| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

211 "türkiye" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"türkiye" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Haşmet Babaoğlu ve Yüksek Lisans!

Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu, Sabah'taki köşesinde "Hayattan korku, yetişkinlikten kaçış: Yüksek lisans!" başlıklı bir yazı kaleme almış ve gözlemlerini paylaşmış: "Yüksek lisans denilen şey gençlerimizin iş hayatının asla ana baba yuvasına benzemeyen ortamına katılma endişesini erteliyor. Evlenme ve benzeri baskılara karşı menkul bir direnç noktası oluşuyor."

Yani diyor ki Haşmet Babaoğlu, üniversite mezunları iş hayatına girmekten korktukları için yüksek lisans yapıyor. Bu gözleme hiç ama hiç katılmıyorum. Ya Haşmet Babaoğlu Türkiye'de yaşamıyor ya da ben? Bugün Türkiye'de yüz binlerce üniversite öğrencisi işsizlikten yakınırken, Haşmet Babaoğlu'nun üniversite mezunları iş hayatına girmekten korkuyor demesi anlamsız.

Yanılıyorsunuz, Haşmet Babaoğlu; üniversite mezunları iş hayatından korktukları için yüksek lisans yapmıyor, üniversite mezunları iş hayatında kendilerine yer verilmediği için "mecburen" yüksek lisans yapıyor.

Genç Siviller Gerçekten De Rahatsız!

Sam Amca Türkiye'nin hoş ve boş örgütlenmelerinden bir tanesi ve belki de birincisi Genç Siviller. Arada bir web sayfalarına bakıyorum, okuyorum ne yazıyorlar, ne yapıyorlar diye. Yazdıkları da kendileri gibi hoş ve boş. Eylemleri de aynı şekilde hoş ve boş. Yani genel olarak hoşlar ve boşlar..

Hoşlukları renkliliklerinden ileri gelmekte, boşlukları ise bunca reklama rağmen hala kitleselleşememiş olmalarında. Yani Türkiye'deki sivil gençlerin neredeyse hiçbirisi bunları takmıyor. Allah aşkına, bunca zamandır bu adamların 100, hadi olmadı 50 kişiyi toplayıp bir basın açıklaması yaptığını gördüğünüz mü? Göremezsiniz çünkü bunların ortalamaları üç beş kişi.. Buna rağmen malum medya kuruluşları durmak bilmeden bunların reklamını yapıyor! Bu reklamlara rağmen Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkede hala kitleselleşememiş olmalarını neye bağlıyorlar acaba? Sanırım "Her Türk asker doğar" sözüne bağlıyorlardır..

Asker demişken yazmamak olmaz, bu genç sivillerin hemen hepsinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı alerjisi var. Nedendir, bilinmez. Diyeceğim ki acaba anaları babaları 1980'de işkence mi gördü. Yok, o da değil. Ne de olsa bu arkadaşların birçoğu köyden kente göç mağduru, yani Kenan Evren'in bunların analarını babalarını işkenceye çektirecek kadar ciddiye alması ihtimal dahilinde değil. E, o zaman TSK ile ne dertleri var bunların? Sizce?

E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'ninizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!

Son olarak değinmeden edemeyeceğim: kendilerine "genç siviller" diyen bu arkadaşların çok yerinde bir sloganları var: "Genç siviller rahatsız!" Bu sloganı çok seviyorum, durmadan tekrarlıyorum ve sonra da diyorum ki, bunlar gerçekten de rahatsız!!!

10 Yıldır Aynı Telefonu Kullanmak...

Cep Telefonu Türkiye'nin en tanınmış plastik markaları Fırat Pen'in ve Fırat Boru'nun sahibi Nevzat Demir, bir toplantı sırasında Nokia 3310 marka bir telefonla görüntülenmiş. Hürriyet'in ilgili haberinde Nevzat Demir'in şu açıklamaları yer alıyor: "10 senedir aynı telefonu kullanıyorum, 10 sene daha bu telefonu kullanmaya devam edeceğim" Nevzat Demir'in "Neden yeni telefon almıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap ise daha çarpıcı: "O kadar zengin değilim!"

