Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

15 tane "sanat" etiketli yazı bulundu (sayfa 2)"sanat" tagli diger ogeler resimler , videolar

"Yüksek Bir Musiki..."

fazıl Lü Bu Ve, vakti zamanında güzel bir laf söylemiş: "Yüksek bir musiki arayan kimse onu ancak yüksek bir nizamın hakim olduğu memlekette bulur. İnsanlığın ve faziletin henüz gelişmediği yerde musiki çok basit ve iptidaidir. Karmaşıklığın hüküm sürdüğü devirlerde musiki yoktu."

Lü Bu Ve'yi yad ederken düşünüyorum yurdum müziğini, yurdumun göz önündeki müzisyenlerini.. Müzikal tarihimize bakıyorum, fazla tek sesli bir tarihe sahip olduğumuzu görüyorum. Müziğimizin dinamizimden fazla statikliğini, statükoculuğunu duyuyorum. Bugünümüze bakıyorum, kimlerin sanatçılarımızı mecliste temsil ettiğine bakıyorum; üzülüyorum..

Bu topraklardan en iyi müzik adamlarımız çekip gitmeyi düşünürlerken, kimlerin mecliste sanatçılık oynadığını görüyor; utanıyorum. Birileri yüksek müziği halkımın kulaklarından silmek istese de, birileri yüz akımız sanatçılara sansür uygulasa da ben blogumda onlara yer veriyorum.. Sevgi ve yüksek saygı ile Fazıl Say..

Vasatlıklar Ülkesi: Türkiye, TRT ve Tarkan

tarkan Bir ülkenin sanat ve kültür hayatını yılbaşı gecesi televizyonlarda hazırlanan programlarla saptamak aslında pek de mantıksız değil. Bu noktada ben de devletin ne yayını yaptığına, haliyle TRT'ye dikkat ediyorum. O gece TRT bir Tarkan konseri yayınlamış, "Megastar"ımızın görüntüsü ve sesi arasında 5. parçaya kadar uyumsuzluk varmış. Hani olur ya; bir filmde önce dudaklar oynar, çok sonra ses gelir: işte aynen öyle!

Elimizde iki isim ve bir vasat sonuç var: Birincisi köklü bir geçmişi ve bolca bütçesi olan devlet yayın organımız TRT, diğeri kendisine rakip bulamadığımız "XXX-Mega Star" Tarkan. Bir ülkenin "en"leri böyle bir seviyesizliğe imza atıyorlarsa, üzgünüm ama birşeyler bitmiş demektir. Bir ülkenin müzik alanında en iddialı insanı konserinde playback yapıyorsa, yani müziği adına sadece dudak oynatıyorsa o değil ama o ülke sanatsal olarak bitmiştir!

Tarkan megastar falan değil, en azından konserlerinde, dudak oynatan çocuktur ve bu haliyle ülkemin sıradan bir putu olmaktan ileriye geçememektedir. Yazıktır, komiktir ve bir o kadar da acıdır!

Yakın zamanda yiğtirdiğimiz, yüzyılımızın en renkli devlet başkanı sıfatını, bence, fazlasıyla hak eden Saparmurat Türkmenbaşı Türkmenistan'da sanat adına çok önemli bir adım attı. Televizyon kanalları, konserler ve hatta ülke sınırları içerisindeki düğünler dahil olmak üzere her türlü organizasyonda playback'i yasakladı! Neden olarak da playback'in müzik sanatının gelişimini sekteye uğrattığı iddiasıydı. Ki bence fazlasıyla da haklıydı..

Konserlerinde dudak oynatan bir megastar ülkeme ve insanıma yakışmıyor, ya da yoksa fazla mı yakışıyor?! Bilmiyorum, üzülüyorum. Acaba yurduma, yurdum insanına fazla mı yükleniyorum diyorum. Tam o sırada not defterimden Oscar Wilde imzalı şu sözler dökülüyor: Memnuniyetsizlik, bir adamın veya bir milletin, gelişme yolunda attığı ilk adımdır! Okuyorum, rahatlıyorum ve bu satırları kaleme alıyorum..

