| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

15 "sosyoloji" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sosyoloji" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Başarılı Olmak Ya Da Olmamak?

çocuk12 İnsanları kabaca aptallar, orta zekalılar ve ileri zekalılar olarak üçe ayırsak bu üç gurubun dağılımı şöyle olacaktır: Aptallar her yerde vardır. Orta zekalı insanlar çoğunluktadır. Toplumlar daha çok bu tür insanlardan meydana gelir. Doğa, şaheserleri, yani ileri zekalı insanları da seyrek olarak yaratır.

Elif Şafak, Baba ve Piç'te bu üç gruba dair şöyle bir saptama yapıyor: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler asla ezici çoğunluk olmaz." Sözün özü hemen her toplumun büyük bir bölümünü düşünemeyen beyinler, aptallar oluşturur. Böyle bir ortamda da, pek tabii, başarı hazmedilemez!

Bugün Türkiye'de, hemen her yerde başarılı olmanın hazmedilemediğini görüyorum. Pembe Candaner, Sabah'ta, "İyi birşeyler yaptığınızda, o başarıyı paylaşmak yerine, savaş açma ruhu toplumumuzda maalesef sıkça görülen ve tedavisinde çok başarılı olunamayan bir hastalık. Çünkü alkışlamak yerine, o başarıya gölge düşürmekte üstümüze yok." yazmış, katılmamak elde değil. Bugün üniversitede de, iş hayatında da ve hatta sosyal ilişkilerde de başarı içten içe kötü karşılanır birşey. Bunun piskolojide de yeri var: "İnsanoğlu kendinden daha güçlü, daha bilgili, daha becerikli insanlarla karşılaştığı zaman 'Bu insandan bana zarar gelir mi?' diye bakar. Bu nesnel benin (Egonun) doğal işlevidir."

Sözün özü, "doğal olarak" Türkiye'de ve belki de dünyanın diğer taraflarında da başarı kıskanılır, kötülenir birşeydir. Böyle bir ortamda başarılı olmak cezalandırılır. Bizim tarihimiz ve bugünümüz bunun binlerce örneğiyle doludur. Hal böyle olunca da başarılı olmak, sivrilmek pek de zekice görünmüyor yurdumda ve ben de 21 yaşımda annemim babamın bunca yıldır neden "Sivrilmek iyi değildir oğlum!" dediklerini ancak anlayabiliyorum.. Sanıyorum anlamakta çok geç kalmadım, hala bir umut var..

Mimari bir sosyolojik yaklaşım ve Şevki Vanlı..

AVM İnsanların çevresindeki olay ve olguları yorumlamasında, ister istemez, meslekleri etkili oluyor. İnsanlar genellikle mesleklerinin açtığı pencereden dünyaya bakıyorlar ve bu yolla oldukça sağlam saptamalar ortaya çıkıyor. Günlük blog taramam sırasında Gaykedi'de böylesine bir saptama okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Cumhuriyet döneminde yüzlerce esere imza atmış, Türkiye'nin en önde gelen mimarları arasında olan Şevki Vanlı, ortaçağ, aydınlanma ve günümüz hakkında çok yerinde bir saptama yapmış: "Ortaçağ'da şehirlerin en gözalıcı binaları ibadet merkezleriydi. Çünkü hayat, dine dayalıydı. Aydınlanma döneminde bunların yerini sanat merkezleri aldı. Bugün her yerde alışveriş merkezleri inşa ediliyor. Çünkü günümüzde hayatı, ticaret yönlendiriyor." Herkesin, özellikle de İİBF ya da SBF'de okuyan öğrencilerin okuması, anlaması gereken bir saptama.

Günümüzde hayat, ticaret ve doğal olarak para tarafından yönlendiriyor. Para o kadar önem arz ediyor ki günümüzde uluslararası ilişkilerde dahi çok uluslu şirketler söz sahibi olabiliyorlar. Ülkelerin gayri safi mili hasılaları, şirketlerin de gari safi yıllık satışları baz alınarak yapılan bir sıralamada ilk doksan dokuzdan kırkının şirketler olduğu belirtiliyor. Yani günümüzde, şirketler devletlerden daha zengin ve haliyle daha güçlü hale geliyorlar. Yani uluslararası ilişkiler gibi bir alanda dahi parası olan düdüğü çalıyor, bırakın günlük hayatı..


