Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

12 tane "siyaset" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"siyaset" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hak ve Eşitlik Partisi Geliyor.. Pamukoğlu Yeni Parti Kuruyor..

Osman Pamukoğlu Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, toplumun yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaptığı operasyonlarla PKK terörüne çok ağır darbeler indirmiş ama "nedense" TSK içerisinde yükseltilmemiş bir komutan. Görevi sonrası yazdığı kitaplarla ve çalışmalarla verdiği savaşı sürdüren Pamukoğlu, bugün bu çalışmalarını bir parti çatısı altında sürdüreceğini açıkladı. Partinin adı, Hak ve Eşitlik Paritisi (HEP), amblemi ise kırmızı bir zemin üzerine sarı güneş ve güneşi delip geçen bir Anadolu kartalı olacakmış.

Osman Pamukoğlu'nun kitaplarının bir kaçını okumuş ve Serdar Akinan'la yaptığı "Kan Uykusu" programlarını baştan sona izlemiş birisi olarak, Paşama politikada da başarılar diliyorum. Böylesine büyük başarılara imza atmış, yapılmaz denilenleri yapmış bir insan, umarım politikada da geleneğini bozmaz. Siyasal konjonktür ne gösterir bilinmez ama Pamukoğlu'nun büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Vatana millete, bir parti daha kazandırıldı; umarım hayırlı olur..

Son olarak Pamukoğlu'nun askerlerine söylediği bir sözü ona hatırlatarak yazıyı bitiriyorum: "Bu ne bitmez bir yolmuş deme, bitmedik yok yok. Bu ne aşılmaz dağmış deme, aşılmadık dağ yok." Yolun açık olsun Osman Pamukoğlu..

Not: Osman Pamukoğlu'nun parti kuracağı haberi internete düştüğü vakit Hürriyet internet yayını bu haberin yanında bir paşamızın haberini daha veriyordu: Org. Yaşar Büyükanıt. Hürriyet halka şunu soruyordu, "Büyükanıt'tan Spor Yazarı Olur Mu?". Hal böyle olunca insan üzülerek, ister istemez şunu söylemek zorunda kalıyor: Paşa var, paşa var; paşadan paşaya çok büyük farklar var. Ben futbol yorumcusu paşa istemiyorum. Ne hallere düştük yahu?!

Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi..

Senato Ne büyük anlam karmaşası :) Hem tam demoktratik ve hem de oligarşik.. Vay anasını.. Bana yurdum gündemini hatırlarıyor. Bundan aylar öncesinde "Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve şunları kaydetmiştim: "Demokrasilerde liderleri halk seçer, yalnız haklın seçeneklerini aristokrasi oluşturur. Sonuç itibariyle halk, aristokratların seçimleri arsından birşey seçebilecek kadar seçmendir. Bunun üstüne çıkamaz, kendi adayını var kılamaz. Buna maddi olarak da manevi olarak da yetkin değildir çünkü. Bu haliyle demokrasi, halk yönetimi görünümündeki aristokratik bir sistemdir."

Bugün yazdıklarıma derinlik ve uluslararası bir boyut kazandıracağım. Öncelikle aristokrasiden oligarşiye geçişi anlatayim: Artık demokrasilerde kararları bırakın aristokratları, sadece bir avuç insan alıyor. Bu insanlar parti liderleri. Bugün Türkiye'de ve daha pek çok demokratik ülkede yönetim halkın elinde olmaktan uzak, yönetim liderlerin tekelinde. Bu liderler seçim yasalarından faydalanarak milletvekillerini oluşturuyorlar. Halk kendi vekilini seçemiyor, sadece liderlerin seçtiklerini onaylayabiliyor. Kaç dönemdir Türkiye'de ön seçim yapılmıyor, ön seçim olmadıktan sonra her demokrasi yalandır!