"Galiba Türkler Yaratıcı Olamıyor"

oray_eğin Oray Eğin yazmış bugün, ünlü şahsiyetlerin tasarladığı tabureleri incelemesinin akabinde: Aslında gerek taburelerde, gerekse de ineklerde Türk yaratıcılığıyla ilgili şu tespiti yapmak mümkün: Aktarmacı kültürün ürünleri... Kendi popüler kültürünü sadece dışarıdan taklitle büyütmüş bir toplumda, yaratcılığın da yurtdışında görüneni aynen uyarlama olması kaçınılmaz. Maalesef dergicilikte de bu böyle, edebiyatta da, sinemada da. Mesela Türkiye’nin en beğenilen filmlerinden “Eşkıya”yı ele alalım: Son sahnesinde Amerikan filmlerinden apartılmış bir şekilde helikopter kaldırmanın ne anlamı var ki?

Bu noktada Türk kültüründe yetiştirilmiş, Türk egemenliğindeki bir coğrayfada oluşmuş bir birey olarak "Hadi be ordan..." demek isterdim! Amma insan böyle birşeyi maalesef diyemiyor. Neden mi?

Çünkü tarihimize dönüp eleştirisel bir gözle incelemelerde bulunursak aslında bize ait pek de birşey olmadığını görüyoruz, üzülerek. Türkçe harflerle yazılmış ilk romanımız olan Taaşuk-u Talat ve Fitnat'ın, ilk Türkçe ansliklopedi olan Kamus-ül Alam'ın ve modern anlamdaki ilk geniş çaplı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki'nin yazarı kimdir dersiniz? Ben cevaplayayim: Arnavut asıllı Şemsettin Sami! Bu noktada üzülüyorum, Şemsettin Sami'nin Arnavut asıllı olmasını önemsemiyorum; üzüldüğüm nokta bunca Türk varken bu çalışmaları bir Arnavut'un yapmış olması! Acaba bizim çocuklar o zaman ne halt yiyorlardı da bu iş Şemsettin Sami'ye kaldı!?

Bugün de değişen birşey maalesef yok, hala taklitçilikle uğraşıyoruz ve çoğu zaman da utanmadan en iyi taklitleri yaptığımız için övünüyoruz! Artık tarihimizin akışını değiştirecek bir misyon ve vizyon vermeliyiz yeni yetişen nesillere. Bu vizyon benim neslime verilmedi, çok boş adam yarattırlar... Merakla bekliyorum bizim çocukarın ne işler çıkartacağını, ya da çıkartıp çıkartamayacağını?!

Öyle bir durumdayız ki herkes vatanın milletin birşeylerden kurtarılması noktasında hemfikir, bu sebeptendir ki çok sık olarak "vatan kurtarma edebiyatı"yla meşgul oluyoruz: çoğu zaman bol mezeli içki sofralarında... Kurtulmamız gereken tek şey bu saçma sapan, öğrenciye zırvadan başka hemen hemen hiçbirşey vermeyen eğitim sistemi ve üzerimizdeki ölü toprağı. Artık vatan kurtarma derdinden kurtulmalıyız, yeni birşeyler var etme derdine: şu Anadolu'yu adama etme derdine girmeliyiz! Yanlılıyor muyum?

Her Aşk Tek Kişiliktir ve Vassiliki...

vasiliki Dün kafam karıştı, oldukça fazla. Üzüldüm, sıkıldım. İnsanın beklediği birşeyin gelmemesi  ne kadar da kötü olabiliyormuş, bunu gördüm. Ardından da bir selam'ın insanı ne kadar mutlu edebileceğini tüm yüreğimle hissttim. O güzel "selam" gelene kadar gece bana zehir oldu, sigaraya başlamayı bile düşündüm :))) Ama böylesine bir hata yapmaktansa güzel bir film izleyerek kafamı dağıtmaya çalıştım...

Evet bugün güzel bir filmi daha yazıyorum, bloguma. Uzun zaman oldu; iyi film izlemeyeli ve burada sizlerle paylaşmayalı. Filmimizin adı Vassiliki. Yunan yapımı, mevzu ise çok derin. İnsana dair bir film, en azından dünkü atmosferde ben filmin bu yanını gördüm.

