Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

6 tane "savaş" etiketli yazı bulundu "savaş" tagli diger ogeler resimler , videolar

Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..

dostluk Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..

Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."

Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..

Güzel Günler Göreceğiz, Güneşli Günler..

Ortadoğu

Bugün dünyanın hemen her yerinde çocuklar istismar ediliyor, savaşlarda kanları dökülüyor çocukların. Çocuklarımız çalıştırılıyor, kocaman makinalarında fabrikaların. Kendini uygar sayan devletler bombalıyor, çocuklarımızı. Ortadoğu'da çocuklarımız ölüyor. Yaşadığımız tüm sunni gerginlikler, kutuplaşmalar bu çocukların bir tek damla kanı göz önünde alındığında ne kadar da önemsiz kalıyor?! Bugün Ortadoğu'da çocuk kanı, çocuklarımızın kanları dökülüyor! Çocuklarımız acı çekiyor, ölüyor! Buna bir dur demeli, artık bi'şey yapmalı! Çocuklarımız artık güzel günler görmeli, güneşli günler.. Motorları sürebilmeli çocuklar, maviliklere..

Yeni Yılla Savaş Başlıyor..

elecek_dünya İlköğretimin sonlarına doğru Tarih dersinde, çok sönük bir dönemde yaşadığım için üzüldüğümü; oysa dünyada birşeylerin değiştiği, tarih kitaplarının satırlarına kazınacak olayların olduğu bir dönemde var olmak istediğimi söylemiştim. Tarih hocam buna şaşırdı, garipsedi söylediklerimi.. Sanırım mantıklı da bulmadı..

Bugün gelinen noktada gözümün önünde tek bir somut gerçek var: O yıllarda hiç de ileri görüşlü değilmişim! Görememişim benim ve akranlarımın büyük değişimlere, büyük savaşlara sahne olacak bir coğrafyada yaşlanacağını. Evet, artık savaş başlıyor..

Pakistan'da savaşın fitili ateşlendi, Butto katledildi. Ardından, malumunuz: iç karışıklıklar, kan, göz yaşı ve acı..

Türkiye'de de istikrar uslu çocuk olup olmamakla alakalı. Uslu çocuk olduğumuz sürece huzur içinde kaybedeceğiz yavaş yavaş.. Başımızı diktiğimiz sürece dökülecek kanlarımız toprağa, 12 şehidimizin kanının döküldüğü günlerdeki gibi..

Ne olacak, nasıl olacak ve en önemlisi biz ne olacağız; bilemiyorum. Beynimde oluşan gelecek imgesi, kapalı kurşuni bir sonbahar havası.. Bu havayı gerçek hayatta çok severim, garip ama içimde bir heyecan ve farklı bir güç oluşur bu tür havalarda..

Tarihin sayfaları neslime açılıyor: bu acı demek, göz yaşı demek, kan demek. Tarih, bize gösterilen tarih, kandan ibaret. Gelecek günlerde, çok farklı duygular kaplayabilecek bedenlerimizi: daha önce hiç yaşamadığımız duygular yaşayabilecek artık bedenlerimiz. 

Napoleon; fırsat olmadan kabiliyet işe yaramaz, demiş. Artık neslim için bir fırsat var, kabiliyetimizi ortaya koymak için bir fırsat. Sinemada izlediğimiz o malum değişim atmosferinde olmak ve birşeylerin değişmesi veya değişmemesi için savaş verme imkanını tarih neslime bahşetti.. Teşekkür mü etmeli, küfür mü? Bilmiyorum. Heyecanlıyım, meraklıyım. Çok üzülmek  de istemiyorum ama..

Sözün özü, 2008 Türkiye için bir savaşım yılı olacak. İçeride ve dışarıda birileri savaş verecek. İç politikada yönetim savaşı verilecek, dış politikada sınır savaşı.. Umarım her iki savaşı da TSK kotarabilir?!

Plan Yapma Plan

ismail_turut Birileri yine yazmış, karalamış, küfür etmiş...

Olayın üzerinden çok zaman geçtiğinin farkındayım ama bu bilinçli bir gecikme. Birşeyleri sıcağı sıcağına yazmak, çoğu zaman hatalara sebep oluyor ve ben beklemenin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Bugün burada İsmail Türüt denen zatı karalamak veya sözlerin sahibine hakaretler düzmek gibi bir amacım yok, sadece üzüldüğümü yazmak istiyorum. Evet, üzülüyorum; bu ülkede milliyetçiliğin hala bu kadar basit yapılmasına, çocukça şiirler yazılmasına üzülüyorum. Ey milletim, hiç ama hiç kalifiye değilsin! Ne komünistimiz komünist, ne faşistimiz faşist ve de şeriatçımız şeriatçı! Hiçbirimiz tam birşey olamadık bunca zamandır. Batıdan ve doğudan gelen rüzgarları algılamaya çalıştık; anladığımızı, anladığımız kadar bolca da şovenizm katarak uygulamaya kalktık...

Gelinen nokta bence çok acı! İslami kökenli denen iktidar partisi Irak'ta verilen müslüman canları, aşağıya çekilen İslam bayrağını görmüyor. Daha önceleri de şehitlerimizin katilini birileri asamamışlardı, daha dün hiç o günleri hatırlamadan millete ip attılar. Sözün özü şudur: Fazla şovenist ve bir o kadar da boşuz. Boş başak tanesi gibi dikiliyoruz ama hiçbir değerimiz yok. Acı ama gerçek...