Oktay Sinanoğlu "Türk Ayştaynı" Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Semra Topçu ile yaptığı bir söyleşide tüm bunları açıkça dile getiriyor: Bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi gösterilen birileri başımıza oturuyor ve bunlar ülkemizi perişan ediyorlar. Yani, halk istemediği halde Avrupa Birliği diye, küreselcilik diye, özelleştirmede özelleştirme diye tutturuyorlar. Sonunda fabrikalarımızı elimizden alıyorlar. Bütün tesislerimizi, herşeyimizi alıp götürüyorlar, yok ediyorlar. ... Derken "Değiştirelim, kanunları değiştirelim, yabancılar toprak alsın." Bu sefer haydi, gidiyor topraklar. Büyük çapta. Evet, bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi duran birileri bizim canımızı okuyorlar. Prof. Sinanoğlu sözlerine olayı uluslararası bir boyuta taşıyarak devam ediyor: Öyle anlaşılıyor ki aynı şeyler Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde de oluyor: Birkaç fırka (parti) başkanının elinde aday listeleri. Listelerin nereden geldiği belli değil; bir başkan o kadar insanı nasıl tanıyacak? Ama liste yapıyormuş. Yani birçok ülkede kimsenin tepesindekileri seçtiği yok. Çıkarılan birtakım seçim kanunlarının incelikleri ile, aslında milletlerin kendi iradeleriyle birini seçmeleri engellenmiş oluyormuş. (...) Lehistan (yani Polonya), Çek, Slovakya, Estonya ve Macaristan gibi ülkelerde o kanunların şimdiki şekilleri seksenlerin sonlarına doğru geldi. Bizdeki 1983'te. Aynı kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar? Soru çok açık, tekrarlıyorum: Aynı (malum) kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar?

Edilgen Bir Türkiye?!

Türkiye edilgen bir ülke yapılmaya çalışılıyor, Türkiye edilgenleştiriliyor diyordum uzunca bir süredir. Şimdilerde farkına varıyorum, Türkiye ne gücüyle ne de gelenekleriyle edilgenleşmeyi kabul edecek bir ülke değil. Edilgenliği bu siyasal sistemin kolay kolay kabullenebileceğini sanmıyorum..

Tüm bunlara rağmen edilgenlik bugünlerde hiç olmadığı kadar fazla.. Bunun sebebi de bizleriz. Türkiye'de insanların beyinleri edilgen, insanların kendileri edilgen. Artık bu edilgenlik öyle bir hal aldı ki bize karşı olan herşeyi Batıdan biliyor ve Batıya karşı elimizden hiçbirşey gelmeyeceğine inanıyoruz. Oysaki gerçek çoğu zaman böyle değil! Biz bu topraklarda yaşıyorsak, bu toprakların geleceğine de bu topraklarda uçan kuşun rotasına da karışma hakkımız var! Bu hakkımızı kullanmak için önümüzde hiçbir engel yok! Bizler kendimize hayali engeller koyuyor ve o engeli aşamayacağımıza inanıyoruz..

Bugün artık herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli. Bu ülkenin geleceğinde kendisinin de söz sahibi olduğunu, söz hakkını kullanması gerektiğini fark etmeli. Aksi halde edilgen beyinler, bu siyasal sistemi de edilgen kılacaktır. Bu noktada tek düşman kendimiziz, yani bizim bizden başka düşmanımız yok! Artık aklımızı başımıza almalı ve sözümüzü söylemeliyiz!

Cumhuriyet Meydanı, Meydan Cumhuriyetçiliği..

Ankara Tandoğan Meydanı Cumhur kökünden türeme Cumhuriyet'in temelini "cumhur" yani halk oluşturur. Bu sebepten halksız bir Cumhuriyet söz konusu olamaz. Gelin görün ki olabiliyor, halk kitleler halinde statikleştirilebiliyor. Cumhuriyetin en önemli dinamiği olan halk, durağan kitleler haline dönüştürülüyor..

Bugün Türkiye'de halkın yarısından fazlasının oyunu alamamış ama kendisini halkın tek partisi olarak gören bir iktidar var. Bu partinin, AKP'nin bu noktada ne kadar haklı ya da haksız olduğu çeşitli boyutlarıyla ele alınabilir. Ben olaya meydan demokrasisi noktasında bakacağım.. Türkiye'nin meydanlarından AKP'nin ve geçmişteki iktidarların demokratlığını değerlendireceğim..

