Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 tane "seçim" etiketli yazı bulundu "seçim" tagli diger ogeler resimler , videolar

AKP, 5.5 Yılda Yaklaşık 6 Milyon Ton Kömür Dağıttı! Yok Yaa..

Kömür "Ne var şimdi bunda" mı diyorsunuz? Ya da "Vay be devletin parasıyla utanmadan oy toplamışlar" mı? Siz ne diyorsunuz bilmiyorum ama MHP'li iki milletvekili bu kömür dağıtım işini "yanlış" bulmuş olacaklar ki meclise Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in cevaplandırması talebiyle bir soru önergesi sunmuşlar. Sorukları soru, özetle şu: AKP halka ne kadar kömür dağıttı?

Hilmi Güler, yaptıklarının bir hizmet olduğuna inandığından olsa gerek büyük bir mutlulukla cevaplamış MHP'li iki vekilin soru önergesini: Evet, 5.5 yılda yaklaşık 6 milyon ton kömür dağıttık. Bunun değeri de 1 milyar 86 milyon 958 bin YTL'dir, demiş. Ben olsam, ben de bir hizmet yaptığım inancıyla bu açıklamayı yapardım. Ne de olsa kullanılan kaynak, bana emanet edilmiş olan devletin kaynağı. Kaynağı kanalize ettiğim yön ise vatandaş. Bunda, garipsenecek herhangi birşey yok. Vergilerin halka; yol, su, elektrik olarak olmasa da kömür olarak dönemesinden ibaret bu süreç..

İşte bu noktada AKP'yi eleştirenleri anlamıyorum. Tamam, belki etik değil ama oyunun kuralı böyle.. Halk üç kuruşluk kömür, beş kuruşluk erzak paketi istiyor; gerisini önemsemiyor. Bu istediklerini kim halka verirse, halk onun yanında oluyor. AKP sadece devletin kaynaklarını da kullanmıyor, yeşil sermayeyi de bu tür sosyal yardımlara kanalize ediyor. Şehirleri mahalle mahalle ele alıyorlar. CHP Ankara sınırlarını aşamazken, onlar en kıyıda köşede kalmış şehirlerin mahallelerinde çalışıyorlar.

Fakir aileleri saptıyorlar, erzak yardımları yapıyorlar, zeki çocuklarını dersanelerinde üniversiteye hazırlıyorlar, sonrasında kendi sermaye gruplarında işveriyorlar. Hayatın içine giriyorlar, her yerlerde yurtları, dersaneleri var. Peki ya CHP, MHP ne yapıyor? Hayatın içinde ne kadar görebiliyoruz onları?

Bugün Türkiye'de AKP baskınsa, bunu sadece dış güçlere bağlamak kolaycılık olur. Bugün Türkiye'de AKP baskındır, çünkü çalışmıştır.. Çok rahat çalışmalar yürütmüştür çünkü meydanı boş bulmuştur. Bugün de meydan boştur. Meydanı boş bırakan muhalefet, Türkiye'yi altın tepside AKP'ye sunmuştur. Bu sebepten kimse AKP'yi suçlamasın, suçlu olan kömür dağıtan AKP değil, kömür dağıtmayan CHP' ve diğer partilerdir..

Hak ve Eşitlik Partisi Geliyor.. Pamukoğlu Yeni Parti Kuruyor..

Osman Pamukoğlu Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, toplumun yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaptığı operasyonlarla PKK terörüne çok ağır darbeler indirmiş ama "nedense" TSK içerisinde yükseltilmemiş bir komutan. Görevi sonrası yazdığı kitaplarla ve çalışmalarla verdiği savaşı sürdüren Pamukoğlu, bugün bu çalışmalarını bir parti çatısı altında sürdüreceğini açıkladı. Partinin adı, Hak ve Eşitlik Paritisi (HEP), amblemi ise kırmızı bir zemin üzerine sarı güneş ve güneşi delip geçen bir Anadolu kartalı olacakmış.