Yine Mimlenmişiz, Mevzu Mutluluk

mutluluk Efendim gün geçtikçe mimlenmeye devam ediyoruz, artık yavaş yavaş şu blog dünyasında da varlığımızı göstermeye başladık yani. Sağolsunlar dostlar bizleri unutmuyorlar ve bol bol mimliyorlar. Pek çoğuna cevap veremesek de konu mutluluk olunca hemen işe koyulduk. Ne de olsa mutluluk hakkında bizim de yazacağımız bir iki satır var...

İlk olarak şunu belirteyim: insanın tam olarak mutlu olamayacağına inanan bir insanım. Ya da bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum, mutlu insandan pek birşey olacağını sanmıyorum. Hayatta tüm kazanımlarımı büyük acıların ardından elde etmemin böyle düşünmemde etkisi elbet büyük. Bu sebepten Gazozz dostumun mutluluğun resmi mimine mutlu bir insan değil de, mutlu bir hayvan ile eşlik ediyorum.

Bu noktada mutluluk karşıtı bir tutum sergilediğim yargsının çıkartılmasını istemem. Elbette her insan mutlu olmayı hak eder ve bu uğurda elinden geleni yapar. Ancak, tarih ve bugün göz önüne alındığı taktirde mutlu olmak için pek az seebimiz olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Şu kavonoz dipli dünyada gülmektense ağlamak daha insanca. Birileri bol bol gülüyorlar zaten, mutlu insan kontenjanı fazlasıyla dolmuş vaziyette. Ben de ağlayan kontenjanına kaydımı yaptırıyorum ve Irak'a düşen her bombada, açlıktan yiğtip giden her canda gözlerimi yaşlarla meşk ettiriyorum. Böylelikle insanlığın namusunu bir nebze olsun kurtardığıma inanıyorum. Bu sebeptendir ki herkesi ağlamaya davet ediyor, insanın ağladığı zaman daha insan olduğuna inanıyorum...

Lafı ve felsefeyi uzatmadan biz mim dalgamıza geri dönelim. Adet yerini bulsun, ben de bu mimi Doğancan Ülker'e ve Pasaj Blog'a paslayayim. Bakalım onlar mutluluğun resmini veya benim gibi fotoğrafını sizlere sunacaklar mı? Bekleyelim, görelim...

Zozo - Savaş Bir Çocuğua Hiç Yakışmaz

zozo Öylesine plansız, programsız; neler gelmiş neler gitmiş diye film satan her zamanki mekanıma gittim. Klasik diyalogların ardından yeni neler gelmiş, neler gitmiş bakmaya başladım. Doğru düzgün birşeyler bulamayınca da arda kalan sayfalara tekrar göz atmak istedim ve ZOZO ile karşılaştım. Film hakkında herhangi bir bilgim olmadığı için filmin afişine yumuldum uzunca bir süre. Sonra filmden anladığını düşündüğüm, ama şimdi anlamadığını bildiğim çocuğa filmi sordum; ağabey nedcen onu, klasik savaş filmi işte yorumunu aldım. Eve gelip bilgisayarımın başına kurulunca Zozo'nun klasik bir savaş filmi olmadıını, mükemmel denilebilecek bir film olduğunu gördüm...

Film Lübnan'dan İsveç'e kadar uzanan güzel bir öyküye sahip. Oyuncuları da bir o kadar iyi, özellikle Zozo karakterini canlandıran Imad Creidi'ye aşık oldum diyebilirim. Bir çocuk bu kadar mı şirin olur, rolünü bu kadar mı iyi oynar?

Film savaşın acısını gözler önüne seriyor. Savaşın insan hayatından neleri aldığını, insan hayatında ne kadar var olduğunu gösteriyor bizlere... Nitekim Zozo da Lüban'ın o iğreti savaş havasından kurtulup İsviçre'de yaşamaya başlayınca yeni bir savaşın içine giriyor.  Onlardan olmadığı için dışlanıyor, dayak yiyor; diliyle alay ediliyor, bir an önce İsveççe öğrenmesi dikte ediliyor. Burada görüyoruz ki İnsan her zaman anlamsız savaşlar içine düşüyor, savaşların içerisinden kurtulamıyor...

Filmin bana çok önemli bir kazanımı da Arapça oldu, Arapça'yı bu güne kadar Arapça nedir bilmez hocalardan, hırıltılarla dinlediğimiz için Arapça'nın ne kadar güzel bir dil olduğunu fark edememişim. Filmde Arapça'nın aslında kulağa ne kadar da hoş gelebildiğini gördüm. Tüm bunlar ve çok daha fazlası için filmin senaristi ve yönetmeni olan Josef Fares'e debir teşekkür borçuluyum, hayatımda güzel bir film izleme imkanı sağladığınız için teşekkürler Josef Fares.

Sözün özü bu filmi izlemeden ölmeyin. Gerçekten kaliteli bir uluslararası yapım. Sadece filmin müzikleri için bile bu film alınır ve izlenir...

Fotograf:  http://www.moviezine.se/filmbilder/020/zozo.jpg

The Rise of Sodom and Gomorrah - Therion
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.