| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 "sol" etiketi kullanan gönderi "sol" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

"Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür"

Made in USA "Genç Siviller Gerçekten Rahatsız!" başlıklı yazı sonrası pek çok olumlu mesaj aldım. Birçok okur yazıdan dolayı teşekkür ediyor ve büyük bir bölümü de Genç Siviller hakkında yazmaya devam etmem gerekiğini belirtiyorlardı. Hal böyle olunca ve arkadaşlarımdan Genç Siviller'e dair dosyalar gelmeye başlayınca ben de yazmaya karar verdim. Gelen dosyalar arasındaki bilgiler arasında ilgimi en fazla çeken "Genç Siviller ABD Gündeminde" başlıklı haber oldu. Haber metninin bir kısmı şöyle: "ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama yetkilisi Jared Cohen, bakanlığın düzenleyeceği Gençlik Hareketleri İttifakı programının tanıtım toplantısında Türkiye'deki eylemleriyle dikkatleri üzerine çeken 'Genç Sivilleri' de gündeme aldı."

Haberden anladığımız şu: ABD Dışişleri Bakanlığı, önümüzdeki dönemdeki, muhtemelen Orta Doğu'yu da içine alan siyasi planlamaları için Türkiye'den Genç Siviller hareketini kullanmayı tasarlıyor. Haberin beni mutlu kılan bir yanı var: bu haber daha öncesinde Genç Siviller'in ABD malı olduğu yönündeki söylemimde tamamen haklı olduğumu ortaya koydu. Ne diyordum: "E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'inizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!"

Bugün, öncesinde yaptığım saptamalarda ne kadar da haklı olduğum söz konusu haberle ortaya çıkmış oluyor.

Dosyalar arasında Gamze Erbil imzalı bir makale de yer alıyor. SOL'da yayınlanmış, "Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür" başlıklı yazıda Genç Sivillerin ne olup ne olmadığı çok açık bir şekilde ortaya konuluyor: "Gölgesiyle, gerçekliği arasında ciddi bir mesafe bulunan ve kendi başına kotarmaya çalıştığı "eylemlerinde" şişirme bir oluşum olduğu ayan beyan açığa çıkan bu 'genç' örgüt..." deniliyor ve ilerleyen satırlarda şöyle devam ediliyor: "Ama bu örgüt aynı zamanda F-tipi ideolojik tercihleri ve politik çizgisiyle cüretli çıkışlarını ara vermeden sürdüren; Converse referansı çok açık olan ambleminin, sivilliğin sembolü 'yırtık spor ayakkabısı' olduğunu iddia eden, 'demokrasi' aşkıyla, 'sivil anayasacılığı'yla, koşulsuz TSK karşıtlığıyla, Kürt ve Ermeni politikalarındaki 'açılımlarıyla' açıktan ABD politikalarına su taşıyan bir 'genç' örgüt."

Sanıyorum her şey son derece açık. Genç Sivilleri bunca zamandır bir tek ABD karşıtı söylem içinde göremememiz, en ufak bir eleştirilerini dahi okuyamamızın altında tüm bunlar yatıyor anlaşılan.

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Hayat İnsana, İnsanlardan Nefret Etmesini Öğretiyor!

İnsan Ferhan Şensoy'lu "Son Ders" filminden bu söz. Eski solcu ve tabi 68'li bir sosyalist gencin yıllar yıllar sonrasında kurduğu holdingin genel müdür odasında sarf ettiği sözler bunlar: Hayat insana, insanlardan nefret etmesini öğretiyor!

Güzel insanlar tanıdım, içten insanlar.. Belki okuyorlardır, bilemiyorum; lisedeki arkadaşlarımı içten sevmiş ve onlardan da böylesine bir karşılık almıştım. Öncesinde de ilkokuldaki dostlarım da öyleydiler. Bir aile gibi olmuştuk, her şey içten ve güzeldi. Bugün, üniversitede de oldukça çok dostum var: Beni içtenlikle sevdiklerine inandığım ve benim de içtenlikle sevip saydığım..

Tüm bu güzel dostluklara rağmen, neden söze "Hayat insana, insanlardan nefret etmesini öğretiyor!" diye başlıyorum? Bunun sebebi şu olsa gerek, üç beş insan bozuntusunun onlarca ve belki de yüzlerce insana olan dostça bakışımızı etkilemesi! Bu bir bardak siyanüre benziyor; o bir bardak siyanür, tonlarca temiz suyu kirletiyor ve içilmez kılıyor. Bu insan bozuntuları da böyleler, tertemiz koca bir toplumu kirletiyorlar. Ve insan üç beş insan bozuntusu yüzünden tüm insanlardan nefret edebiliyor. Ama dostlar sağ olsun, onlar sayesinde görebiliyorum insanlığın içindeki o güzel cevherleri.. İyi ki varsınız ve yanımdasınız dostlar. Her birinize teker teker teşekkürler, iyi ki varsınız ve onlardan çoksunuz..

Gül'den Erbakan Affı.. Erbakan Artık Özgür..

Necmettin Erbakan Türkiye'de siyasal islamın ilerlemesinde önemli roller üstlenmiş bir isim Necmettin Erbakan. Pek çok kez partisi kapatıldı, hükümler giydi.. Bugün ise onun kurucuları arasında olduğu bir siyasal görüş iktidarda ve onu hüküm giydiği, suçunun sabit olduğunu bir cazadan dolayı affediyor. Suç, devletin partiye verdiği paraların hortumlanması. Bu suçtan dolayı bugüne kadar ev hapsinde tutulmaktaydı Erbakan. Bugün ise özgür..