Halkın yönetimi olan Cumhuriyette, halkın tepkisi göstereceği araç mitinglerdir. Halk olaylara karşı destek ya da muhalefetini meydanlarda birleşerek hep bir ağızdan bağırarak gösterir. Bu noktada da meydanlar gereklidir; alabildiğine uzun, alabildiğine geniş meydanlar.. Bizim halkın partisi olmak iddasında çok partimiz oldu ama alabildiğine geniş meydanlarımız hiçbir zaman olmadı. Her iktidar halkın iktidarı olduğunu söyledi ama yurdum insanına toplanabileceği adam akıllı bir meydan inşa etmedi..

Daha geçen yıl gördük, Tandoğan'daki sıkışıklığı.. Bir başkentte, Ankara'da insanlar bir araya gelemediler.. Sığamadılar o bir avuç Tandoğan meydancığına.. Milyonlar caddelerde, sokaklarda sıkıştılar; Tandoğan'a mitinge geldiler ama pek çoğu kalabalıktan ve yer darlığından Tandoğan'a ayak bile basamadı.. Ankara'da halk için, halkın sesini duymak için adam akıllı bir meydan yapmadıktan sonra hiçkimse halkın iktidarı olduğunu söylemesin! Gülerler adama..

Apolitik, Tam Kıvamında Gençlik..

Apolitik Ankara Genç İşadamları Derneği, Ankara'nın çeşitli ilçelerinde 18-30 yaş arası 1694 gence sormuş: "Siyasi yelpazede kendinizi nasıl tanımlarsınız?"

Ankete katılan gençlerin %20.21'i "milliyetçi-muhafazakar" olarak cevap vermiş. Gençlerin %18.11 kendisini laik olarak tanımlarken, %13.13'si "muhafazakar-liberal", %12.74'ü "sosyal demokrat", %3.42'si "İslamcı", % 3.25'i "liberal" ve % 1.97'si "sosyalist" olarak kendisini tanımlamış. Burada beni ilgilendiren nokta ise pastanın en büyük payını oluşturan % 27.18'lik kısım: Sorunun muhattapları arasında %27.18'lik bir kısım soruyu cevapsız bırakmış..

Gençlik kıvama geliyor, susmayı ve sadece kendimize sunulanla yetinmeyi öğrendik. Büyüklerimizin buyurduklarını kayıtsız şartsız başımızın üstünde tutmaya başladık.. Kötü eğitim sistemine, bizlere sunulamayan sosyal haklara yavaş yavaş alıştık.. Salındık çayıra, Mevlam hepimizi kayıra?! Türkiye'de uygulanan apolitikleştirme projesi büyük oranda başarılı oldu, malum günden bugüne proje çok güzel uygulandı. Bugünkü AKP iktidarı da bu sürecin bir çocuğu: süreç AKP'yi var etti, AKP de sürecin devamını teminat altına aldı.. Türkiye'de çok uzak görünen "noktalar" zaman zaman aynı yolda yürüyebiliyor ve bu yol da yurdum insanının üzerinden geçiyor..

Tayyip Erdoğan'ı Tekmelemek?!

Recep Tayyip Erdoğan AKP'li vekiller geçen dönemin aksine, bu dönem farklı bir profil sergiliyorlar. Geçen dönemin, akıl hocası ve eleştirilmez öncüsü Recep Tayyip Erdoğan'a karşı duruşları oldukça başkalaşım gösteriyor. Zamanında Tayyip Erdoğan'ın önünde konuşamayan AKP'li vekiller artık Erdoğan'a "Fazla açıklama yapıyorsunuz, bu kadar çok konuşmayın!" diyebiliyorlar. Tüm bunlar, demokratik bir parti yapısı kurmaktan öte: düşene bir daha tekme atma yarışı gibi görünüyor!