Osman Pamukoğlu'nun kitaplarının bir kaçını okumuş ve Serdar Akinan'la yaptığı "Kan Uykusu" programlarını baştan sona izlemiş birisi olarak, Paşama politikada da başarılar diliyorum. Böylesine büyük başarılara imza atmış, yapılmaz denilenleri yapmış bir insan, umarım politikada da geleneğini bozmaz. Siyasal konjonktür ne gösterir bilinmez ama Pamukoğlu'nun büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Vatana millete, bir parti daha kazandırıldı; umarım hayırlı olur..

Son olarak Pamukoğlu'nun askerlerine söylediği bir sözü ona hatırlatarak yazıyı bitiriyorum: "Bu ne bitmez bir yolmuş deme, bitmedik yok yok. Bu ne aşılmaz dağmış deme, aşılmadık dağ yok." Yolun açık olsun Osman Pamukoğlu..

Not: Osman Pamukoğlu'nun parti kuracağı haberi internete düştüğü vakit Hürriyet internet yayını bu haberin yanında bir paşamızın haberini daha veriyordu: Org. Yaşar Büyükanıt. Hürriyet halka şunu soruyordu, "Büyükanıt'tan Spor Yazarı Olur Mu?". Hal böyle olunca insan üzülerek, ister istemez şunu söylemek zorunda kalıyor: Paşa var, paşa var; paşadan paşaya çok büyük farklar var. Ben futbol yorumcusu paşa istemiyorum. Ne hallere düştük yahu?!

21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece, Seçtirmece..

Demokrasiler, kuşkusuz çağımızın en gelişmiş yönetim biçimi olarak görülüyor. Dünyanın hemen her yerinde demokrat olma iddiasında yüzlerce hükümet var. İşin temel felsefesi halkın kendi kendini yönetmesi olarak lanse edildiği için, bu hükümetler için de meşruluk zemini oluşturuyor zaten.

Peki işin ana felsefesinde, teorisinde geçerli olan "halkı kendi kendinin yönetmesi" mevzusu pratikte de geçerli mi? Ben uzun yıllar geçerli olduğunu sanıyordum, fakat bugün gelinen noktada bunun tatlı bir serap olduğunu görebiliyorum. Onlar, her kimlerse artık, bizlere istediğimizi seçme hakkı vermiyorlar. İstediklerini seçip bizim önümüze koyuyorlar, onların istedikleri dışında kimseyi seçme hakkımız da olmuyor. İş bununla da bitmiyor, seçtiklerini öyle bir ayarlıyorlar ki biz onların en fazla istediği kişiyi seçiyoruz: hem de hiç farkında olmadan. Örneğin onlar Ahmet adında bir zatı seçtirmek istiyor, Ahmet'in karşısına da Mehmet ve Hüseyin'i aday gösteriyorlar. Müslüman bir ülkede yaşadığımız ve kültür değerlerimiz belli olduğu için olası tepkilerimizi de göz önüne alarak seçiliyor bu Mehmet'ler ve Hüseyin'ler.. Örneğin Mehmet ateist oluyor, ya da Hüseyin eşcinsel oluyor. Toplum Mehmet ve Hüseyin'in değerleriyle uyuşmadığı için, haliyle Ahmet'i yani seçmek zorunda kalıyor. Ahmet aslında seçilecek bir adam olmasa bile, halkın gözünde "kötünün iyisi" olduğu için seç(tir)iliyor.

Bugün Türkiye'de mevcut hiçbir adaya oy vermeyi düşünmeyen kararsızların oranı en fazla oyu alacağı düşünülen AKP'nin oranından bile fazla. İşte bunun altında yatan sebep de birilerinin oynadığı "kötünün iyisini" seçmece, seçtirmece oyunu..

Abdüllatif Şener AKP ile Yollarını Ayırdı..

Abdüllatif Şener AKP'nin son zamanlardaki muhalif ismi Abdüllatif Şener bugün AKP ile yollarını resmi olarak ayırdı. Yaşanan bu istifa uzun zamandır Abdüllatif Şener ve AKP arasındaki soğukluktan ötürü bekleniyordu. AKP artık yoluna Abdüllatif Şener'siz devam edecek.. Şener ise yeni parti kurma çalışmalarına başlamış.. Yakın zamanda Şener'in partisini de göreceğiz. Muhtemelen merkezde bir parti kurulacak ve halka da huzurlu günler vaat edilecektir. Ben bu noktada TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğu veya ATO Başkanı Sinan Aygün gibi isimleri de kurulacak parti içinde doğrudan ya da dolaylı yöneticiler olarak görüyorum.

