| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 "soner yalçın" etiketi kullanan gönderi "soner yalçın" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bir Tahran Şehir Tiyatrosu Vardı.. Ne Oldu Ona?

Bundan yıllar yıllar öncesinde Tahran'ın bir şehir tiyatrosu vardı. Bu tiyatroda oyunlar sahnelenir, insanlar bu oyunları zevk ve mutlulukla seyrederlerdi. Ve bir gün geldi, Tahran Şehir Tiyatrosu da İran'daki diğer tiyatrolara birlikte kapatıldı!

İş bu aşamaya gelene kadar neler yaşandığını Soner Yalçın çok güzel kaleme almış ve olayın öncesini yazmış. Diyor ki Soner Yalçın, "Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı. Tahran Kent Tiyatrosu'nun önünde Henry Moore'nin yaptığı fülüt çalan adam yontusu vardı. İran İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin'de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş; yeni okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil. Fakat pipisi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı! Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi. Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı! Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!"

Şimdi ben bu satırları okuyunca, sizinle paylaşmak ve kafama takılan bir soruyu da sormak istedim.. Hani olmaz ya oldu diyelim, Türkiye'de birgün İslam siyasallaşsa ve iktidara gelse; acaba birileri kendilerini pipi keserek kurtarabilirler mi? Yoksa akıbetletleri Tahran Şehir Tiyatrosu müdüründen farksız mı olur?

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Ölüm Çiçekleri

Türkiye'nin üretken insanları arasında yer alan iki güçlü isim var: Soner Yalçın ve Cüneyt Özdemir.. Uzun zamandır Project adı altında pek çok program, web sitesi ve diziyle karşımıza çıktılar. 5N 1K, Oradaydım, Sağır Oda gibi televizyon yaratıları büyük ilgi gördü, ardından başladıkları odatv.com macerası da şu ana kadar çok iyi bir seyir izledi. Ve şimdi sırada Mart ayında Star Televizyonu'nda ekrana gelecek yeni bir dizi projeleri var: Ölüm Çiçekleri..

Dizinin tanıtımı, yeteri kadar açıklıyor diziyi: Avrupa'nın göbeğinde 312 bin kişi öldü.. 35 bini çocuktu.. 50 bin kadına tecavüz edildi.. 2 milyon kişi evsiz kaldı.. 18 bin kişi hala kayıp.. Bosnalılar savaş sonrasında hep kelebekleri takip ettiler.. Biliyorlardı ki; o kelebekler tek bir çiçeğin üzerine konuyordu.. Ve o çiçek sadece Bosna'daki toplu mezarların üzerinde çıkıyordu.. Bu çiçeklerin adına ÖLÜM ÇİÇEKLERİ deniliyordu.. Bosna'da Ölüm Çiçekleri sayesinde 300 toplu mezar bulundu..

Ömer Naci: Bu Toprakların Che'si..

ömer_naci Milli güvenlik derslerinde bolca tartışırdık, pek tabii hocamız ve bir grup "Che de kimmiş?" edebiyatı yaparken diğer bir grup da aksini iddia ederdi. Bir sonuca da varılmazdı, sadece bildiklerimiz tekrar edilir, bir Türkiye fotoğrafı daha çekilir ve albümüme konulurdu. Ne mutlu ki herkes böyle sığ tartışmalar içine girmiyor: Soner Yalçın böyle bir tartışmaya girmek yerine, bizim neden bir Che'miz yok kompleksinden çok uzaklarda bir gerçeği açıklıyor: Evet, bizim de bir Che'miz var; adı Ömer Naci!

Burada sizlere Ömer Naci'nin hayatı hakkında kısa bilgiler sunacağım, elimden geldiğince tanıtmaya çalışacağım yerli Che'mizi...

Ömer Naci, ailesini daha kundaktayken kaybetmişti. Hayat bu noktada 1-0 öndeydi ki varlıklı bir adam Ömer Naci'yi evlatlık alarak yetiştirmeye başladı. Durum artık 1-1 di...

