| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

11 "savaş" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"savaş" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Aleyküm Selam, Obama!

Barack Obama ABD üzerine yadığım son yazılarda altını çizdiğim gibi ABD dış politikasında bir değişiklik yaşanıyor. Fakat bu değişimi iyi değerlendirmek gerekiyor çünkü değişen ABD'nin amaçları değil, sadece amaca giden yolda kullanılan araçlar. ABD Türkiye'de İslam aracının pek de işe yaramadığını, İslam'ı alet ederek amaçlarına ulaşamayacağını anlamış olsa da İslam'ı kullanmaktan da vazgeçmiş değil. Türkiye'de olmasa da Orta Doğu'da İslam hala bir ABD silahı gibi kullanıyor. ABD, Müslümanları kendi değerleriyle vurmaya, kıvama getirmeye çalışmakta..

Barack Obama'nın son çıkışları, Mısır'da yaptığı konuşmasına "Esselamü-n-aleyküm" diye başlaması, din kitaplarından referanslar vermesi vb. tüm eylemlerin altında Obama'nın İslam sevgisinden çok bölgedeki ABD çıkarlarının yattığı aşikar. Bush'un aksine Obama, birşeylerin topla tüfekle yapılamayacağının farkında ve bu noktada karşısında Napolyon örneği var. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" diyordu 1798'de. Bugün aynısını Obama diyor. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" açıklamasını yaptığı Mısır'ı işgal etti, gerçek bir Müslüman olarak! Bugün aynısını Obama da düşünüyor olmasın?

Tüm bunları birileri görmüyor olacaklar ki hala olayın ciddiyetinin farkında değiller. Umarım "Esselamü-n-aleyküm" diye konuşmasına başlayan Obama'yı "Aleyküm Selam" diye manşet yapan Yeni Şafak editörleri ve "Obama'nın Yolu Açık Olsun" diyen Fehmi Koru da tüm bunları görebilir!

Gazze'ye Sadece Para Yardımı Yapmak Ne Kadar Doğru?

Açlık İsrail'in Filistin'e karşı aşırı güç kullanması yine binlerce masumun canına mal oldu. Bir o kadar da yaralı insan var Gazze'de ve ortada bir açlık hüküm sürüyor. İnsanların evleri yıkıldı, anneleri babaları ve belki de gencecik çocukları öldü. Ne mutlu ki yurdum insanı, o insanların acısını kendi acısı bildi: binlerce kilometre ötedeki acıyı yüreğinde hissetme büyüklüğünü gösterdi Türkiye'de insanlar.

Onların acısına ortak olunca, haliyle bu acıya bir son vermek için gerek resmi, gerek özel pek çok kampanya düzenlendi. Bugün hala son sürat sürüyor bu yardım kampanyaları, insanlar ceplerinde ne varsa veriyorlar, Gazze halkı için.. Ama bir sorun var, çok önemli bir sorun. Gazze'deki insanların karnı doysun diye verdiğimiz paralar insanların karnını o kadar da doyurmuyor. Neden mi? Nedeni açık, İsrail Filistin'e uyguladığı ambargo. Kerem Şalom ya da Refahiye, her iki sınır kapısından da gıda geçişine izin verilmiyor. Deniz ise İsrail gemilerince abluka altında tutuluyor, yani deniz yolu da kapalı. Peki, verdiğimiz paralarla Gazze'ye nasıl gıda ulaşıyor? Verdiğimiz paralar Gazze'ye gıda olarak değil, nakit olarak gidiyor ve bu paralarla Gazze içindeki mevcut gıda pazarlarında gıdaya çevrilerek hakla dağıtılıyor. Böylece yemekte bir tutam tuzumuz dahi olmuyor, ayrıca halkın burnundan getiren karaborsa ekonomisini desteklemiş oluyoruz.

Gazze halkı bizden daha  fazla ve farklı bir destek bekliyor. Bunu devlet eliyle, diplomasi aracılığıyla yapılması gerekiyor. Öncelikli olarak İsrail'in ambargosuna bir son verilmesi için bugünden daha farklı ve gerçekçi bir dış politika üretilmeli, aksi halde cebimizdeki tüm parayı versek bile Gazze sınırından içeri bir tek süt şişesi bile sokamayacağız.

"Ermenilerden Özür Diliyorum!"

Ece Temelkuran Gündem boş olunca, medya eline ne geçirirse kullanıyor.. Bir de işin içinde ünlü simalar varsa, işin sonu gelmek bilmiyor. Bir takım aydının techir maduru Ermenilerden özür dilemesinin bu kadar büyütülmesini de ben buna bağlıyorum. Aslında böylesine büyütülecek birşey yok ortada..

