| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 "siyaset bilimi" etiketi kullanan gönderi "siyaset bilimi" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

Tarih Yazmak? Masal Yazmak?

Oxford İnsanlar inanıyorlar; insanlar duydukları, okudukları hemen herşeye sorgusuz sualsiz inanıyorlar. Çünkü daha düşünmeye, idrak etmeye başlamadan anlatılıyor çocuklara masallar.. Çocuklar kendileri için yazılmış olana, büyükler ise daha bir dikkatle kaleme alınmış masallara inanıyorlar..

Tarih.. Kimilerine göre değişmez gerçekler sunar, kimilerine göre ise sadece bir masaldan ibarettir o ciltlerce anlatılmış tarih.. İnanmak ya da inanmamak insana ait bir karardır ama genellikle insanlar bu kararı verecek yeterlilikte olamazlar. Ne veriliyorsa genellikle ve sadece onu alır insan.. Hal böyleyken tarihi eleştirmek bir avuç insana düşüyor. Onlar eleştiriyorlar, alabildiğine..

Ne gariptir, İngiliz dilinde "tarih"e "history" denilmesi? İlginçliği nerede bunun, diyorsanız; açayim kelimeyi: hi-story.. "hi" yüksek anlamında, "story" ise bildiğiniz öykü ya da masal.. Yüksek bir masaldan ibaret olabilir mi tarih? Daha açık bir şekilde sorayim; bir masaldan ibaret olabilir mi tarih?

Tamamen olacağını iddia etmek güç.. Yaşanmış, kayıtlara geçmiş onca belge varken bunu idda etmek gülünç olur. Ama şunu da söylemek gerekiyor, her tarih içinde olabildiğince masal barındırıyor.. İnsanlar büyüseler bile hala masallarla endoktrine ediliyorlar, ne garip değil mi?

Eğitimin Uyuşturma İşlevi ve Politikbilim

olitik bilim kapak(1) 2007'yi kapatırken birşeyin farkına daha vardım; eğitimin görünmeyen bir işlevi vardı: koca koca halk kitlelerini eğiterek uyuşturabiliyordunuz. Lise çağına gelmiş bir gencin tüm hayat ışığını Türev veya İntegral ile çok rahat söndürebilirdiniz. 18'inde bir genci dünya hakkında düşünecek bir zaman bulamasın diye tamamen soyut onlarlarca, yüzlerce probleme boğulup hayattan koparabilirsiniz. Devlet baba her nedense bu işi tam olarak kotarıyor, her birimizi hayattan çoook çooooook uzaklara serpiştirebiliyor!!!

Neden bu kadar ünlem harcıyorum, anlatayim; yarın Siyaset Bilimi dersinden final sınavım var. Elimde çalışmam gereken, okudukça kafanızı daha da bulanıklaştıran ve en önemlisi Siyaset Bilimi adında çok güzel imgeler oluşturan bir dersi hayatımın en siyah noktasına iten bir kitap var: Politikbilim!

Okuyorum, okuyorum ve tekrar okuyorum! Sonuç, sonuç hiçbirşey! Anlamıyorum, aklım almıyor. Sinirlerniyorum, arkadaşlarımı arıyorum ve onların da hiçbirşey anlamadığını öğreniyorum; tabii bu beni biraz rahatlatıyor. Ardından güzel bir teklif alıyorum, yazsana bloguna diyor bir dost; yazıyorum..

Siyaset Bilimi adına bir dersten siyasete dair çok ama çok az şey öğrenmiş olduğumun bilincinde kendime ve ülkeme üzülüyorum! Adı bu kadar güzel olan bir ders neden bu kadar hayattan kopuk ki? Anlamıyorum, anlam veremiyorum! Hocamıza bir öğrenci çok güzel söylemiş; "Hocam ben tüm kitabı okudum ama Politikbilim nedir alamadım" diye.. Hocam, affınıza sığınarak yazıyorm ama, ben de okudum ve anlamadım..

Sağ üst köşedeki kapak fotoğrafını ararken, burada kitap hakkında yorumlara ulaştım. Sanırım bir öğrenci, kendince bir yorum yapmış paylaşmak doğru olur inancındayım: "Eğer anlaşılmamak için yazılan kitaplar arasında bir yarışma düzenlense bu kitap bırakın birinciliği yarımcı bile olur. Bir kitap bu kadar mı anlaşılmaz olur? İnanın her gün okuyorum ama birşey anlaşılmıyor..."

Hal bu yani; hem hastayım, hem de elimde anlaşılmayan ve yarına kadar anlamam gereken bir kitap var! Bir de övünüyoruz "Bu ülkenin yüzde bilmem kaçı Müslüman" diye.. E be dostlar işimiz o kadar Allah'lık ki, gel de yiyorsa Ateist ol!?

More, Machiavelli'ye Karşı

Siyaset Bilimi hocamız, Mert Gökırmak vizede sormak için iki kitap okumamızı şart koştu. Bunlardan birisi güzel bir düya hayaliyle, ütopyasıyla yazılan "Ütopya"; bir diğeri de içinde bulunduğumuz günümüz dünyasının tüm acımasız ve hoşsuzluklarını görmemize sebep "Prens". Şaşırdım açıkçası, çünkü her ikisini aynı zamanda okumak hayata dair karma görüşler edinmemi sağladı. Machiavelli Prens'inde "Amaca ulaşmak için her yol mübahtır" edebiyatı yaparken; Thomas More tertemiz, kirlerinden arınmış bir dünya var ediyordu, her ne kadar edebiyat olsa da.

Bu noktada ne öğrendim veya hangi yolu seçerim? Açıkçası ben biraz realist takılma taraftarıyım, Machiavelli bana daha mantıklı geliyor. Yani günün şartlarını ortaya koymak ve bu şartlar üzerinden hareket etmek. Ya da şöyle bir karma çok daha mantıklı; Thomas More'un ütopyalarına ulaşmak için Machiavelli kurnazlığıyla davranmalı insan...

Hayat acımasız! İnsanlar kötü! Adam edilmesi, zaptedilmesi gerekli koca bir toplum! Hal bu olunca realist olmalı insan, Machiavelli'ye kulak vermeli ve ütopyaları gerçekleştirmek için çabalamalı! Bir karma yapmalı, her ikisini de katmalı işin içine. Daha güzel bir dünya için çalışmalı, Machiavelli'in kurnazlığı ve More'un iyimserliğiyle...

"More, Machiavelli'ye Karşı" diye attık başlığı ama aslılsız bu. More da Machiavelli de kötü, aksak düzene karşı; güzel günlere gebe düşünceler sunmuşlar, güzel günlerin tohumlarını serpmişler kurak dünya toprağına. Tabii anlayana..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.