Şu an içinde bulunduğumuz güncel politik süreçte Abdülatif Şener çok büyük bir potansiyel arz ediyor. Merkez sağdan ve hatta soldan oldukça fazla oy potansiyeline sahip. Yanına da güçlü isimler alabilirse yakın zamanda Türkiye'nin en güçlü isimleri arasında Abdüllatif Şener'i de görebiliriz.. Kendisi ılımlı ve kucaklayıcı bir politika vaat ediyor ve şu an Türkiye'nin en önemli ihtiyaçları arasında bunlar da var..

Tabii politika çok taraflı olguları içerisinde barındırıyor. Önümüzdeki dönemde güncel politikamıza sadece Abdüllatif Şener ve partisi dahil olmayacak. Tuncay Özkan ve daha pek çok isim de yeni parti kurma çalışmaları sürdürüyor. Tüm bunları da dikkate alıp, geleceğe dair detaylı bir politik analiz yapılmalı.. Ayrıca mevcut partiler içerisinde de kemik oylarını koruyacak partiler olacaktır. CHP ve MHP büyük ihtimalle kısa ve orta vadede oy oranlarını koruyacaklardır. DP ve benzeri partiler de Tansu Çiller ya da Mesut Yılmaz gibi isimlerle eski günlerine yaklaşabilirler..

Görünen o ki önümüzdeki süreç iki ideolojinin çarpışmasından ziyade çok taraflı bir uzlaşmaya gebe.. Halk sağda ve solda alternatif arayışında, kamuoyu analizlerindeki kararsızların oranı bunun en önemli göstergesi. Artık birileri bunu ciddiya almış olacak ki sağda, solda ve hatta merkezde alternatifler yaratmaya çalışıyor.. Umarım hepsi vatana millete hayırtlı olur..

Yurdum İnsanı Kaos Cumhuriyeti'nden Sıkıldı!

İnsanlar artık tüm olup biten politik çekişmeden, göz altılardan ve davalardan sıkıldı. Bunu sadece gözlemlerime dayanarak söylemiyorum, kamuoyu araştırmalarını dikkate alarak söylüyorum. Son olarak Adil Gür'ün başında olduğu bir ekip Haber Türk için bir politik anket düzenlemiş. Araştırma sonucu kararsızların oyu AKP'nin toplam oyundan bile fazla: %30.. AKP ise ancak %29'luk bir orana sahip.. (Kararsızlar dağıtılmadan.)

Bu noktada artık herkes şu gerçeği görmeli: Halk karmaşadan yoruldu artık. Kime güveneceğini bilemiyor; yargıya şüpheyle bakıyor, askere şüpheyle bakıyor, oy verdiği politikacıya şüpheyle bakıyor.. Halk tutar bir dal arıyor ama fırtınada tutunacak bir dal bulamıyor!.. Bu noktada devletin her kurumuna iş düşüyor. Herkes biraz olsun durulup düşünmeli, aklı selim hareket etmeli.. Özellikle de AKP oturup düşünmeli, halkın artık gerginlikten sıkıldığını görebilmeli. Bunu görebilmeli çünkü kendi oyları eriyor.. Her geçen gün kamuoyu araştırmalarındaki tahmini oy oranı düşüyor.. AKP marjinalleştikçe kaybediyor..

Sözün özü; artık herkes şu çekişmelere bir son vermeli. Halk kaos istemiyor, halk daha mutlu ve huzurlu bir hayat istiyor..