Küçük yaşta Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi.İlk siyasal görüşleri de oluşmaya başlıyordu bu sırada; siyasetle ciddi anlamda ilk tanışması Bursa Işıklar İdadisi'nde oldu. Pek çok ilericimiz gibi onu da bu yola sokan oluşum Jön Türkler'di. Ömer Naci, yaptıkları bugün kitaplara geçen her insan gibi, daha o yaşlarda arkadaşlarından farklı olduğunu gösterdi: cesareti ve en önemlisi hitabet yeteneği onu sivriltti. Okul yönetimi bu durumdan hoşnut olmadı ve onu sürdü, yeni okulunda da sivrilmeyi başardı ve öğrencileri arkasına alarak örgütlendi. Lider oldu.

Yakın arkadaşlarından birisi Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal'e politik ilk deneyimlerini yaşattı ve edebiyatı sevdirdi. Edebiyat noktasında yetenekliydi, pek çok şiiri dönemin edebiyat dergilerinde yer buldu.

İlerleyen zamanda okulundan mezun oldu, artık askerdi. Bu sırada da yazıyordu ama. Yazılarından birisi yüzünden yazdığı dergi kapatıldı ve kendisine de kaçış, yani Paris yolları göründü...

Paris'te İttihatçlarla tanıştı ve pek tabii örgütün verilerinden yararlandı. Bu sırada da onu Che'ye benzettiğimiz nokta oluşmaya başladı. İran'da Şah, meclisi kapattı ve İttihatçılar buna karşı çıkarak Şah karşıtı İran'lı devrimcilere destek kararı aldılar. Bu noktada Ömer Naci de İran yollarına düştü, tabii öncesinde Paris'e ait kıyafetlerini bir güzel çıkarttı: başına kalpağını geçdi, eline tüfeğini aldı. Artık o da İran'lı bir devrimciden farksızdı.

Uzunca bir süre çatıştı fakat sonrasında Şah'ın kuvvetleri tarafından yakalandı. İkişerli olarak kurşuna değil, top gullesine dizileceklerdi ama Osmanlı tebası olan İran onu böylesine öldürmek noktasında tereddüte düştü. Şans bu ya, o sırada İttihat ve Terakki Meşrutiyet'i ilan etti ve diplomatik girişimlerle Ömer Naci'yi topun menzilinden uzaklaştırdı...

Peki sonra ne yaptı Ömer Naci? Durmadı, yoluna devam etti.. O kadar çok şey yapmış ve yaşamış ki burada hepsine yer vermek zor. Tek istediğim bizim de değerlimizin olduğunu bilmeniz değil! Tek istediğim Tarih derslerinde başkalarının değerleriyle, kompleksimize yenik düşerek, alay edeceğimiz yere kendi değerlerimizi yeni nesillere öğrenmek. 19 yaşımdayım Ömer Naci ile tanışalı bir haftayı geçmiyor; Anadolu Lisesi Mezunuyum: Ayıp ey Milli Eğitim!!!

Özgür Basın, Ancak İnternette Özgür Olabilir ve Oda Tv

medya Cüneyt Özdemir'in deepnot'undan öğrendim "oda tv"yi. Farklı ve bir o kadar da iyi bir yapılanma olduğunu düşünüyorum. Haberlerinin içeriğine, kalitesine veya ne kadar magazin ağırlıklı olup olmadığına bakmadan yazıyorum bu satırları. Sadece fikri paylaşıyorum, internetten yayın yapan bir televizyon kanalı fikrini...

Medya bugün tekelleşme sürecini son hızla yaşarken ve artık insanlar "medya"dan Aydın Doğan'ı anlamaya başlamışken "özgür medya" kendisini internette gösterdi. Bu açılımı da ilk olarak, Haber Türk gerçekleştirdi ve ardından diğerleri geldi. Bu noktada oda tv'yi diğerlerinden ayıran özellik, televizyon olma yolunda ilerlemesi. Hatta daha açık bir tabirle bir internet televizyonu olma yolunda ilerlemesi...

Bunu önemsiyorum, çünkü demokrasilerde medyanın tekel olmamasına inanıyorum. Sırf bu sebepten Kanal Türk'e, Haber Türk'e ve şimdi de oda tv'ye önem veriyor, saygı duyuyorum.

Sözün özü; geçerken bir bakmanızı öneriyorum: http://www.odatv.com/

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.