Kendi kadar güzel yazan bir yazarımız, Ece Temelkuran'ın da içinde olduğu isimler Ermenilerden "kendi adlarına" özür dilemişler. Bu noktada onlara birşey diyemem, sonuçta herkesin kendi adına özür dileme hakkı var. Bu noktada kararlarına saygı duyuyorum. Ve aslında, iş burada bitiyor. Ama medya bitirir mi, önüne gelene soruyor: peki siz özür diler misiniz? Sonrasında ise ister istemez herkes birşeyler diyor ve tartışma büyüyor.

Tarışma bu kadar büyümüşken, ben de ister istemez tartışmaya dahil oluyorum. Kendi kendime soruyorum, böylesine bir özür metninin altına imza arar mıyım? Atacağımı sanmıyorum, sonuç itibariyle dün de bugün de hiçbir sorun yaşamadım Ermenilerle. Onların haklarına sonuna kadar saygı gösterdim, onlar da benim haklarıma saygı gösterdiler. Özürü gerektirecek bir durum her iki taraf için de söz konusu olmadı, yani. Peki, yıllar yıllar öncesinde yaşananlar ve dökülen onca kan ne olacak? Dökülen kanlar beni, pek tabi, ilgilendiriyor ama ben kendimi kan döken veya kanı dökülen taraftan birisi olarak görmüyorum.. Bu noktada da kampanyanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Buna rağmen "keni adlarına" özür dileyen isimlerin birer vatan hainiymiş gibi sunulmasına da karşıyım. O insanlar, "kendi adlarına" özür dileme hakkına sahipler ve bu haklarını kullanmışlar. Doğrudur, yanlıştır.. Bence tam anlamıyla yanlış olmasa bile gereksizdir ama saygı duymaktan başka yapacak birşeyim de yok.

Not: Konu, Ermenistan ve Ermeniler olunca daha önce Ermenistan üzerine yazdığım iki yazım aklıma geldi. Bakmanızı öneririm: Ah Şu Ermenistan - I ve Ah Şu Ermenistan - II

Bitlis'te 5 Minare, Beri Gel Oğlan Beri Gel..

Bitlis TRT 2 ekranlarında izledim, bir spiker Bitlis'li çocuklarla Bitlis'e dair sorular soruyordu. Söz dündü dolaştı, hepimizin bildiği "Bitliste 5 minare.." diye başlayan türküye geldi. Spiker şakayla karışık, haydi say bakalım şu 5 minareyi dedi.. Ufaklık ciddiye almış olacak ki, bulundukları tepeden parmağıyla da göstererek saymaya başladı: Ulu Camii Minaresi, Şerefiye Camii Minaresi..

Sunucu çocuğun teker teker saymasından olacak, şaşırarak sordu bu türkünün öyküsünü. Çocuk hevesle alatmaya başlıyordu ki yanındaki arkadaşı atıldı hemen. Bir çırpıda anlattı zamanında nasıl olup da bir babanın böylesine bir ağıt yakabildiğini.. O güzel çocuğun anlatımından aklımda kaldığı şekilde paylaşıyorum:

Bitlis birinci dünya savaşı öncesinde nüfusu otuz binleri aşan bir yerleşim yeridir. Fakat savaşın olumsuz şartlarına dayanamayan insanlar birer birer Bitlis'i terk etmeye başlarlar. Nüfus kısa sürede iki, üç bin seviyelerine kadar düşer. Tüm bunlardan habersiz, düşmanla canı pahasına savaşan Bitlis'li bir baba ve oğul memleketlerine dönerler. Geride eşlerini, kız kardeşlerini, neleri varsa bırakmış ve savaşmışlardır. Baba tüm bunları kaybetmiş olabileceğini bildiğinden olsa gerek, şehre girmeye cesaret edemez. Oğlun'a söyler. Oğlum, git bak Bitlis'e der.. Oğul tepeyi aşar ve görür Bitlis'in harabeye dönmüş o korkunç halini. Döner babasını ve der ki, "Bitliste kalmış ayakta, sadece 5 minare.." İşte o anda herşeyini ve belki de en önemlisi var olduğu toprağı kaybeden baba başlar ağıdını yakmaya, oğluna haykırır gitme, beri gel diyerek: "Bitlis'te 5 minare, beri gel oğlan beri gel.."

İşte bu acıdır, acının en saf halidir..

Sınırda Savaş: Rusya, Gürcistan'a Girdi..

