksiz bulurdum, edebiyat eğer birşeyleri güzel bir şekilde anlatma aracıysa insan böyle birşey için neden onca zaman harcardı ki? Ben doğruyu söyledikten sonra, nasıl söylediğimin ne önemi olabilirdi ki?

Devletler silahlanmaya önem vermelilerdi ve insanlar düşündüklerini nasıl söyleyeceğini düşüneceğine oturup adam gibi sadece düşünmelilerdi. Ne gereksizdi o günlerde sanat ve ne kadar gerçekçi bakıyordum o küçük bedenden dünyaya? Sonradan birşeyler değişmesine değişti ama sanat alanında hala çok eleştirisel bir noktadayım. Bizlere sanat adına sunulan şeylerin pek çoğunun saçmalık ve gereksiz olduğuna inanıyorum. Örneğin bir şiirin pek çoğunu karalayabiliyor ve sadece bir kaç noktasında sanatın ışığını görebiliyorum. Gerisini ise teferruat sayıyorum. Cem Karaca "Sen De Başını Alıp Gitme" şiirini okurken neden "Ben suyumu kazandım da içtim, ekmeğimi böldüm de yedim" der ki? Neden törpüler bu gereksizlik içinde şu mükemmel sözleri: "Sen de başını alıp gitme, ne olur. Ne olur tut ellerimi.. Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar.. Ve hiçbir şey özlemedim seni özlediğim kadar.."

Cumartesi Demek Film Demek..

Daha önceden duyurusunu yapmıştım, artık cumartesi geceleri film gecesi. İki haftada bir ya da zamanın cömertliği oranında her hafta karşınıza film eleştirilerinizle çıkacağım. Bu noktada kendimi de geliştirmek için çabalıyorum. Bol bol film izliyor, notlar alıyor ve en önemlisi ustaların eleştirilerini okuyorum. Şu sıralar bir teknik kitap arayışındayım ve önerilerinizi şiddetle bekliyorum.

Ayrıca artık her pazar "Pazar Konseri" adı altında bir klasik eseri sizlerle paylaşacağım. Bu noktada önerilerinizi ve isteklerinizi de bekliyorum.

Film noktasında, eleştirilerimi bloga uymayacak şekilde uzun yazdığım için bir bağlantıyla Divitt'teki sayfama aktaracağım. Bugünkü filmimiz "Kabadayı", eleştirimi okumayı arzu ediyorsanız Divitt'teki sayfama ulaşmak için tıklayın.

Yüksek Mimari, Geçmişimiz ve Bugünümüz

divriğ ulucami Kayra bloguma yorum yazmış, ben de bunun üzerine meraktan olsa gerek kendisinin blogunu ziyaret ettim. Kaşıma çok ilginç birşey çıktı; Sivas'a bağlı Divriği'nde mükemmel bir mimari yatıyor: Divriği Ulu Cami..

Mimari bu kadar mı mükemmel olur, bu kadar mı detaylı işlenir o taşlar? Gözlerime inanamadım, Anadolu topraklarında böylesine bir güzellik olması beni çok etkiledi. Mengücekoğulları Beyi Ahmet Şah tarafından 15 yılda yaptırılmış bir eser Divriği Ulu Cami. Öylsine güzel bir mimariye sahip ki, UNESCO tarafından taa 1985 yılında korunması gereken dünya mirası listesine alınmış.

Mimariyi daha da farklı kılan nokta Ağustos aylarında caminin Batı Kapısı'nda beliren namaz kılan insan silüeti. Bu mükemmel bir detay, ya da raslantı; bilemiyorum. Ama onca taş işçiliğinin ve estetiğin ardından bunun da zamanın iş bilen ustalarının elinden çıkmadığına inanmak biraz zor. Bu noktada bizi ve mimariyi düşünüyorum da; nerden nereye, diyorum! Evet, nerden nereye?