Konu, güzel bir kadının 1949 Yunan iç savaşında dağa çıkan komünist kocasına yardım götürürken yakalanmasıyla başlıyor. Yakalayan faşist çavuş, faşisti hakaret olarak söylemiyorum çavuş gerçek bir faşist olduğunu kanıtlayacağını söylüyor çünkü, bu güzel kıza tecavüz ediyor. Bu pisliğin ardından kızı mahkemeye göndermek varken salıveriyor ve yeni bir aşk başlıyor. Daha sonra evlilik ve birbirliktekik. Hatta ilerleyen zamanda Vassiliki adlı güzel kızımız hamile bile kalıyor...

Film gerçek bir hayat hikayesinden alıntı. Bu bakımdan hayatı yansıtması bir yana hayatın içinden kopup geliyor ekranlarımıza. Bu noktada ben Vassiliki'ye pek sıcak bakamıyorum ama. Film onun ikinci aşkını her ne kadar kutsasa da ben açıkçası iğrendim! Böyle olmamlı ya, unutulmamalı sevilenler. İnsan eşinin kafasını kesen bir adamla aynı yatağı paylaşmayacak kadar miğdeli olmalı, insan sevdi mi tam sevmeli!

Ama olmuyor değil mi? Olmuyor. Üzülüyorum buna...

Ey Vassiliki hanım, umarım türevlerin hiçbir zaman hayatımda olmaz. Aksini kaldıracağımı sanmıyorum çünkü. Gerçi hayatın çok da güzel olmadığını ve daha da önemlisi her aşkın tek kişilik olduğunun bilincindeyim. Yazdıklarım sadece edebiyat, belki biraz özlem ve belki biraz da ütopya...

Ücretsiz E-Kitap Cenneti: altkitap.com

alt_kita Yaklaşık dört beş yıl öncesinde tanıştım altkitap'la. İnternette aşıracak korsan kitap arayışında olan ben, yazarların karşılık beklemeden eserlerini paylaştıkları bu projenin içine düşünce kendimi cennette sanmıştım o zamanlar. Tanıştığımız ilk günden bu güne de hala bu cennetin meyvelerini yemekle meşgulüm. Bir bahçe düşledik, birlikte biçimlendirmek istedik sloganıyla yayın hayatına başlayan http://www.altkitap.com/ tam bir kültür yuvası. Öyle ki Doğan Pazarlıkçı'nın "Bir Hasta Yakının Hastane Günlüğü"nü okurken hastanede geçmiş yılları yaşıyor, Pınar Türen'in "Denedim"ini okurken denemenin ve düşüncenin tadını alıyorsunuz. Yekta Kopan'ın "Daha Önce Tanışmış mıydık?" kitabıyla öykü okumanın keyfine varıyor, Turan Parlak'ın "Sen Daha Çocuksun" romanıyla yakın tarihimize bir gencin hayatından bakıyorsunuz...  Eserleriyle katkıda bulunan yazarları ve eserlerini saymakla bitiremiyeceğim için siteye girip bir göz atmanızı öneririm.

Sadece ücretsiz bir üyelik karşılığında bu kadar içeriğe ulaşabileceğiniz pek de fazla poroje mevcut değil ne yazık ki. Gönül bu tür projelerin artmasından yana. Gelecek on yıllarda bu günleri, edebiyat tarihinde anarlarken altkitap gibi projeleri de göz ardı etmeyeceklerine inanıyorum. İnsanların bilgiye bedel ödemen ulaşmasını sağlama inceliğini gösterdiği için altkitap'a emeği geçen herkesi kutluyorum.

altkitap edebiyatımızın içinde güzel bir noktada ve hala edebiyatımıza hizmet etmekte: Geride bıraktığımız 2006 senesinde seçici kurulu Adnan Kurt, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan'dan oluşan  "altkitap 2006 öykü ödülü" verildi. Feryal Tilmaç "Trilobis" adlı öyküsüyle birincilik ödülünü almaya hak kazandı.

Uzun sözün kısası, http://www.altkitap.com/ adresine bir uğrayın derim. Eminim bu adreste kaybedeceğiniz zamandan çok daha değerli şeyler kazanacaksınız!

CNN Headline News -
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.