Hata Yapmak ve Bilimsel Serüven Üzerine Deneme

Hayatta vazgeçemediğimiz şeylerden birisi hata yapmak, istesek de istemesek de zaman zaman hatalar yapıyoruz. Pek çoğumuz bu hatalarla değerlendiriyoruz kendimizi ya da diğer insanları. Hataları büyüdükçe, hata sahibini küçültüyoruz.. İşte bu sebepten dolayıdır ki bazen hata yapmamak için iş yapmaktan, üretmekten bile korkuyoruz.

Oysaki hata yapmak gereğinden fazla büyütülüyor. Ben hata yapmayı önemsemiyorum, hatalarımı da seviyorum. Çünkü en az doğrularım kadar hatalarımla da insanlığın o yüksek serüvenine katkılarım oluyor. Bilim çoğu zaman hatalarla kazanıyor. Bunu Yalçın Küçük, kendince özetliyor: "Ben bir görüşümün yanlış çıkmasından üzülürüm. Ama bilim kazanır. İyi olur."

Ayrıca çok üretmek, çok hataya da sebep oluyor. Bu sebepten bizim bir takım aydınlarımız üretmeden, eleştiriyorlar. Çünkü ürettikleri vakit, kendilerinin de hata yapacaklarını biliyorlar. Oysa ürten insanın hatası yararlıdır, gelişime açlan bir yoldur. Üreten insan hataları yüzünden eleştirilmelidir ama asla asılmamalıdır! Ürtim olan yerde hata kaçınılmazdır ve hata yapacağım diye üretmemek asıl ahmaklıktır! Balçiçek Palamir bunu bir mülakatında, sanırım Yeni Harman'dı, çok güzel kabullenmiş: "Üreten insan hata yapar, ben de yapıyorum."

Ayrıca hata yapmaktan korkmak, kendini fazla önemsemektir. Hata yaparak kendinden birşeyler vereceğini düşünmek kendini öncelikli görmektir. Oysa ben hiçbir zaman kendimi bu denli önemsemedim. Tartışmalarda bile kendi tarafımda değil doğrunun tarafında oldum. Kendi savımı doğru olduğu için değil doğruya ulaşma yolunda olduğu için savundum. Kendimi ve düşüncelerimi gereğinden fazla önemsemediğim için düşüncelerim yanlış çıkınca daha fazla mutlu oldum.

İşte günümüz gençliğinin sorunu da tam olarak bu. Tam yapılanamamış kişiliklerin içinden bir türlü çıkamıyorlar, hayata sadece kendi bedenlerinden bakıyorlar. Oysa ben daha yüz binlerce güzel insan bunların çok ötesinde. Hayata o bilimsel serüvenin bir parçası olarak bakıyoruz, o kutlu ve uzun serüvenin gözlerinden görüyoruz doğruları, yanlışları. Bu noktada zaten ben Okan Yüksel olmuyorum.. O serüvenin kendisi, o serüvenin ufak bir parçası oluyorum.. Bu noktadan sonra Okan Yüksel'in hata yapmasını da önemsemiyorum, çünkü ben Okan Yüksel olarak geçici, bu serüvenin bir parçası olarak ebediyim..

Gündüz, Fenerle Milliyetçi Aramak..

Malumunuz bir zat-ı şahane, gündüz vakti elinde fenerle insan aramaya çıkar. Fenerini sokakta gördüğü hemen herkese yöneltir, sokaktaki hemen herkesi dikkatli bir şekilde inceler.. Sonrasında büyük bir hayal kırıklığıyla ve kalan gücüyle haykırır: "Ben canavarlar, ben hayvanlar görüyorum.. İnsan nerede, insanlar nerede?!"

Bugüne kadar gençliğin verdiği saflık ve inançla herkesi olduğu gibi düşündüm. Eğer birisi insanım diyorsa insandı, birisi ben milliyetçiyim diyorsa milliyetçiydi ya da sosyalisttim diyen birisi de sosyalistti benim için. Geçen süre zarfında anladım ki hiçbirşey ve hiçkimse sandığım gibi değilmiş. Ve işin en acısı en az milliyetçi olanlar en fazla milliyetçiyim diyenler, en az sosyalist olanlar ise sosyalizm propagandası yapanlarmış..