Rusya Başlık, yeteri kadar açık: Rusya, Gürcistan'a girdi.. Zaten gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkelerin kadari bu. Ya ABD girer, ya Rusya.. Gürcistan'a bugün Rusya giriyor, daha öncesinde ABD'nin yaptığı Turuncu devrimi kızıla çevirmek için..

Gelen haberlere bakılırsa, başkent Tiflis bile Rus uçaklarının bombalarından nasibini almış. Bombardıman hala sürüyormuş, tabii bu sırada Rus uçakları da düşürülmüyor değildir. Ayrıca 150 tam donanımlı Rus tankı da Gürcistan sınırını delerek Tiflis'e doğru ilerlemeye başlamış. 

Hal böyle, Yunanistan ve Bulgaristan dışındaki tüm komşularımızda barut ve kan kokusu hakim olacak gibi. Elbette, çok üzücü bir durum.. Beni korkutan ise bu kandan ve baruttan bizim de etkilnebilecek olmamız. Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili CNN International'a yaptığı açıklamada ABD'den yardım talebinde bulunmuş. Umarım ABD, bu yardımı Türkiye aracılığıyla yapmaya kalkmaz. Bu ihtimal beni korkutuyor, çünkü Gürcistan ordusunu TSK yetiştirdi. Bu savaşın içine şu sıralarda, her ne olursa olsun girmemeliyiz, Rusya büyük bir orduya sahip.. Şu sıralarda ABD kimseyi, kolay kolay Rus gazabından koruyamaz..

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğim, bakalım bu savaşta kazanan kim olacak? ABD mi Rusya mı? Gürcistan'ın kazanma ihtimali zaten yok..

Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..

dostluk Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..

Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."

Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..

Güzel Günler Göreceğiz, Güneşli Günler..

Ortadoğu

Bugün dünyanın hemen her yerinde çocuklar istismar ediliyor, savaşlarda kanları dökülüyor çocukların. Çocuklarımız çalıştırılıyor, kocaman makinalarında fabrikaların. Kendini uygar sayan devletler bombalıyor, çocuklarımızı. Ortadoğu'da çocuklarımız ölüyor. Yaşadığımız tüm sunni gerginlikler, kutuplaşmalar bu çocukların bir tek damla kanı göz önünde alındığında ne kadar da önemsiz kalıyor?! Bugün Ortadoğu'da çocuk kanı, çocuklarımızın kanları dökülüyor! Çocuklarımız acı çekiyor, ölüyor! Buna bir dur demeli, artık bi'şey yapmalı! Çocuklarımız artık güzel günler görmeli, güneşli günler.. Motorları sürebilmeli çocuklar, maviliklere..

Yeni Yılla Savaş Başlıyor..

elecek_dünya İlköğretimin sonlarına doğru Tarih dersinde, çok sönük bir dönemde yaşadığım için üzüldüğümü; oysa dünyada birşeylerin değiştiği, tarih kitaplarının satırlarına kazınacak olayların olduğu bir dönemde var olmak istediğimi söylemiştim. Tarih hocam buna şaşırdı, garipsedi söylediklerimi.. Sanırım mantıklı da bulmadı..

Bugün gelinen noktada gözümün önünde tek bir somut gerçek var: O yıllarda hiç de ileri görüşlü değilmişim! Görememişim benim ve akranlarımın büyük değişimlere, büyük savaşlara sahne olacak bir coğrafyada yaşlanacağını. Evet, artık savaş başlıyor..

Pakistan'da savaşın fitili ateşlendi, Butto katledildi. Ardından, malumunuz: iç karışıklıklar, kan, göz yaşı ve acı..

Türkiye'de de istikrar uslu çocuk olup olmamakla alakalı. Uslu çocuk olduğumuz sürece huzur içinde kaybedeceğiz yavaş yavaş.. Başımızı diktiğimiz sürece dökülecek kanlarımız toprağa, 12 şehidimizin kanının döküldüğü günlerdeki gibi..

Ne olacak, nasıl olacak ve en önemlisi biz ne olacağız; bilemiyorum. Beynimde oluşan gelecek imgesi, kapalı kurşuni bir sonbahar havası.. Bu havayı gerçek hayatta çok severim, garip ama içimde bir heyecan ve farklı bir güç oluşur bu tür havalarda..

Tarihin sayfaları neslime açılıyor: bu acı demek, göz yaşı demek, kan demek. Tarih, bize gösterilen tarih, kandan ibaret. Gelecek günlerde, çok farklı duygular kaplayabilecek bedenlerimizi: daha önce hiç yaşamadığımız duygular yaşayabilecek artık bedenlerimiz. 

