TRT Kürtçe Yayına Başlar: TRT Kürdi
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin bir kanalının sadece Kürtçe ve Farsça yayınlara ayrılması ile ilgili çalışmaların başladığını açıklamış. Hal böyle olunca da yurdum insanı konu hakkında tartışmalar yapmaya, teoriler üretmeye başlamış. Ağırlık kazanan iki görüş var; birisi bunun AB'ye verilen tavizlerden birisi olduğunu, bir diğeri de bunun kardeşliğe yapılmış bir katkı olduğunu savunuyor..
TRT'nin Kürtçe yayın yapmasını ben biraz Diyanet İşleri Başkanlığı'na benzetiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, halk dinini başkalarından öğrenip de rejim muhalifi olmasın amacıyla var. TRT'nin Kürtçe yayınları da bu amaç doğrultusunda yapılacak, Kürtler birşeyleri başkalarından öğrenmeyip de rejim muhalifi olmasınlar diye.. Bu oldukça yerinde bir karar, çünkü Kürtlerin ROJ ve benzeri ideolojik yayınların dışında pek de alternatifleri yok. Bu noktada yapılan çalışma bir alternatif olacaktır.
Konu hakkında göz önüne alınması gereken birşey de nasıl (Kürtçe) konuşulacağından ziyade nelerin konuşulacağı olmalı. ROJ TV ve benzerlerinin programlarıyla rekabet edecek programlar yapılmalı. Bu noktada resmi bir kanal, resmi söylemleri olan bir kanalın çerçevesi çok da geniş olamayacak. Diyorum ki Türkiye tarafında, özel bir kanal çok daha başarılı olabilir..
Adam Yerine Konulur Bir Millet Olmak ve Türkçe!
Eminim, başınıza birçok kez gelmiştir. İthal bir elektronik cihaz ya da harhangi ithal bir ürün alırsınız, evinize gelir ve cihazı kurmaya başlarsınız. Cihazınızın kutusunun içinden kurulumu anlatan bir broşür ve bir adet de kullanım kılavuzu çıkar. Uzun yıllar boyunca bu broşür ve kılavuzlar içinde Türkçe'ye yer verilmezdi. Bugün de pek verildiği söylenmez. Türkiye'ye ihracat yapan bir firma, her nedense sattığı ürünü alan insanların Türkçe dışında bir dil bilememe olasılığını ciddiye almaz.
Bu bende çocukluğumdan beri bir takıntı halini aldı. Ciddi ciddi bunun bir sorun olduğunu düşünüyorum. Nasıl oluyor da yurdum insanını böylesine önemsiz atfedebiliyorlar? Eğer ithal bir ürün Türkiye sınırları içerisinde satılacaksa bu ürünün a'dan z'ye hemen her noktasında Türkçe kullanılmalı! Abarttığımı düşünüyorsanız, 4 Ağustos 1994'te Paris'te kabul edilen şu kanun maddeleri abartmadığımı çok açık şekilde gösterecektir:
Madde 2: Bir malın, ürünün ya da hizmetin, adlandırılmasında, arzında, sergilenmesinde, kullanma veya yararlanma biçiminde, garanti koşullarının ve kapsamının betimlenmesinde Fransız dilinin kullanılması zorunludur. Aynı hükümler, tüm yazılı, sözlü veya görsel, işitsel reklamlarda da uygulanır. İşbu madde hükümleri benzersiz kendine özgü ürünlere ve herkesçe bilinen yabancı adlandırmalara özgü durumlara uygulanmaz.
Madde 3: Kamuya açık bir yerde ya da toplu taşıma araçlarında kamuya yönelik olarak basılan ya da yapılan kamuyu bilgilendirme amaçlı her türlü yazı ve ilanın Fransız dilinde kaleme alınması zorunludur.
Madde 6: Fransa 'da Fransız vatandaşlığına mensup gerçek veya tüzel kişilerce düzenlenen bir gösteri, bilimsel toplantı veya kurultaya katılan herkes kendini Fransızca ifade etme hakkına sahiptir. Oturum öncesinde veya esnasında programın tanıtılması amacıyla katılımcılara dağıtılan belgelerin Fransızca kaleme alınması zorunlu olup, bunların bir ya da daha fazla yabancı dilde çeviri içermesi mümkündür. Bir gösteri, bilimsel toplantı veya kurultayda, katılımcılara hazırlayıcı belgeler veya çalışma belgeleri veya eylem raporu veya çalışma özeti dağıtılıyorsa, yabancı dildeki metinlere veya müdahalelerin yanında hiç değilse Fransızca bir özetin bulunması zorunludur.
