| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 "tayyar arı" etiketi kullanan gönderi "tayyar arı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Prof. Dr. Tayyar Arı ve Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz

Tayyar Arı Üniversitede her geçen dönem mesleki ders yoğunluğumuz daha da artıyor. Mesleki derslerle birlikte dünyada olagelen politik olayları değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışıyoruz. Geçen dönem, Prof. Dr. Tayyar Arı'nın verdiği "Uluslararası İlişkiler Teorileri II" dersinde de sık sık dış politikaya dair değerlendirmeler ve yorumlar yaptık. Tayyar Hoca, Türkiye'nin mevcut dış politikasını bütün devletlerle pozitif diyalog içinde olmak ve pozitif diplomasiyi öne çıkartmak olarak tanımlamıştı. Ayrıca, bu politikaların Türkiye'ye birçok yararının olduğunu/olabileceğini de söylemişti.

Türkiye'nin pozitif diplomasiyi ve her devletle pozitif ilişkiler kurulması gereğini öne çıkartan bu yeni dış politikası hakkında Prof. Dr. Tayyar Arı'nın bir makalesine ulaştım. "Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz" başlıklı makale bu politika sürdürülürken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, hani hataların yapılabileceğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor. "Aslında takdirle karşılanacak bir politika olduğu da söylenebilir. Ama bu durum Türkiye’nin dış politikasında bazı önceliklerinin olmayacağı anlamına gelmez. Türkiye eğer önce bölgesel lider sonra küresel lider olacaksa ki böyle bir vizyonunun olduğuna ya da olması gerektiğine inanıyorum. Her şeyden önce bazı stratejik öncelikleri bulunmalıdır." deniliyor. Prof. Dr. Tayyar Arı şöyle devam ediyor: "Türkiye’nin dış politikasında stratejik öncelikleri arasında Orta Doğu ve Avrasya’nın ilk sırayı almasının Türkiye’yi hem AB hem de ABD karşısında pazarlık gücünü arttıracağı ve uluslararası alanda daha saygın bir yere sahip kılacağını düşünüyorum. Türkiye’nin dost-düşman ayırımı yapmaması ve kimlik ile dış politika arasında bir ilişki kurmaması bir yere kadar uygulanabilir ve anlamlıdır. Ama Türkiye dünyada bütün ülkelere aynı mesafede olamaz. Böyle bir politika Ermenistan açılımında tıkanır ve Mısır’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz; düşmanın dostluğunu kazanmaya çalışırken dostlarınızı da kaybedersiniz. Dost-düşman kavramlarının bir ülkenin dış politikasında yönlendirici olmaması harika bir şey ama, bu durum bir ülke açısından stratejik öncelikli ülke ve bölgelerin olmayacağı anlamına gelmez."

Son günlerde yaşanan olaylar sonrasında bu makalenin çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye, stratejik önceliklerini bir an önce ortaya koymalı ve bunların gereğini yapmalı.

Erdoğan Davos'ta: "Siz İnsan Öldürmeyi İyi Bilirsiniz!"

WEF - Erdoğan 40. yılını kutlama hazırlıklarında olan Dünya Ekonomik Forumu'nda sanıyorum kırk yılda bir olabilecek bir olay yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli" konulu forumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'e dönerek "Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz." diye seslendi ve sonrasında da "Benim için Davos bitmiştir." diyerek salonu terk etti. Paneli canlı olarak izleyen birisi olarak, beklenmedik bu olay karşısında çok ama çok şaşırdım.

Bir uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. Üniversitenin hemen ilk yılında, Uluslararası İlişkiler & Dış Politika kitabını okuduğum ve dersini aldığım Prof. Tayyar Arı bizlere ilk olarak diplomasinin bir nezaket sanatı olduğunu öğretmişti. Sonrasında yaptığım okumalarda da gördüm ki diplomasi gerçekten bir nezaket sanatıydı. İnsanlara nezaketle birşeylerin yapılabileceği bir alt yapı sunuyordu diplomasi.. Aksini ise asla kabul etmiyordu, dışlıyordu.

Ancak tüm bunlara karşın, o canlı yayını izlerken Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı beklenmedik çıkış sonrasında hayatımda ilk defa Recep Tayyip Erdoğan ile bu kadar yakın hissettim kendimi. Diplomatik olarak yapılabilecek en büyük yanlış, en yakışıksız hareket.. Tamam, bunu kabul ediyorum ama bir insan olarak da Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı çıkışın son derece insani ve haklı olduğunu düşünüyorum.

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması Hakkında Bilgilendirme..