Almanya: Ali Bana Sulanma!

almaya Demokrasilerde seçimler savaş olarak algılandığı sürece, adaylardan ahlaklı bir tavır beklemek de zorlaşıyor. Ama herşeyin bir sınırı olmalı, örneğin aşırı sağcı REP benim yurdum çocuklarıma sapık muamelesi yapamamalı! Seçim afişinde yurdum gencini kastederek "Ali bana sulanma" diyememeli, dedirtmemliyiz! Ali yapmaz demiyorum, belki yanlışlar da yapıyordur Ali'lerimiz ama bizim Ali'ler hiçbir zaman aileler olan bir binayı kundaklamadı! Bizim Ali'lerimiz Almanlar gibi soykırım yapmadı!

Bugün gelinen noktada görüyoruz ki, politik mesajlar halk tarafından verilen dozajın kat ve kat üstünde algılanıyor. Alman kızı "Ali bana dokunma." diyor, Hans da bunu "Git Ali'yi yak!" olarak algılıyor. Olan bizim canlarımıza oluyor, üzülüyorum.. Buna hep bir ağızdan net bir tepki koymalıyız! Gerekirse protestolar düzenlemeli, sokaklara dökülmeliyiz. Almanya'daki gurbetçilerimizin arkasında her zaman olduğumuzu göstermeliyiz. Ve bu arada, tükürmeliyiz birilerinin suratlarına: yurdum insanını elin Alman'ına hizmet etmek zorunda bıraktığı için!

Toprak Olmak ya da Olmamak!

çocuk7 "Ellili yıllarda Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında, Yahya Kemal'i en yeni şiirleri yayınlanırmış. Yahya Kemal öldüğünde cenazesinin ardında bir insan seli halinde akmış insanlar. İstanbul'da dükkanlar kapanmış. Kitapçılar vitrinlerine üstadın resimlrini asmışlar... Toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir." yazıyordu Necati Güngör, Kaçakyayın'ın bilmem hangi sayısında.. Bugün gelinen noktada aldığım eğitimin de sayesine bu satırları daha iyi okuyabiliyorum. Evet, torpak gibiyiz ve bu de edilgenliğimizdir bizim. İnsan toprak gibi olmamalıdır, çünkü insan işlenecek bir metaryalden farklıdır; yani insan doğadaki taştan, ağaçtan veya demirden farklı olmalıdır!

Temennilerim bu yöndeydi ama yanıldığımı görüyorum artık. İnsan fazlasıyla edilgen, insan hayatının çok az bir noktasında etken olabiliyor ve o noktalar da edilgenliği arasında yok olup gidiyor. Şunu bir düşünsenize; bu ülkenin nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman. Eğer bu insanları birer bebekken ailelerinden alıp Hristiyan ailelere devşirseydik, çok çok büyük bir bölümü muhtemelen Hristiyan olacaklardı! E o zaman nerde kaldı, insanın etkenliği?!

Edilgeniz, hem de fazlasıyla! İşte bu noktada da eleştirisel bakış önem kazanıyor. Eleştirdiğimiz kadar etken, daha doğrusu kendimiz olabiliyoruz! Bu sebepten eleştirmeli inandığımız herşeyi! Hatta ilk başta en doğru bulduklarımızı, en inandıklarımızı eleştirmeliyiz. Aksi halde Kur'an bile okumadan kendini Müslüman sanan, dininden bir haber Allah Allah nidalarıyla insanları yakan birer zerzavat olmaktan ileri pek gidemeyiz. Belki kendinizi kandırabilir ve gönül rahatlığıyla günlerinizi geçirebiliriz ama unutmayın ki inandığınız Tanrı İslam'a göre de diğer dinlere göre de kanmaz! İslam'ı veya herhangi bir dini, hatta ideolojiyi kendi seçtiğimiz oranda sahiplenebiliriz! Hatta şunu da deneyimlerim bana gösterdi ki: anadan doğma Müslüman olan bir zatla, Hristiyan veya Yahudi dömesi bir Müslüman arasında dağlar kadar inanç farklı var! İnsan seçtiği şeye inanır, seçtirildiği değil! Bu noktada herkese okumak düşüyor, dinini aklının süzgecinden geçirmek ve o zaman da hala aynı şevkle inanıyorsa gerçek Müslüman olmak düşüyor, bilmem anlatabildim mi?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.