Kirlenen Türkçe
Nedendir bilmiyorum? Son zamanlarda yabancı sözcüklerle sık sık karşılaşır oldum. Her gün dolaştığım sokakların bir Türk sokağı olduğunu algılamakta artık güçlük çekiyorum. Mağazaların isimleri, ürünlerin üzerlerindekiler tamamen yabancı geliyor bana. Haber bültenlerini, köşe yazarlarını algılamak için yanımda küçük el sözlükleri taşıyacağım günler ufukta görülüyor gibi. Bunları abartıyor muyum acaba? Türkiye’nin önde gelen gazetelerinin birisinin genel yayın yönetmeni “Gazeteler bir eğlence aracı haline gelmiştir.” derken maalesef “eğlence” kelimesini “entertainment” kelimesini birçok kez tekrarladıktan sonra telaffuz ediyor. Neden? Yoksa kullandığı kelimelerin Türkçelerini hatırlamakta zorluk mu çekiyor!?
Sokakların, sohbetlerin ve insanların bana yabancı kokmasının nedenini medyaya bağladım diyelim. Peki ya, neden medya Türkçe var iken yabancı dilleri kullanmak arzusunda? Bunun nedeni de maalesef sokakta dolaşan, benimle sohbet eden, okuduğum gazetede yazan, izlediğim televizyonda program yapan insanlar; yani kocaman bir toplum: Son yüzyıllarda batının olanı üstün saymaya, ciddiye almaya başlayan, Türkçeyi yabancı diller sınıfında küçük görme gafleti içerisinde olan ve benim de mensubu olduğum bir toplum. Bundan dolayı yabancı adlı, Türk mağazaları rağbet görmekte; arz ve talep dolayısıyla da yavaş yavaş mağazaların adları bana daha fazla yabancılaşmakta. İnsanlar sohbetlerinde yabancı kelimeleri kullanmayı üstünlük sayarak sık sık yabancı kelimeleri kullanmakta. Öğrenciler gördükleri yarım yamalak yabancı dil derslerinde öğrendikleri yabancı sözcükleri sohbetlerine katmakta, bunun nedeni de yabancı kelime kullanmayı üstün sayan zihniyettir. Bilim adamlarımız dahi halkla iletişim kurarken yabancı terim kullanma hastalığından kurtulamamaktadır. Anlattıkları meseleyi zaten zorlanarak anlayan bizler, araya bir de yabancı kelimeler girdiğinde konudan tamamen kopuyoruz. Korkarım “Ağır ol molla sansınlar” sözü yerini “Yabancı dille konuş bilgili sansınlar” sözüne bırakmıştır.
Aileler çocuklarının yabancı dil öğrenmeleri için çabalar göstermekte; çocuklarını kurslara göndermekte, özel dersler aldırmaktadırlar. Bunu yavaş yavaş her sokağa yayılan yabancı dil dershaneleri somut şekilde gösteriyor. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine arttığı görülmeyen yabancı dil kursları; maalesef ülkemde anaokullarına kadar inmiştir. Yedi yaş öncesi çocukları önceleri, “Bir, iki, üç…” diye sayarken artık bunun yanında “One, two, three...” diye saymaya başlayan bir toplumun mensubuyum. Peki, bunun ne zararı var? Yabancı dil bilmenin ne zararı var diyenleriniz elbette vardır, olmalıdır. Yabancı dil öğrenmenin kimseye bir zararı olmayacaktır; fakat yabancı dil öğrenmek ana dil tamamen öğrenilmeden yapılmamalıdır. Bunun aksini, bu gün görüldüğü gibi çok acı olur. Yeni nesiller yabancı dille ana dilleri arasındaki farkların ayrımını yapamazlar.
Sizce neden evrenselleşen bir dünyada; milletlerin, dinlerin, dillerin bir yapılmaya çalışıldığı bir dönemde “Türkçe kirleniyor!” diye haykırıyorum? Bayanlar baylar, ben de en az sizin kadar ırkçılığın, din üzerine kurulu katliamların ve birbirini anlayamayan milyarca insanın yaşadığı dünyanın bir mensubu olmaktan haz duymuyorum. Fakat birileri bunun böyle olmaması gerektiğini söylerken; birleşim noktasına kendi değerlerini koymaya çalışıyorlar. Tüm insanlık kendi dinlerini, kendi dillerini, kendi değerlerini benimsesin istiyorlar. Bence bu bir kültür kıyımıdır; fakat bunu anlamayan milletler evrensel olduklarını sanıp kendi dillerini, kendi kültürlerini öğrenmeyerek emperyalist dünyanın başındakilere benzemeye çalışıyorlar. Ne mi oluyor? İki tabure arasında kalıyorlar. Bir bakıma her ikisinde de oturamıyorlar. Her an düşüp yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar.
Ben herkesin ortak bir dili konuştuğu, ortak insani değerlerin taşıdığı, atalarından dolayı hor görülmeyen insanların olduğu bir dünyada barış içinde yaşmak istiyorum; fakat bu dünyanın herkesin İngilizce konuştuğu, sadece Amerikalıların ve Avrupalıların insan sayıldığı ve insanların değerlerinin atalarıyla belirlendiği bir dünyayla karıştırılmasını istemiyorum.