Önümüzdeki Cumartesi günü, 18 Ekim 2008, Bursa'da KültürPark Ender Aile Çay Bahçesi'nde saat 11:30'da yine hep beraber güzel bir buluşmaya imza atacağız. İstanbul, Ankara, İzmir, Çanakkale ve tabii ki Bursa'dan gelecek blog (yazar/okur)larıyla hasret giderecek, dünümüzü, bugünümüzü ve elbette yarınımızı masaya yatıracağız. Bu güzellik içerisinde sizin olmamanız bizim için çok üzücü olacaktır, bu sebepten sizleri de aramızda görmek istiyoruz.

Şu an itibariyle elli kişiye yakın bir katılımcı sayısını hedefliyoruz.  Konferanslar ve söyleşiler ise ayrıca ekstralarımız. Uludağ Üniversitesi'nden katılacak akademisyenlerle, alanımızda bir ilki gerçekleştireceğiz. Doç Dr. Kamuran Reçber, bizlere "İnternette Hukuk" konulu bir konferans verecek. Ayrıca Prof. Dr. Tayyar Arı ve Dr. Ferhat Pirinçci ile görüşmelerimiz sürüyor.

Sözün özü, biz bu Cumartesi Kültür Park'ın o mükemmel doğasında sizleri bekliyor olacağız. Siz olmadan eksik, sizsiz olmadan tatsız olsun istemiyoruz bu güzel gün. İşte bu sebepten sakın ola alternatif birşeyler düşünmeyin

Yeni Öğretim Dönemi..

Üniversite Öğrenci Dün gece, bir iki saat boyunca ders seçimleriyle uğraştım. Malum bizim üniversitede dersleri öğrenciler seçiyor, hatta zaman zaman hocaları ve ders saatlerini de. Hal böyle olunca da plan, program yapmak gerekiyor. Dün gece bu plan ve programlarla uğraştım. İyi bir program sonucu hafta tatilini 3 güne çıkarttım, Çarşamba hiç ders almadım

Bu yıl için heyecanlıyım çünkü artık adam akıllı meslek dersleri başlıyor. Dün programıma şunları seçtim, sizlerle de paylaşmak istedim: Prof. Dr. Mehmet Genç'ten Uluslararası Hukuk, Prof. Dr. Tayyar Arı'dan Uluslararası İlişkiler Teorileri, Prof. Veysel Bozkurt'tan Sosyal Düşünceler Tarihi, Dr. Barış Özdal'dan Siyasi Tarih ve Erkan Şekerci'den Nutuk..

Anlayacağınız bu yıl doldu dolu ve zevkle geçecek.. Dün ders seçerken ne kadar da doğru bir bölümü (Uluslararası İlişkiler) ve üniversiteyi (Uludağ Üniversitesi) seçtiğimi bir kez daha anladım. Türkiye'nin en önde gelen profesörlerinden kendi kitaplarını okuyarak ders almak ayrı bir zevk. Belki bol not vermiyorlar ama iyi hoca için kötü notlara katlanıyor insan

Derslerden, blogda sizlerle paylaşamak üzere pek çok malzeme çıkartabileceğimi düşünüyorum. Zaten seçmeli dersler arasında rahatlıkla AA alabileceğim dersler varken (Mesela Microsoft Office Uygulamaları) beni zorlayacak bir ders seçmemin altında da bu yatıyor. Office Uygulamaları yerine Sosyal Düşünceler Tarihi sanırım bana da bloga da daha faydalı olacaktır..

Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin Geçen gün D&R'da kitaplara göz gezdirirken tanıdık bir isim gözüme çarptı: Ferhat Pirinçci. Ferhat Pirinçci, Uluslararası İlişkiler dersini aldığım Prof. Dr. Tayyar Arı'nın asistanı. Tayyar Arı'nın uygun olmadığı zamanlarda dersi kendisiyle işledik, yeri geldi konular hakkında tartıştık. Yine okulumuz (Uludağ Üniversitesi) hocası, Veysel Ayhan'la bir kitaba imza atmış Ferhat hocamız; "Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin"..

Kitap hocamın olunca haliyle aldım ve Bursa-Ankara yolu boyunca neredeyse çoğunu okudum. Oldukça akıcı ve daha da önemlisi bilgilendirici bir kitap. Saddam Hüseyin, Baas ve Irak'ın temel dinamikleri hakkında pek çok bilgi içeriyor. 1914'lerden başlayan kitap, günümüz ABD işgaline kadar olan süreci bir roman tadında ama akademik bir alt yapıyla okuyucuya sunuyor.