Bugün Türkiye'de, düşünüyorum da ne milliyetçimiz kaldı ne de milli bir şuurumuz. Bu toprakların halklarının haklarını savunacak bir tek milliyetçi kalmamış. Milliyetçi sıfatını gasbedip adlarının önüne ekleyenler ise bu vatanı ilk satacak olanlarmış. Bugün gelinen noktada, yurdum insanı sömürgeleştirilip sömürülürken kimse çıtını bile çıkartmıyor. Yurdum insanının canı, kanı pazarlanırken kimse milliyetçi olduğunu söylemesin. Milliyetçi olan, milletini yüksek ve yüksekte görendir!

Ben de bugün sokaklarda gündüz vakti elimde fenerle dolaşıyorum: Milliyetçiyim diyen o çok bilmiş abiler arasında milliyetçi tek bir kişi bulma umuduyla.. Yok ama bulamıyorum.. Şerefsizimiz, satılmışımız çok ama adam gibi milliyetçimiz yok.. Olsaydı bu millet bu hallere düşer miydi?!

Yurdum İnsanı Kaos Cumhuriyeti'nden Sıkıldı!

İnsanlar artık tüm olup biten politik çekişmeden, göz altılardan ve davalardan sıkıldı. Bunu sadece gözlemlerime dayanarak söylemiyorum, kamuoyu araştırmalarını dikkate alarak söylüyorum. Son olarak Adil Gür'ün başında olduğu bir ekip Haber Türk için bir politik anket düzenlemiş. Araştırma sonucu kararsızların oyu AKP'nin toplam oyundan bile fazla: %30.. AKP ise ancak %29'luk bir orana sahip.. (Kararsızlar dağıtılmadan.)

Bu noktada artık herkes şu gerçeği görmeli: Halk karmaşadan yoruldu artık. Kime güveneceğini bilemiyor; yargıya şüpheyle bakıyor, askere şüpheyle bakıyor, oy verdiği politikacıya şüpheyle bakıyor.. Halk tutar bir dal arıyor ama fırtınada tutunacak bir dal bulamıyor!.. Bu noktada devletin her kurumuna iş düşüyor. Herkes biraz olsun durulup düşünmeli, aklı selim hareket etmeli.. Özellikle de AKP oturup düşünmeli, halkın artık gerginlikten sıkıldığını görebilmeli. Bunu görebilmeli çünkü kendi oyları eriyor.. Her geçen gün kamuoyu araştırmalarındaki tahmini oy oranı düşüyor.. AKP marjinalleştikçe kaybediyor..

Sözün özü; artık herkes şu çekişmelere bir son vermeli. Halk kaos istemiyor, halk daha mutlu ve huzurlu bir hayat istiyor..

Kabuğuna Çekilmek

İlber Oratylı Türkiye kabuğuna çekilmiş bir ülke izlenimi veriyor, daha doğrusu yaşadıklarımız bize bunun izlenimden öte bir gerçek olduğunu gösteriyor. Dün bizim olan topraklardan bile habersiz duruma düştük. Yetişen nesillere geniş bir objektif veremedik, veremiyoruz. Eğitim tamamen içine kapalı! Öğrenciler bilmiyorlar daha dün bizim olan toprakların havasını suyunu; coğrafyasını, kültürünü, tarihini..

İlber Ortaylı, İsmail Küçükkaya'nın "Cumhuriyetimize Dair" adlı kitabındaki söyleşisinde çok haklı olarak, şunları söylüyor: "Türkiye kabuğuna çekilen, etrafına karışmayan bir ülke. Kafanın da kabuğuna çekildiği bir ülke oldu. Okul kitaplarına kadar yansıdı.  Balkanları bilmiyorlar. Deden orada gömülü 1912-13'te... İnsanlar orada yığılmış. Kime baksan oradan gelmedir; İstanbul'da, Trakya'da, İzmir'de, Orta Anadolu'da, Eskişehir'de. Şimdi insanlar burayı bilmiyor. Bugün hiç bilmiyorlar. Geçmişi unut ileriye bak. Yakın tarih unutuluyor. Kafadan çıkartılıyor. Hakikat çarpıtılarak ortaya konuluyor."