Recep Tayyip Erdoğan, kapatma davası sonrası partililerin gözünde oldukça güç kaybetti. Olabilecek bir beş yıllık seçim yasağı, Tayyip Erdoğan'ı çok zor durumlara sokabilir. İşte bu ihtimalin kuvvetliliğine inanan birileri, Tayyip Erdoğan'ı tekmelemeye başlıyorlar. İlerleyen süreçte bunu daha fazla göreceğiz.. Abdüllatif Şener ile başlayan bu süreç, bugün Feyzullah Kıyıklık ile devam ediyor. Yarın başkaları da çıkacak..

Bunu yapacaklar çünkü; Recep Tayyip Erdoğan'a karşılıksız ve sınırsız biyat ederek kaybettikleri kişiliklerini, şimdi de Tayyip Erdoğan'a saldırarak tekrar var etme telaşındalar. Dün onun politikalarını, hiç tereddütsüz savunanlar; dün kendilerinin de savundukları politikalar için bugün onu suçlayacaklar. Böylelikle de yarınların Türkiye'sinde yeni koltuklar kapacaklar. Halkımız bunu yer mi, ben şu 20 yıllık hayatımda yaşadıklarımı düşününce: yemez diyemem?! Çünkü medya da aynı tekme yarışı içerisinde, iktadrın en güçlü olduğu aşamada iktidarı eleştiremeyen gazeteler iktidarın sonlarında en ağır ve bazen de haksız eleştirileri yapacaklardır. Politika bu noktada oldukça insafsız ve vefasız.. Bugüne kadar Tayyip Erdoğan'ı olabildiğince eleştirmiş bir yazar olarak, şimdi onu eleştiren dostlarına pek de onur atfedemiyorum?!

Demokrasi Dikte Etmek..

buthan "Barışçıl Ejderhanın Ülkesi" diye bilinen Butan Krallığı 100 yıldır mutlak monarşi ile yönetilen bir ülke. Ülkenin kralı 28 yaşındaki Kral Jigme Keşar Namgyal Wangchuck artık ülkede birşeylerin değişmesine karar vermiş olacak ki ülke seçime hazırlanıyor. 600 bin kişinin yaşadığı Butan'da 300 binden fazla seçmen sandık başına gidecek. Seçilecek Ulusal Mecliste 47 milletvekili Butan'lıları ülke politikaları noktasında temsil edecek.

Seçim heyecanı Butanlıları sarmış görünüyor, seçime katılan Demokratik Halk Partisi ve Butan Barış ve Refah Partisi'nin halka verdiği sözler benzer: Ekonomiyi geliştirirken Butan'ın mirasına saygılı olmak..

Butan'ı demokratik günler bekliyor kapıda; umarım demokrasileri Batılı güçlerin amaçlarına hizmet etmez. Demokrasi öyle bir hal aldı ki, artık halk kendi çıkarlarına yabancılaştırılarak başkalarının savaşını vermeye başladı. Bu noktada Butan'a hayırlı olsun mu demeli, geçmiş olsun mu? Açıkçası ben bilemedim..

Ayrıca Buthan hakkında pek çok bilgi içeren güzel bir site buldum. İlgilenirseniz, tıklayın.

2 Şubat Kararları..

Her zaman ulusal kararlar verildiği tarihlerin isimlerini almıyor benim hayatımda, kişisel kararlarımı not defterime o günün tarihini atarak yazıyorum. Bugün de öyle yapacağım, "2 Şubat Kararları" başlığını atarak altına şunları yazacağım:

  • Türk halkına bugüne kadar bakıyordum ama ancak bugün görebildim. Anadolu insanı; hürriyet.com'da ya da youtube'ta o yorumları yazanlar, başkası değil.
  • Eğer yurdum insanı oysa, yurdum insanı politika noktasında yazdıklarımı farklı karşılayacak, beni yanlış değerlendirecek.
  • Yanlış değerlendirilmek ve halka rağmen halk için birşeyler yapmak istemiyorum
  • Babam sağolsun tuzum kuru.
  • Artık politika yazıp başıma potansiyel belalar almak gibi bir akıbete uğramak istemiyorum.
  • Çiçekler, böcekler ve şu güneş ne kadar güzel değil mi? :)