Türkiye'nin en zengin insanlarından bir tanesi, Nevzat Demir. Buna karşın 10 yıldır kullandığı telefonu değiştirecek kadar zengin olmadığını söylüyor. Buna benzer bir açıklamayı uzun zaman önce ünlü iş adamı Sakıp Sabancı da yapmış ve otomobilini değiştirmeyi düşünmediğini söylemişti.

Umarım yurdum insanı Nevzat Demir'den ve Sakıp Sabancı'dan yeteri kadar ders alabilir ve tüketim çılgınlığından kendini biraz olsun kurtarabilir. Aksi halde yarınlarda yurdum insanının durumu pek iç açıcı olamayacağa benziyor!

Bir pazarlama aracı olarak Medya!

Hayat Kadını Akşam'da Oray Eğin, Çirkef ve Küçük Düşürücü başlıklı ve TMZ konulu yazısınında TMZ benzeri bir oluşuma Türkiye'de de ihtiyaç duyulduğunu yazmış. Sonrasında da Madi Clara adlı blogun bu ihtiyaca az da olsa cevap verebildiğini vurgulamış.

Madi Clara arada sırada baktığım bir blog. Bugün, Oray Eğin'in köşesinde Madi Clara ile karşılaşınca, tekrar bir göz attım ve dünden bugüne yazılmış ne varsa okudum. "Best Model Jürisi Artık Daha Tarafsız" başlıklı ve Madi Clara imzalı yazının bir bölümü şöyle: "Türkiye'de işler şöyle yürür: Yeni bir yakışıklı ve genç çocuk çıkar piyasaya. Tüm zengin gay'lerin hepsini o sene elden geçirir, sonra sıra üst-orta seviyedeki gay'lere gelince o çocuğun yüzü eskimiş olur. Ve hemen yeni bir Best model yarışması düzenlenip, piyasaya yeni yüzler kazandırılır."

Bu satırları okuyunca aklıma Paris geldi. Uzun zaman önce, bir kitapta Paris'te kadın satılan lüks otellerde müşterilere kadınların özgeçmişlerinin ve fotoğraflarının yer aldığı bir defter verildiğini okumuştum. Müşteri bu defter içerisindeki kadınlar arasından zevkine uygun bir tanesini seçiyor ve geceyi birlikte geçiriyordu. İşte Madi Clara, Best Model'ı bu deftere benzetmiş. Ben daha da ileri gidiyor ve medya organlarının azımsanmayacak bir kısmının bu defterle aynı işlevi gördüğünü iddia ediyorum! Birtakım televizyon, gazete ve dergiler yayıncılığın yanı sıra patronlara güzel kızlar ve yakışıklı oğlanlar pazarlıyor! Tabii eli açık olanlarına..

1., 2. ve 3. Dünya Ülkeleri ve Türkiye

İnek ve Dünya Pek çok farklı ortamda karşılaştığım bir yanlış var. İnsanlar her nedense 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri ayrımını tam olarak algılayamamışlar. Bu insanlar içerisinde bakanlık koltuğunda oturmuş insanlar da var. Mesela Cemil Çiçek hükümetlerinin icraatlarını anlatırken "6.5 yıl önce biz iktidara geldiğimizde Türkiye 3. dünya ülkesi konumundaydı. 190 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler de sıradan bir üye ülke idi" gibi bir açıklama yapabiliyor. 1., 2. ve 3. dünya ülkeleri sıralaması maraton sonrasındaki koşucuların aldıkları dereceler gibi geliyor insanlara ve insanımız da kendisini 3. dünya ülkesi sayıyor. Oysa bu tanım herhangi bir sıralamayı içermiyor. Yani 1. dünya ülkeleri birinci sınıf birer ülke iken 2. dünya ülkeleri birer ikici sınıf ülke değiller. Aynı şey 3. dünya ülkeleri için de geçerli. 1., 2. ve 3. dünya farklı bir ayrıma dayanıyor: Soğuk savaş sürecinde kapitalist ülkeler 1. dünya ülkeleri, sosyalist ülkeler 2. dünya ülkeleri ve diğerleri de 3. dünya ülkeleri olarak sınıflandırılmış. Herşeyin özü bu.