Eğitimde artık daha farklı bir müfredat gerekli! Büyük bir coğrafyada hakim olmamız demek o coğrafyada yarın da böylesine etkin olacağımız anlamına gelmiyor. Gidemediğimiz yer bizim olmadığı gibi bilmediğimiz yer de bizim olmayacaktır! Yeni nesillere bizim olan, daha önemli ve doğrusu bizden olan toprakları öğretmekte geç kalıyoruz. Bu büyük bir hata.. O topraklar belki artık bizim değiller ama emin olun, hala bizdenler..

Türk Aydını ve Köylüsü

Yakup Kadri "Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi arasında, aynı derin uçurum var mıdır, bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu köylüsü arasındaki fark bir Londralı İngilizle bir Pencaplı Hintli arasındaki farktan daha büyüktür." yazıyor Yakup Kadri, Yaban'ında.. Katılmamak elde değil, o günlerin Anadolu toprağı için yapılan bu sosyolojik saptama bugün için bile hala geçerli sayılabilir. Tabii, bir takım değişiklikler de göz önüne alınmalı.

İlk olarak Türkiye'de artık bir İstanbul-Anadolu ayrımı en azından entelektüel anlamda kalmadı. İstanbul artık Anadolu'dan daha fazla Anadolulu. Anadolu'yu büyük oranda İstanbullulaştıramasak ( Blogtaki en uzun kelimem oldu, tamı tamına 22 harf ) da İstanbul'u Anadolulaştırdık.. Anadolu da bu süreçte kendi içinde değişime uğradı, kültürel anlamda önemli gelişmelere sahne oldu. Bugün gelinen noktada aydınımızın coğrafi bir bağlılığı söz konusu değil. Aydın artık İstanbul'da olduğu kadar Anadoluda da var. Yani aydın, belirli bir coğrafyanın ürünü değil artık.. Tüm Türkiye aydın yetiştirecek potansiyelde.. Bu noktada Yakup Kadri'nin İstanbullu ve Anadolulu saptaması günümüz realitesi içerisinde gerçekçi değil. Bu ayrım artık sadece aydın ve halk olarak yapılabilir. Çünkü artık halk da aydın da hemen her coğrafyada, hemen her bölgede..

Yakup Kadri'nin Yaban'ında yer alan aydın ve halk arasındaki çelişki günümüzde coğrafi olmasa da kafa yapısı olarak hala var. Bu çelişkiyi Cumhuriyet aydınlanması ortadan kaldırmaya çabalasa da halkın büyük bölümünün kafasındaki örüncek ağları temizlenemedi. Halk ile aydın arasındaki uçurum, ortadan kaldırılamadı. İşte bu sebepten dolayı bugün Atlantik ötesindekiler ve yerli işbirlikçileri Anadolu insanına bu toprağın aydın insanlarından daha yakın! Bu toprağın halkı, bu toprağın aydınındansa o malum camiayı kendisine daha yakın hissediyor. Burada bir eylem gereği söz konusu, Türk aydını bu topraklarda aydınlık bir gelecek istiyorsa halka arasındaki uçurumu giderme sorumluluğunu hissetmelidir. Aksi halde bu topraklarda yüz yılı aşkın süredir verilen aydınlanma/aydınlatma savaşını Türk aydınının cehalet karşısında kazanma şansı yoktur..

Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi..

umumcu2401h Ne acıdır halkım adına, bir aydınının dört dizesinin ikisinde "Vurulduk ey halkım unutma bizi.." demesi.. Ne acıdır halkın için halkına rağmen bir şeylerin savaşını vermek, unutulacağını bile bile.. Unutulacaksın ey Uğur Mumcu, unutulacaksın niceleri gibi..

Bu toprakların karanlığında, elindeki titrek bir mumun aydınlığında ve birilerinin namlusunun ucunda yürümek ne korkunç şey. Elindeki titrek mum oluk oluk akan kanınla söndüğü vakit, o muma ateş verecek aydınlık gençlerin ardından gelmemesi ne acı şey ey Uğur Mumcu..