Bugüne kadar mimari denildiği zaman aklımda hep Avrupa imgelenirdi, oysa artık bu noktadan sonra bir de Sivas Divriği Ulu Cami imgelenecek. Düşünüyorum da bizler potansiyellerimizin çok altında yaşıyoruz. Anadolu'nun bizden önceki sakinleri bu çorak toprağa mimari eserler serpiştirmişler. Peki şimdi, son on beş yıldır yapılan hangi yapıyı geleceğe taşıyacağımızı düşünüyorsunuz? Yeni inşası biten ve yüksek bir mimari görebildiğiniz kaç yapı var mahallenizde, şehrinizde ve acı ama ülkenizde? Sanırım biz zamanla fazla gerilemişiz ve işin daha da acı olanı yüksek bir medeniyet var ettiğimiz günleri de çoktan untup gitmişiz!

Bir Başkadır Benim Memleketim: Yazık!

nota Gerçekten yazık! Nasıl böyle olabilir, anlamakta çok büyük zorluklar çekiyorum. Nasıl bir sanat camiasına sahibiz, ne kadar almaya ve yaratmamaya adamış kendisini bu camia!? Bunca zaman söylediğimiz güzel bir melodi vardı; pek çoğumuz Ayten Alpman'dan dinledik bu müziği. Milli duygularla söylendi, milli amaçlar uğruna söylendi..

Peki sorun ne? Sorun büyük ve bir o kadar da ülkem sanatçıları adına acı: Memleketim şarkısının melodileri nereden geliyordur sizce? Ya da daha mantıklı söyleyeyim, Memleketim şarkısının müziğini kim yapmıştır, hangi Türk? Cevap acı alacak ama hiçbir Türk! İroni mi dersiniz bilmiyorum, Memleketim şarkısı aslen İspanyol Yahudileri'ne ait. Onların milli bir şarkısı Memleketim! Bu noktada düşünüyorum da biz Kıbrıs çıkartmasını yaparken hep bir ağızdan söylediğimiz "Memleketim" yoksa bizim memleketimiz değil miydi?

Türkiye'de sanat yapıldığını iddia edenler bu bir haftada ikinci yazım oluyor! Birincisi Onuncu Yıl Marşı ile ilgiliydi (Okumak için tıklayınız.) ve bu da hep bir ağızdan okuduğumuz Memleketim ile ilgili. Allah aşkına biz sanattan, müzikten bu kadar mı uzak bir toplumuz? Üzülüyorum!

Her iki müzik eşliğinde OdaTv'nin ilgili haberine ve İlham Gencer'in iddialarına ulaşmak için tıklayınız.

Hala Onuncu Yıl Marşı'nı Söylemek..

15660 Onucnu yıl marşı Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk'ün belirlediği hedefi benimsemiş her yurdum insanı tarafından, eminim büyük bir içtenlik ve duygu yoğunluğuyla söyleniyordur. Bu noktada benim durumum da farklı sayılmaz, içten ve içten olduğu kadar gururla..

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar mükemmel yazmışlar ve Cemal Reşit Rey de en az onlar kadar güzel bestelemiş. Buraya kadar hiçbir sorun yok zaten. Sorun, Cumhuriyet'in seksen yılı çoktan devrmesine rağmen bizim hala Onucu Yıl Marşı'nı söylememiz. Daha doğrusu, Onuncu Yıl Marşı'na alternatif tek bir marşa sahip olamamamız!

Bugüne kadar bu hiç dikkatimi çekmemişti, bugün birden aklıma geldi. Ya nasıl olabilir, yetmiş yılı aşkın süredir neden Onuncu Yıl Marşı'nın yerine söylenebilecek doğru düzgün bir tek marş yazılmamış bu ülkede? Bu ülkenin aydınları, bu ülkenin şairleri neler yapmışlar acaba?