Bu notkadan hareketle pek çoklarının düştüğü bir hatayı da düzeltelim, Türkiye bir 3. dünya ülkesi değil. Bunun sebebi ise Soğuk Savaş sürecinde Türkiye'nin kapitalist grup içerisinde yer alması. Bizler, bir "1. dünya ülkesi"nde yaşıyoruz. Fakat bu, bizlerin birinci sınıf bir ülkede yaşacığımız anlamına gelmiyor, açıkladığım sebeplerden ötürü.

Sık sık karşılaştığım bir yanlıştı, Türkiye'nin üçüncü dünya ülkesi sınıfına konulması. Bunu en sadece vatandaştan tutun da bakanına kadar gördük. Bu satırlar umarım biraz olsun yararlı olur.

Başarılı Olmak Ya Da Olmamak?

çocuk12 İnsanları kabaca aptallar, orta zekalılar ve ileri zekalılar olarak üçe ayırsak bu üç gurubun dağılımı şöyle olacaktır: Aptallar her yerde vardır. Orta zekalı insanlar çoğunluktadır. Toplumlar daha çok bu tür insanlardan meydana gelir. Doğa, şaheserleri, yani ileri zekalı insanları da seyrek olarak yaratır.

Elif Şafak, Baba ve Piç'te bu üç gruba dair şöyle bir saptama yapıyor: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler asla ezici çoğunluk olmaz." Sözün özü hemen her toplumun büyük bir bölümünü düşünemeyen beyinler, aptallar oluşturur. Böyle bir ortamda da, pek tabii, başarı hazmedilemez!

Bugün Türkiye'de, hemen her yerde başarılı olmanın hazmedilemediğini görüyorum. Pembe Candaner, Sabah'ta, "İyi birşeyler yaptığınızda, o başarıyı paylaşmak yerine, savaş açma ruhu toplumumuzda maalesef sıkça görülen ve tedavisinde çok başarılı olunamayan bir hastalık. Çünkü alkışlamak yerine, o başarıya gölge düşürmekte üstümüze yok." yazmış, katılmamak elde değil. Bugün üniversitede de, iş hayatında da ve hatta sosyal ilişkilerde de başarı içten içe kötü karşılanır birşey. Bunun piskolojide de yeri var: "İnsanoğlu kendinden daha güçlü, daha bilgili, daha becerikli insanlarla karşılaştığı zaman 'Bu insandan bana zarar gelir mi?' diye bakar. Bu nesnel benin (Egonun) doğal işlevidir."

Sözün özü, "doğal olarak" Türkiye'de ve belki de dünyanın diğer taraflarında da başarı kıskanılır, kötülenir birşeydir. Böyle bir ortamda başarılı olmak cezalandırılır. Bizim tarihimiz ve bugünümüz bunun binlerce örneğiyle doludur. Hal böyle olunca da başarılı olmak, sivrilmek pek de zekice görünmüyor yurdumda ve ben de 21 yaşımda annemim babamın bunca yıldır neden "Sivrilmek iyi değildir oğlum!" dediklerini ancak anlayabiliyorum.. Sanıyorum anlamakta çok geç kalmadım, hala bir umut var..

Kurtlar Vadisi'nde F Tipi Yapılanma Nerede?

