| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

15 "türk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"türk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..

dostluk Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..

Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."

Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..

"Türk Dünyasının Ölmez Lideri Haydar Aliyev?!"

Haydar Aliyev Haydar Aliyev, bilindik bir isim. Başlıktaki gibi "Türk dünyasının ölmez lideri" olarak sıfatlandırılıyor ve bu sebepten de yukarıdaki başlık Türkiye'de ulusal bir yayın organında manşetten veriliyor. Genel anlamda bizim için Mustafa Kemal ne ise Azeri Türkleri için de Haydar Aliyev o anlama geliyor. Bir baba, bir kurtarıcı olarak değerlendiriliyor..

Şu son zamanlara kadar Haydar Aliyev noktasında, derinlemesine bir bilgi birikimim yoktu. Geçen haftalarda önemli bir sohbet sırasında, bilgi birikimine oldukça güvendiğim bir isim tarafından oldukça şaşırtıcı sözler duydum. Duyduğum şey, daha önce duymamışsanız, eminim sizi de en az benim kadar şaşırtacaktır. Neydi, duyduklarım?  Haydar Aliyev'in sandığımın aksine Türk kökenli olmadığını, baba tarafından Kürt, (daha sonra başka bir kaynaktan öğrendiğim üzere) anne tarafından da Ermeni bir aileden geldiğiydi.

Daha sonra yaptığım araştırmalarda ise daha da çarpıcı bilgiler edindim. Örneğin, Haydar Aliyev'in yakın korumlarının büyük oranda Kürtler arasından seçilmesi, çevresindeki isimlerin genellikle Kürt olması hem söz konusu iddiaları güçlendirdi ve hem de beni daha fazla şaşkınlığa uğrattı. Aliyev'in etnik yapısı elbette, onu değerlendirme noktasında en ufak bir kıstas bile olamaz. Kendisi hangi etnik kökene dayanırsa dayansın, sadece yaptıkları noktasında değerlendirilir. Bu noktada onun etnik kökeni ile onu yüceltmek ya da aşağılamak gibi bir gaye içinde olduğum yanılgısına düşülmesi beni çok üzer. Yapmak istediğim, beni oldukça şaşırtan bu bilgiyi sizlerle paylaşmak ve doğruluğunu tartışmaktır.

Bu bilgilerin değerlendirilmesi kişiden kişiye değişir. Ben tüm bu bilgileri, aslında hiçbir şeyin etnik kökenle alakadar olmadığı ve herşeyin ortak paydalarda buluşmakla ortaya çıktığına olan inancım noktasında değerlendiriyorum. Kafatascçlık yapan birilerinin, birgün kendi kafalarının tasını da ölçmelerini diliyorum.. Daha geçen yıllarda Nihal Atsız'ın kafasının Türk kafa yapısıyla alakasız olduğunu öğrenmiştim, bugün de kaderde Haydar Aliyev varmış. Birileri bunların üzerine düşünmeli, uzun uzun..

Türk! Öğün. Çalış. Güven.

üvenpark Ulu önder söylemiş vakti zamanında. Bugün de hala önemini ve güncelliğini koruyan bir söz "Türk! Öğün. Çalı. Güven." Çıkartacağınız anlam, alacağınız ders aşikar; yalnız gizli kalmış bir iki nokta dışında..

Bilmem, siz de bu sözü ilk duyduğunuzda garipsediniz mi? Ben garipsemiştim, daha doğrusu bir insanın çalışmadan kendisiyle övünmesine bir anlam verememiştim. Hatta bu sözün "Türk! Çalış. Öğün. Güven." olarak düzeltilesi gerektiğini bile düşünmüşlüğüm olmuştu zamanında ) Bugün geldiğim noktada ulu önderi çok iyi anlıyorum. Ne demek istediğini, bu sözün altında hangi amacın yattığını?

Bugün bu söze en az dün olduğu kadar ihtiyacımız var! Mustafa Kemal, Türk'ün öncelikle kendisiyle övünmesini istemişti. Kendisine güvenmesini. Bu sebepten çok söz söyledi, "Türk Milleti Zekidir!" gibi.. Tüm bunları Türk milletinin kendine olan özgüven eksikliğini yıkmak, Türk milletini edilgen bir konumdan etken bir konuma yükseltmek için yaptı. Bugün hala çalışmaya başlamak için önümüzde duran en büyük engel halkın kendisiyle övünmemesi, hatta kendisini eksik görmesi. Artık aklı başında kimse "Tapınak Şovalyeciliği", "ABD tırsaklığı" yapmasın! Dünyada uluslararası politikaya yön veren güç insan, ve bizler de insanız! Bu noktada kimseden eksiğimiz yok ama bunun farkına bir türlü varamadık, Mustafa Kemal bile bu farkındalığı tüm yurda maalsef yayamadı..