AKP-Medya Kardeşliği Bozuluyor Mu?

medya3 AKP ilk döneminde halk destediğini bu kadar abartmamış ve kendisine AB hedefini koyarak sağdan soldan destek arayışlarına girmişti. Bu noktada da iş adamları ve bu camianın uzantısı medya AKP'ye ciddi anlamda arka çıkmıştı. Bugün gelinen noktada en azından medya AKP'nin ardından yavaş yavaş çekiliyor. AKP'li denilen gazeteler, AKP'ci denilen köşe yazarları birer birer çark ediyorlar. Çünkü artık AKP arkasında büyük bir halk desteği olduğuna inanıyor, ne AB iddasını öne sürmeye ne de arkasına başka güçler almaya gerek duyuyor. Zaten kendi medyasını da var etmek teleşında..

Bu noktada fonksiyonlarını yitiren veya AB hedefinden uzaklaşılmasıyla Türkiye'nin Ortaçağ karanlığına itileceğine kanaat getiren iş adamları, genel yayın yönetmenleri AKP'yi iğneleyen demeçler vermeye, tutumlar sergilemeye başladı. Bu noktada en belirgin örnek Hürriyet ve genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök..

Bunu pek çok şekilde değerlendirebiliriz. Birincisi artık AKP'ye inanmıyorlar diyebiliriz. İkincisi AKP iktidarının geleceğini parlak görmüyor olabilirler diyebiliriz. Üçüncüsü ciddi anlamda rejim kaygısı duyuyorlar diyebiliriz. Dördüncüsü yukarıda bahsettiğim gibi AKP'ninin artık onları önemsemediğini söyleyebiliriz.  Beşincisi... Altıncısı... Yedincisi...  Daha pek çok neden sayabiliriz. Neden şu an bence bulanık ama AKP'nin ardından medyanın ve iş dünyasının yavaş yavaş çekildiği çok net.

Bak Postacı Geliyor..

ostacı Hiç beklediniz mi bilmiyorum, posta beklemek insanda farklı duygular uyandırıyor. En son üniversitenin yolladığı kayıt dosyasını ve bloggum'dan gelecek bilgisayarı beklemiştim. Farklı ve özellikle güzel duygularla doluyor insan.. Kim bilir sevgiliden gelecek, sevgilin el yazısıyla kaleme alınmış satırlar neler yaşatıyordur insana?

Posta çok değişik bir durum; düşünsenize ellerinizle yazıyorsunuz, gidemediğiniz ama belki de şiddetle gitmek istediğiniz yerlere yolluyorsunuz. Sanırım dünyanın en şanslı kağıtları bu sebepten mektup zarfları, en fazla yolu onlar kat ediyorlar çünkü..

Siyasal bir organizasyon için de vazgeçilmez birşey posta teşkilatı. Özellikle iletişimin bu kadar gelişmemiş olduğu yüz, iki yüz yıl öncesinde siyasal egemenin egemenliğinin bir yansımasıydı posta teşkilatı. Egemenliği altındaki topraklara sahip olduğunun en önemli göstergesiydi..

Zaten bu sebepten üniformaları oldu postacıların! Hiç düşündünüz mü bilmem ama, devletler askerleri, polisleri, yerel güvenlik zabıtları ve sonra da postacılarına giysinler diye üniformalar yarattı! Tüm bunlar karşımdayken diyorum ki: Bir postacı asla ama asla sadece bir postcı değildir! :))

Postayı ve postacıyı bizler de önemsedik. Örneğin Bedii Faik anılarını yazdığı kitapta postacıya sadece postacılık biçmedi: "Ciddi devlette, postacı vatandaştan adres dilenmez, vatandaş postacıdan adres sorar ve öğrenir!" 

Yani sözün özü, bir postacı asla sadece bir postacı değildir! En azından dün değildi!?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.