Bu topraklarda aydınlar her zaman yalnız kaldılar. Aydınımın ardında üç beş yiğit yürekten başka kimse olmadı. Bugün de aydınlarımın ardı boş, aydınlarım namluların ucunda tek başında veriyor savaşını.. Bu ne yiğitliktir, bu ne vatan sevgisidir ey aydınım..

Değer mi ey Uğur Mumcu, değer mi ey Necip Hocam? Eşin kanının aktığı topraklarda kalmak istemiyor ey Necip Hocam, gitmek istiyor aydınlık bir gelecek kurmaya çalıştığın şu çorak Anadolu toprağından.. Ey halkım, hiç mi dokunmuyor bir aydınının eşine sahip çıkamamak? Hiç mi acımıyor canın! 

Değmez ey Uğur Mumcu, değmez ey Necip Hablemitoğlu, değmez ey Bahriye Üçok, değmez ey Ahmet Taner Kışlalı, değmez ey Muammer Aksoy, değmez ey Gafar Okkan, değmez ey Yücel Özbilgin..

Türk Kimdir? Kim Olmalıdır?

dünya türk olsun Bir mizah dergisinde, "Türk kimdir?" sorusunun ardından şu satırlar kaleme alınmış; Türk vatandaşı; İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Mahkemeleri Usulü'ne göre yargılanan, Fransız İdare Hukuku'na göre idare edilen ve İslam Hukuku'na göre gömülen kişidir..

Aklı selim değerlendirilince aslında pek de gerçeklerden uzak olmadığı görüyoruz. Biz, ne yazık ki, biz olamıyoruz! Bu noktada da tüm kendimizi bilmezlikle "Dünya Türk olsun!" edebiyatı da yapabiliyoruz? Beyler dünyayı Türk yapmadan önce, bizler kendimiz Türk olabilmeliyiz! Batı emperyalizmine de Arap emperyalizmine de bir dur diyebilmeli ve bu noktada özellikle neyin Arap'a neyin İslam'a ait olduğuna bir göz gezdirmeliyiz!

O kadar kendimizden uzak olduk ki, sokaklarımızda da evlerimizdeki mutfakta da ve hatta yatak odamızda da bize ait birşey kalmadı! Ey Anadolu insanı, kullandığın her şeyin batıdan ithal edilmesi hiç mi onuruna dokunmuyor? Yüz yıldan önce bulunan ampulü bile yurdunda tam olarak üretememek, metrolarında Siemens kullanmak çok mu onurlu sanıyorsun? Dünyayı Türk yapmadan önce, bi kendinizden başlayın dostlar. Ki kendiniz Türk olduktan sonra, emin olun dünyayı Türk yapmak gibi kompleksleriniz de kalmayacaktır..

Artık Yeni Bir Yılbaşı Ritüelimiz Var!

taciz İlk taciz haberleri 2005 yılbaşında yansıdı ana haber bültenlerine, tüm iğrençliğiyle. Ardından 2006 yılbaşı, 2006 Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ve şimdi de 2007 yılbaşı.. Uludağsözlük'te "türk olduğunuz için utandığınız anlar" vari bir başık açılmıştı, öncesinde garipsemiştim. Ama şimdi utanıyorum, yurdum erkeğinin bu kadar iğrençleşebileceğini düşünememiştim o zaman! Yapılanlar iğrenç, iğrenç ötesi!

Başlıkta da belirttim ya, artık yeni bir yılbaşı ritüelimiz var: Taksim'de turistlere cinsel taciz yapmak! Bu noktada düşünüyorum da nerede kaldı kurduğumuz o Osmanlı medeniyeti, nerede kaldı Cumhuriyet'le modernleşecek nesiller?

Tüm bunları geçiyorum, görmezden geliyorum diyelim; peki ya kutlamalarda sadece erkeklerin olmasına ne demeli? Kadınların korkarak evlerine çekilmesine, evlerinde kalmasına ne demeli? Yılbaşlarında kadınlara sokakları zehir eden bu topluma ne demeli? Bu blogta çoğu zaman halkı yönetemeyenleri eleştirdim, halka inandım. Ama bugün, inanamıyorum; şaşırıyorum! Namusun sadece dilimizde olup olmadığını, acı da olsa, düşünüyorum. Yazık!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.