Baba ve Piç

elif_safak Her adımda daha da ağırlaşan çantam sırtımda, okulun tüm yorgunluğu bedenime sinmiş, yürüyordum caddede. Akşamüzeri kaldırıma kurulan korsan cd ve kitap tezgahlarına da göz gezdirerek her zaman kitap aldığım kitap sergisine yöneldim. (Korsan kitapları da öyle her yerden alamıyor insan, onlar da kalite kalite.) Yeni neler çıkmış göz gezdirirken bir anne oğul geldiler, anladığım kadarıyla çocuğa öğretmeni Atatürk hakkında bir kitap okuma ve özet çıkartma ödevi vermiş. Zamanın reklam bombalarından nasiplenmiş olsa gerek çocuğun annesi "Şu Çılgın Türkler"i kaptı yerden. Uzunca bir süre evirdi çevirdi, sayfalarını kontrol etti, sonunda 5 YTL çıkarttı verdi. O sırada çocuk, garip olmasa gerek, büyük bir mutlulukla "Baba ve Piç" diye bağırdı. Kadın bir an için anlam veremese de nar kırmızısı "Baba ve Piç"i görünce anladı: "Sus terbiyesiz!" Çocuk korkuyla:  ama orada öyle yazıyor, diyebildi ancak.

Elif Şafak'la tanışmam bu vesileyle oldu. O gün satın alıp, çantama koyduğum kitaplar arasında "Baba ve Piç" de vardı. Daha sonradan kitap mahkemelik olacak, protestolar yaşanacaktı. Kitabı bir çırpıda okuyup bitirdim, kendimden birşeyler bulabildim. Hayatta okunması gereken yüz kitap listesinde yer alamayacak olsa da şu hayatta okurken kaybedeceğiniz zamandan fazlasını kazanacağınız bir kitap "Baba ve Piç".

Elif Şafak, "Bir tarafta mağrur laikçi modernistler konumlanmış. Burunlarından kıl aldırmazlar, tek bir eleştiri yapamazsın. Orduyla devletin yarsı onların arkasında. Öte tarafta muhafazakar gelenekçiler, Osmanlı mazisine hayran, onlar da atalarına laf ettirmez, eleştiri kaldırmaz. Halkla devletin geri kalanı onların arkasında. Ee, bize ne kalıyor?" yazarken Türkiyenin sosyolojik yapısını oldukça ortaya koyuyor. Okuyan, yazan her insanın düştüğü toplumdan uzak olma, kendi olma durumunu "Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin." yazarak açıklıyor... Türkiye'de sık sık yaşadığımız askeri müdahaleleri ve halkın bu müdahaleler karşısındaki tepkisizliğini "Ordunun yönetime el koymasından daha kötü ne olabilir? Ordunun yönetime el koyduğunu kimsenin iplememesi." yazarak ortaya koyuyor. Ayrıca not defterime yazdığım pek çok sözü de "Baba ve Piç"in satırlarından aşırdım: "Yalvarırım beni hem bilgili hem güçsüz kılma." gibi.

Kitap içerisinde Türkler ve Ermeniler hakkında farklı bakış açılarını bulabilir, ucundan acıcık olsa da bilgi sahibi olabilirsiniz. Mesela ben Ermenilerin burunlarının pek normal olmadığını "Baba ve Piç"i okuyarak öğrendim. Platonun her türlü fiziksel teması iğrenç ve rezil bulduğunu ve Elif Şafak'ın bu noktadaki bakış açısını büyük bir edebi tad alarak gördüm: "Platon her türlü fiziksel teması rezil ve iğrenç kabul eder çünkü Eros’un gerçek gayesinin güzellik olduğunu düşünür. Cinsellikte güzellik yok mu hiç? Platon’a göre hayır. O daha “yüce amaçlar” peşindedir. Bana sorarsan nice düşünür gibi Platon’un da derdi, adamakıllı düzüşmemiş olmasıdır."

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, ama ben bu kadarının kitabı tanıyabilmeniz için yeterli olacağını düşünüyorum. Kitap hakkında gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da kitabı Aslı Biçen'in dilimize kazandırmış olması: Kitabın orjinali hatırladığım kadarıyla İngilizce idi.  Ayrıca kitap içerisinde Johnny Cash'ten pek çok alıntıyı da bulmanız mümkün, sevenlerine duyrulur.

Not: Fotoğraf elifsafak.us adresinden alınmıştır.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.