Kitap içerisinde pek çok çarpıcı bilgi de mevcut. Kitabı okuyana kadar Baas'ın ideolojisi hakkında, açıkçası, çok da derinlemesine bir bilgim yoktu. Okuduktan sonra, görüm ki Baas doğrusuyla yanlışıyla bir aydınlanmayı "kendince" hedef edinmiş. Yaptığı pek çok uygulama, oldukça kısmi de olsa, bana Cumhuriyet aydınlanmasını ve Atatürk inkılaplarını anımsattı.. Kitaptaki şu satırlar bu noktada oldukça önemli:

"(Baas) Başka bir deyişle, toplumun Marksist ilkeler çerçevesinde Sovyet tipi örgütlenmesinden ziyade, tarım, kültür, eğitim, yazı.. vb. alanlarda yapılacak inkılaplarla dönüştürülmesini öngörmekteydi. Ayrıca seküler karakteri ağır basan bir Arap milliyetçiliği ideolojisi savunulmaktaydı." ... "Partinin, Arap milliyetçiliği ve ilerlemeci söylemler üzerine kurulması ve en önemlisi de laik bir yönetimi benimsemesi Saddam için önemliydi." ... "Baas, 1968'den sonra yürüttüğü programla, kitlelere kendi ideolojisini benimsetmeye çalışmış, din bilginlerinin toplum üzerindeki etkisini doğrudan kırmaya yönelmiş, eğitim alanında dini okullar kapatılırken, bunların yerini Baas ideolojisinin yaygınlaştırılmasına dönük yeni okullar almış ve bu çerçevede zorunlu eğitim kampanyaları başlatılmıştır." ... "Farklı yöntemlerle de olsa ülkesinde yüzbinlerce kişinin okur-yazar olmasını sağlayan Saddam'a bu kampanya nedeniyle UNESCO tarafından ödül bile verilmiştir."

Elbette bunlar kısmi benzerlikler, Baas oldukça insanın canını yakmış ve hatta on binlerce insanın canını almış bir parti. Genel anlamda bizimle kıyaslanamaz bile.. Yaptığım sadece eğitim alanındanki atılımlardaki benzerlikleri göstermek. Ki bu noktada bile farklar mavcut, mesela Saddam'ın okuma yazma kursalarına katılıp da okuma yazma öğrenemeyenlere 3 yıl hapis cezası vermesi aramızdaki farkı ortaya koymaya yetiyor..

Kitap içerisinde bloga konu olabilecek daha pek çok nokta var, hepsini paylaşırsam sonrasında Ferhat hocayla bir tehlif davamız olabilir Bu noktada kitabı almanızı öneriririm, bugün Irak'ta yaşanan olayların temellerini görme şansını kitabı okuyarak yakalayabilirsiniz.. Ya da benim gibi bir Irak noktasında bilgi eksiğiniz varsa, kitaptaki bilgiler sizi oldukça şaşırtabilir..

Muz Cumhuriyetleri ve Birleşik Meyve Kumpanyası

Muz Oldukça fazla kullanılan bir tabir, "muz cumhuriyeti". Sık sık Türkiye'nin bir "muz cumhuriyeti" olmadığını iddia ediyoruz, birilerinin Türkiye'yi "muz cumhuriyeti" saydığını ve yanılacaklarını yazıyoruz. Finaller öncesi Dış Politika dersine çalışırken okulumuz hocası Prof. Dr. Tayyar Arı'nın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika kitabında şu ilginç kısımla karşılaştım: "Guatemala'da ise 1950'deki seçimle işbaşına gelen Jocobe Arbenz yönetiminin ülkedeki Amerikan meşeli  Birleşik Meyve Kumpanyası'nın (United Fruit Company) sahip olduğu arazileri kamulaştırmaya kalkışması üzerine başlayan ve CIA tarafından organize edilen ve Amerikan yönetiminin de doğrudan amborgo uygulamalarıyla destek verdiği girşimler ile ülke içindeki faaliyetler yoğunlaşmış ve ardından da Arbenz yönetimi devrilmiş böylece Guatemala yeniden Amerikan çizgisine çekilmiştir."

Muz Cumhuriyetlerine somut bir örnek Guatemala. Özel bir şirket olan United Fruit Company (Bildiğiniz Chikita muzlarının üreticisi.) muz üertimini gerçekleştirdiği Guatemala'da işler kendisi adına yolunda gitmeyince hükümet darbesi yaptırtabiliyor. Kafasına göre bir hükümet seçtirebiliyor, bu noktada ne Guatemala halkının ne de devlet geleneklerinin bir etkisi olmuyor. İş bununla da bitmiyor, daha sonra ABD aynı toprak reformunu yapmaya kalkan ve bakır madenleri millileştirmeye çalışan Şili'de askeri bir müdahale yaptırarak Allende'yi deviriyor ve yerine  Pinochet'i getiriyor.