Napoleon; fırsat olmadan kabiliyet işe yaramaz, demiş. Artık neslim için bir fırsat var, kabiliyetimizi ortaya koymak için bir fırsat. Sinemada izlediğimiz o malum değişim atmosferinde olmak ve birşeylerin değişmesi veya değişmemesi için savaş verme imkanını tarih neslime bahşetti.. Teşekkür mü etmeli, küfür mü? Bilmiyorum. Heyecanlıyım, meraklıyım. Çok üzülmek  de istemiyorum ama..

Sözün özü, 2008 Türkiye için bir savaşım yılı olacak. İçeride ve dışarıda birileri savaş verecek. İç politikada yönetim savaşı verilecek, dış politikada sınır savaşı.. Umarım her iki savaşı da TSK kotarabilir?!

Plan Yapma Plan

ismail_turut Birileri yine yazmış, karalamış, küfür etmiş...

Olayın üzerinden çok zaman geçtiğinin farkındayım ama bu bilinçli bir gecikme. Birşeyleri sıcağı sıcağına yazmak, çoğu zaman hatalara sebep oluyor ve ben beklemenin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Bugün burada İsmail Türüt denen zatı karalamak veya sözlerin sahibine hakaretler düzmek gibi bir amacım yok, sadece üzüldüğümü yazmak istiyorum. Evet, üzülüyorum; bu ülkede milliyetçiliğin hala bu kadar basit yapılmasına, çocukça şiirler yazılmasına üzülüyorum. Ey milletim, hiç ama hiç kalifiye değilsin! Ne komünistimiz komünist, ne faşistimiz faşist ve de şeriatçımız şeriatçı! Hiçbirimiz tam birşey olamadık bunca zamandır. Batıdan ve doğudan gelen rüzgarları algılamaya çalıştık; anladığımızı, anladığımız kadar bolca da şovenizm katarak uygulamaya kalktık...

Gelinen nokta bence çok acı! İslami kökenli denen iktidar partisi Irak'ta verilen müslüman canları, aşağıya çekilen İslam bayrağını görmüyor. Daha önceleri de şehitlerimizin katilini birileri asamamışlardı, daha dün hiç o günleri hatırlamadan millete ip attılar. Sözün özü şudur: Fazla şovenist ve bir o kadar da boşuz. Boş başak tanesi gibi dikiliyoruz ama hiçbir değerimiz yok. Acı ama gerçek...

Yine Mimlenmişiz, Mevzu Mutluluk

mutluluk Efendim gün geçtikçe mimlenmeye devam ediyoruz, artık yavaş yavaş şu blog dünyasında da varlığımızı göstermeye başladık yani. Sağolsunlar dostlar bizleri unutmuyorlar ve bol bol mimliyorlar. Pek çoğuna cevap veremesek de konu mutluluk olunca hemen işe koyulduk. Ne de olsa mutluluk hakkında bizim de yazacağımız bir iki satır var...

İlk olarak şunu belirteyim: insanın tam olarak mutlu olamayacağına inanan bir insanım. Ya da bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum, mutlu insandan pek birşey olacağını sanmıyorum. Hayatta tüm kazanımlarımı büyük acıların ardından elde etmemin böyle düşünmemde etkisi elbet büyük. Bu sebepten Gazozz dostumun mutluluğun resmi mimine mutlu bir insan değil de, mutlu bir hayvan ile eşlik ediyorum.

Bu noktada mutluluk karşıtı bir tutum sergilediğim yargsının çıkartılmasını istemem. Elbette her insan mutlu olmayı hak eder ve bu uğurda elinden geleni yapar. Ancak, tarih ve bugün göz önüne alındığı taktirde mutlu olmak için pek az seebimiz olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Şu kavonoz dipli dünyada gülmektense ağlamak daha insanca. Birileri bol bol gülüyorlar zaten, mutlu insan kontenjanı fazlasıyla dolmuş vaziyette. Ben de ağlayan kontenjanına kaydımı yaptırıyorum ve Irak'a düşen her bombada, açlıktan yiğtip giden her canda gözlerimi yaşlarla meşk ettiriyorum. Böylelikle insanlığın namusunu bir nebze olsun kurtardığıma inanıyorum. Bu sebeptendir ki herkesi ağlamaya davet ediyor, insanın ağladığı zaman daha insan olduğuna inanıyorum...

Lafı ve felsefeyi uzatmadan biz mim dalgamıza geri dönelim. Adet yerini bulsun, ben de bu mimi Doğancan Ülker'e ve Pasaj Blog'a paslayayim. Bakalım onlar mutluluğun resmini veya benim gibi fotoğrafını sizlere sunacaklar mı? Bekleyelim, görelim...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.