Kurtlar Vadisi Uzun zamandır düşünmekte ve sabırla beklemekteydim ama sonunda sabrım tükendi. Bu Kurtlar Vadisi'nde neden bir bölüm olsun F Tipi yapılanmaya yer verilmez, bileniniz var mı? Bugüne kadar ihtiyarlardı, konseydi, iş dünyasıydı, mafyaydı, bürokrasiydi, odruydu, polisti, akademisyendi vs vs.. hemen her kesimden ve kurumdan insan konu edildi dizide. Amma ve lakin bir gün olsun badem bıyıklı, elinde Zaman gazetesi tutan bir F Tipi insan görenimiz olmadı.

Yeni Harman'dan Adnan İmamoğlu de merak etmiş olacak ki, okuyucularına soruyor: "Arkadaş bu dizide neden hiç badem bıyıklı yok? Adamlar bu ülkede girip çıkmadıkları delik, odak, merkez bırakmadılar ama bir tane dinci yapılanmaya ne hikmetse denk gelmediler. Nasıl oluyor bu? Öyle ya sen devletin derinliklerinden bir hikaye anlatacaksın, hikayede Türkiye üzerinde iddia sahibi tüm çevreler olacak ama bir tane Nurcu, Fettullahçı bir adama rastlanmayacak. (...) Bir tane 'esselamünaleyküm' diye kolunda zaman gazetesiyle kadraja giren çıkmadı usta. İşte bu da bize dizinin mevzuya nereden baktığını güzelce gösteriyor. Kamera ardında duranı nasıl çeksin?"

Gereksiz Bilgi Bombardımanı ve Korunma Yolları

Medya4 Güzel bir kitaptan güzel bir söz okudum, üzerinde düşündüm, yazdım ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Üç çeşit bilgi vardır, yazıyordu kitapta: esaslı bilgi, faydalı bilgi ve lüzumsuz bilgi. Bu çerçevede düşünmeye başladım ve bildiklerimin çoğunun aslında birer "lüzumsuz bilgi" olduğunu gördüm. Bilmesine biliyordum ama bildiklerimin bana ne faydası oluyordu ki?

Örneğin, geçen günlerde düşen Air France uçağını, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini biliyordum veya İran'da yapılan seçimleri de biliyordum veya gündemin öne çıkan başlıklarını da.. Düşününce tüm bunların lüzümsuzluğuna kanat getirdim. Bana ne bunlardan? Air France uçağının düşmesinin benim hayatıma ne gibi bir etkisi olabilir? Ya da orada ölen yüzlerce insan benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabilir? Hayır yapamaz! O uçak düşmeseydi de benim hayatım bugünkünden farklı olmayacaktı. Öyleyse neden bileyim ki Air France uçağının düştüğünü? Neden beynimi meşgul etsin bu lüzumsuz bilgi? Neden uçağın nasıl düştüğüyle ilgili teorileri üreteyim?

Bilim bunun adını "enformasyon bombardımanı" olarak koymuş ve sonuçlarını da saptamış: "İnanın, ihtiyacı olmayan enformasyon ile zihnini doldurmak suretiyle düşüncelerini ve yargılarını törpülemek, bu yolla kişinin bakış açısında daralmala sebebiyet vererek, neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşmasına neden olmak."

Enformasyon bombardımanı her geçen gün etkisini arttırıyor ve bize düşen gözümüzü, kulağımızı kapatmak! Evet, yanlış okumadınız: enformasyon bombardımanından kendimizi korumak için gözümüzü ve kulağımızı kapatmalıyız. Sadece esaslı ve daha da önemlisi bizim adımıza faydalı bilgileri edinmekle yetinmeliyiz. Bu noktada haber kaynaklarımızı belirlemeli ve ilgi alanımıza dair bir haber kaynağından beslenmeliyiz. Örneğin mesleğinize ya da ilgi alanlarınızdan herhangi birisine dair bir blogtan veya bir dergiden.. Aksi halde başınıza gelecekleri bilim şimdiden öngörüyor: "...neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşması..."

Aleyküm Selam, Obama!