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak eski hocasını affetti. Abdullah Gül'ün altına imzasını attığı af belgesinin altına ben de hiç düşünmeden imzamı atardım. 80 yaşını devirmiş bir insana, tek yol hapisane demek insanlık değildir! Evet, Erbakan'ın suçu sabittir ama 80 yaşında bir insanı da hapse atmak hiç yakışık almayacaktır. Bu noktada Abdullah Gül'ün attığı o imza iyidir, güzelden yanadır.

Tüm bunlara karşın bu işin bir de "ama"sı vardır. Herşey iyidir, hoştur ama aynı suçtan yargılanan ve suçlu bulunabilecek Abdullah Gül'ün kişisel olarak bu metni imzalaması etik değildir. Affedilen Necmettin Erbakan'ın söz konusu parayı devlete iade etmemek için her yolu denemesi en basit tabirle ayıptır. Bugün Erbakan o parayı ödediği vakit, oğlunun altındaki spor Mercedes'e birşey olmayacaktır ama eğer ödemezse Erbakan'dan dolayı suçlu sayılan onlarce parti il başkanının malları haczedilecektir. O insanların cebinde belki Erbakan'ın altınlarının binde biri bile yokken Necmettin Erbakan'ın bu yükü o insanlara yüklemesi, herşeyi bıraktım, kendisine yakışmamaktadır.

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Milliyetçilik ve Prof. Erol Güngör

Erol Güngör Şu son zamanlarda, bir yarışma vesilesiyle Prof. Erol Güngör hakkında araştırma yapmaya başladım. Kendisi Türkiye'deki sağ ideologlardan bir tanesi ve belki de yakın tarihimizdeki en entelektüeli. 45 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş ama bu 45 yıllık süreçte de birbirinden önemli eserler vermiş.  Milli kültür ve milliyetçilik üzerine durmuş, her iki kavramı bir bilim adamı gibi açıklamaya çalışmış.. Yakın tarihimize de yönelmiş, bu noktada bazı milliyetçilerin çekinerek birşeylerin üstünü örtmeye çalışması üzerine şunları söylemiş: "Hakikatten kötülük çıkacağını düşünmek için ya sahtekar ya geri zekalı olmak gerekir..."

Hayatı boyunca hakikati ön plana çıkartak için uğraşmış, hiçbir zaman ideolojilerin kıskacına girmek istememiş. Gençlere de bunu öğütlemiş, öncelikle bilgi sahibi, fikir sahibi olunması gerektiğini hemen her ortamda dile getirmiş. Özellikle, zamanın koşullarında yaşanan gençler arası çatışmaları vurgulayarak şunları söylemiş: "Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler. Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyalığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniliyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan birinsan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeleri başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacalar?"

Erol Güngör'ü tanıyınca, günümüzde milliyetçilik adı altında eksik kişiliklerini tatmin eden bir takım öğrenci grupları gözümün önüne geldi. Ne alt yapı, ne entelektüel geçmiş ve ne de düşünceden eser yok hiçbirisinde.. Böylesine bir değerleri olmasına rağmen, onlar kolay olanı seçiyorlar şoven milliyetçilik yapıyorlar. Oysaki bu değeri kullanmaları gerekir..

Abdüllatif Şener AKP ile Yollarını Ayırdı..

Abdüllatif Şener AKP'nin son zamanlardaki muhalif ismi Abdüllatif Şener bugün AKP ile yollarını resmi olarak ayırdı. Yaşanan bu istifa uzun zamandır Abdüllatif Şener ve AKP arasındaki soğukluktan ötürü bekleniyordu. AKP artık yoluna Abdüllatif Şener'siz devam edecek.. Şener ise yeni parti kurma çalışmalarına başlamış.. Yakın zamanda Şener'in partisini de göreceğiz. Muhtemelen merkezde bir parti kurulacak ve halka da huzurlu günler vaat edilecektir. Ben bu noktada TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğu veya ATO Başkanı Sinan Aygün gibi isimleri de kurulacak parti içinde doğrudan ya da dolaylı yöneticiler olarak görüyorum.

Şu an içinde bulunduğumuz güncel politik süreçte Abdülatif Şener çok büyük bir potansiyel arz ediyor. Merkez sağdan ve hatta soldan oldukça fazla oy potansiyeline sahip. Yanına da güçlü isimler alabilirse yakın zamanda Türkiye'nin en güçlü isimleri arasında Abdüllatif Şener'i de görebiliriz.. Kendisi ılımlı ve kucaklayıcı bir politika vaat ediyor ve şu an Türkiye'nin en önemli ihtiyaçları arasında bunlar da var..

Tabii politika çok taraflı olguları içerisinde barındırıyor. Önümüzdeki dönemde güncel politikamıza sadece Abdüllatif Şener ve partisi dahil olmayacak. Tuncay Özkan ve daha pek çok isim de yeni parti kurma çalışmaları sürdürüyor. Tüm bunları da dikkate alıp, geleceğe dair detaylı bir politik analiz yapılmalı.. Ayrıca mevcut partiler içerisinde de kemik oylarını koruyacak partiler olacaktır. CHP ve MHP büyük ihtimalle kısa ve orta vadede oy oranlarını koruyacaklardır. DP ve benzeri partiler de Tansu Çiller ya da Mesut Yılmaz gibi isimlerle eski günlerine yaklaşabilirler..

Görünen o ki önümüzdeki süreç iki ideolojinin çarpışmasından ziyade çok taraflı bir uzlaşmaya gebe.. Halk sağda ve solda alternatif arayışında, kamuoyu analizlerindeki kararsızların oranı bunun en önemli göstergesi. Artık birileri bunu ciddiya almış olacak ki sağda, solda ve hatta merkezde alternatifler yaratmaya çalışıyor.. Umarım hepsi vatana millete hayırtlı olur..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.