"Yüksek Bir Musiki..."

fazıl Lü Bu Ve, vakti zamanında güzel bir laf söylemiş: "Yüksek bir musiki arayan kimse onu ancak yüksek bir nizamın hakim olduğu memlekette bulur. İnsanlığın ve faziletin henüz gelişmediği yerde musiki çok basit ve iptidaidir. Karmaşıklığın hüküm sürdüğü devirlerde musiki yoktu."

Lü Bu Ve'yi yad ederken düşünüyorum yurdum müziğini, yurdumun göz önündeki müzisyenlerini.. Müzikal tarihimize bakıyorum, fazla tek sesli bir tarihe sahip olduğumuzu görüyorum. Müziğimizin dinamizimden fazla statikliğini, statükoculuğunu duyuyorum. Bugünümüze bakıyorum, kimlerin sanatçılarımızı mecliste temsil ettiğine bakıyorum; üzülüyorum..

Bu topraklardan en iyi müzik adamlarımız çekip gitmeyi düşünürlerken, kimlerin mecliste sanatçılık oynadığını görüyor; utanıyorum. Birileri yüksek müziği halkımın kulaklarından silmek istese de, birileri yüz akımız sanatçılara sansür uygulasa da ben blogumda onlara yer veriyorum.. Sevgi ve yüksek saygı ile Fazıl Say..

Vasatlıklar Ülkesi: Türkiye, TRT ve Tarkan

tarkan Bir ülkenin sanat ve kültür hayatını yılbaşı gecesi televizyonlarda hazırlanan programlarla saptamak aslında pek de mantıksız değil. Bu noktada ben de devletin ne yayını yaptığına, haliyle TRT'ye dikkat ediyorum. O gece TRT bir Tarkan konseri yayınlamış, "Megastar"ımızın görüntüsü ve sesi arasında 5. parçaya kadar uyumsuzluk varmış. Hani olur ya; bir filmde önce dudaklar oynar, çok sonra ses gelir: işte aynen öyle!

Elimizde iki isim ve bir vasat sonuç var: Birincisi köklü bir geçmişi ve bolca bütçesi olan devlet yayın organımız TRT, diğeri kendisine rakip bulamadığımız "XXX-Mega Star" Tarkan. Bir ülkenin "en"leri böyle bir seviyesizliğe imza atıyorlarsa, üzgünüm ama birşeyler bitmiş demektir. Bir ülkenin müzik alanında en iddialı insanı konserinde playback yapıyorsa, yani müziği adına sadece dudak oynatıyorsa o değil ama o ülke sanatsal olarak bitmiştir!

Tarkan megastar falan değil, en azından konserlerinde, dudak oynatan çocuktur ve bu haliyle ülkemin sıradan bir putu olmaktan ileriye geçememektedir. Yazıktır, komiktir ve bir o kadar da acıdır!

Yakın zamanda yiğtirdiğimiz, yüzyılımızın en renkli devlet başkanı sıfatını, bence, fazlasıyla hak eden Saparmurat Türkmenbaşı Türkmenistan'da sanat adına çok önemli bir adım attı. Televizyon kanalları, konserler ve hatta ülke sınırları içerisindeki düğünler dahil olmak üzere her türlü organizasyonda playback'i yasakladı! Neden olarak da playback'in müzik sanatının gelişimini sekteye uğrattığı iddiasıydı. Ki bence fazlasıyla da haklıydı..

Konserlerinde dudak oynatan bir megastar ülkeme ve insanıma yakışmıyor, ya da yoksa fazla mı yakışıyor?! Bilmiyorum, üzülüyorum. Acaba yurduma, yurdum insanına fazla mı yükleniyorum diyorum. Tam o sırada not defterimden Oscar Wilde imzalı şu sözler dökülüyor: Memnuniyetsizlik, bir adamın veya bir milletin, gelişme yolunda attığı ilk adımdır! Okuyorum, rahatlıyorum ve bu satırları kaleme alıyorum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.