Barack Obama ABD üzerine yadığım son yazılarda altını çizdiğim gibi ABD dış politikasında bir değişiklik yaşanıyor. Fakat bu değişimi iyi değerlendirmek gerekiyor çünkü değişen ABD'nin amaçları değil, sadece amaca giden yolda kullanılan araçlar. ABD Türkiye'de İslam aracının pek de işe yaramadığını, İslam'ı alet ederek amaçlarına ulaşamayacağını anlamış olsa da İslam'ı kullanmaktan da vazgeçmiş değil. Türkiye'de olmasa da Orta Doğu'da İslam hala bir ABD silahı gibi kullanıyor. ABD, Müslümanları kendi değerleriyle vurmaya, kıvama getirmeye çalışmakta..

Barack Obama'nın son çıkışları, Mısır'da yaptığı konuşmasına "Esselamü-n-aleyküm" diye başlaması, din kitaplarından referanslar vermesi vb. tüm eylemlerin altında Obama'nın İslam sevgisinden çok bölgedeki ABD çıkarlarının yattığı aşikar. Bush'un aksine Obama, birşeylerin topla tüfekle yapılamayacağının farkında ve bu noktada karşısında Napolyon örneği var. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" diyordu 1798'de. Bugün aynısını Obama diyor. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" açıklamasını yaptığı Mısır'ı işgal etti, gerçek bir Müslüman olarak! Bugün aynısını Obama da düşünüyor olmasın?

Tüm bunları birileri görmüyor olacaklar ki hala olayın ciddiyetinin farkında değiller. Umarım "Esselamü-n-aleyküm" diye konuşmasına başlayan Obama'yı "Aleyküm Selam" diye manşet yapan Yeni Şafak editörleri ve "Obama'nın Yolu Açık Olsun" diyen Fehmi Koru da tüm bunları görebilir!

Röportaj: "Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine"

Ali Yaşar Sarıbay Bugüne kadar demokrasi üzerine pek çok yazı yazdım, pek çok eleştiride bulundum. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokratik sistemlerin eleştirilmesi gereği üzerine yazdığım bunca yazı sonrasında hala demokrasi ile sorunumu çözdüğümü söyleyemem. Ancak, geçen hafta Ertuğ Telli dostum ile birlikte Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi sonrasında tekrar düşünmeye başladığımı söyleyebilirim. Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, öyle bir demorkasi tanımı yaptı ve bu tanımı söyleşi boyunca öyle güzel paylaştı ki söz konusu tanım içerisinde mutlulukla yaşayabileceğime karar verdim. Demokrasiyi "eşitlik" noktasında ele alan hocamız, benim demokrasi ve siyaset hakkında pek çok şeyi tekrar düşünmeme sebep oldu. Eminim, sizler de söyleşiyi okuduktan sonra demokrasi ve siyaset nokasında pek çok şeyi tekrar düşünecek ve olaylara daha farklı pencerelerden bakma şansı yakalayacaksınız. Politik Akademi çatısı altında ve hocamız Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay'ın desteğiyle gerçekleştirilen röporajımıza ulaşmak için tıklayınız: Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine

Röportaj noktasında söyleyecek daha çok şey var aslında; işin düşünsel kısmını bir tarafa bırakırsak, hocamızın o  sıcak karşılaması ve gülen yüzü röportaja ayrı bir tat kattı. Röportajı gerçekleştirdiğimiz oda ise güzel bir fon oluşturdu röportaja: Pekçok konuda hazırlanmış dosyalar, hemen her yeri kaplıyordu. Ve tabii Beşiktaş! Ali Yaşar Sarıbay demek, en azından biz Uludağ Üniversitesi öğrencileri için, biraz da beşikaş demekti. Odayı süsleyen bayrak ve masadaki şapka fonu siyahla beyazla tamamlıyordu.

Röportaj sonrası, her ne kadar derslerini alma şansım olmasa da, üniversitemde böylesine bilgili ve daha da önemlisi olgun hocalarımız olduğu için gurur duydum. İyi ki varsınız hocam ve ayrıca hocam: Politik Akademi'ye verdiğiniz destek için teşekkürler..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.