Tüm bunlar dünya devletlerinin, özellikle de muz cumhuriyetleri dediğimiz pek bir gelişim gösterememiş devletlerin büyük güçler karşısında ne kadar da edilgen olduğunu ortaya koyuyor. Orta halli ve bölgesinde sözü geçen bir Türkiye, muz cumhuriyetlerinden farklı da olsa ABD'nin etkinlik sahasında edilgen bir duruş sergilemek durumunda kalıyor. Bu bizler adına üzülecek bir durum, bunu aşmak ise ABD karşısına daha güçlü kozlarla çıkarak mümkün olacağa benziyor..

Uluslararası Dünya ve Azınlıklar

uluslararasıdunya1 Uluslararası Dünya tahmin ettiğimden çok daha hızlı bir şekilde gelişiyor. Şu an 16. üyemizi de kabul ettik. Üye profilimizi Uludağ, Yıldız Teknik, Orta Doğu Teknik ve Çukurova üniversitelerinden öğrenciler ve az da olsa öğretim elemanları oluşturuyor. Dosya depomuz ise gün geçtikçe gelişiyor, şu an itibariyla Prof. Dr. Tayyar Arı'nın 15 makalesi ve diğer hocalarımıza ait az sayıda makale ile hizmet veriyoruz. İlerleyen zamanda makale sayımız da aldığımız izinlerle artacak..

Tartışma konularımız arasında Azınlıklar en önde koşanı, ardından ise Uluslararası İlişkiler Eğitimi geliyor. Azınlıklar noktasında söyleyecek çok sözüm olduğunu fark ettim, sonuçta Anadolu bu noktada fazlaca bereketli ) Şu an için çok güzel bir ortam oluştuğunu görüyorum, mutlu oluyorum. İnsanın önayak olduğu birşeylerin gelişmesi çok büyük bir mutluluk. Bu noktada teşekkürborçlu olduğum isimler de var, öncelikle makalelerini cömertçe paylaştığı için Prof. Dr. Tayyar Arı'ya, grubumuza üye olarak destek veren Yard. Doç. Dr. Mert A. Gökırmak'a ve özellikle gruba üye olup yazılarıyla destek olan tüm dostlara teşekkürler..

Prestij Politikası, Osmanlı ve Putin

resti Vizeleri atlattık derken şimdi de karşımıza finaller çıktı. Bana yine çalışmak, bana yine günü doğurmak kalıyor.. Bugün sabahlayacağım mesela, sizler yatarken ben günü doğuracağım..

Gecenin bu vakti dersi bırakıp buraya yazı eklemek de nereden çıktı, demeyin. Uluslararası İlişkiler çalışırken iyi malzeme çıkarttım blog için ve şimdi de kullanıyorum işte cömertçe. Mesele bir siyasal örgütlenmenin prestij politikası. Devlet başkanlarının ve diplomatların her hareketleriyle devletlerini temsil ettiği inancı ve bu inanç çerçevesinde söz konusu mekam sahiplerinin hareketlerinin iredelenmesi.

Öncelikle Tarih derslerinde her nedense atlanan ama Tayyar Hoca'nın kitabında atlamadığı; bize, Osmanlı'ya ait bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Prestij noktasında Osmanlı, geçmişten aldığı güçle cürretkarca davranıyormuş ve bu davranış İmparatorluğun son dönemlerine kadar sürmüş. Sözü Tayyar Hoca'ya bırakıyorum: Örneğin XVIII. yüzyılın sonunda bile, Osmanlı saraylarında Sultanın huzuruna çıkan elçiler ve maiyetleri silahlı saray görevlileri tarafından esir alınmış gibi etrafları çevrelenmiş olarak alınırlar ve elçiler başlarını eğerlerdi. Saray görevlileri bu sırada "Allah'a medhü sena olsun ki kafirler ali devletimize gelip şefkat talep ediyorlar." derlerdi. Bu durum o gün için Osmanlı devleti ile diğer devletler arasındaki güç ilişkisini açıklaması bakımından önemlidir.

Bu noktada haliyle ben de dünü ve bugünü kıyasladım. Günümüzün karizmalarına göz gezdirdim ve pek tabii gözüm sadece bir kaç lidere takıldı: Vlademir Putin! Bir KGB ajanı da olmasının etkisiyle mükemmel bir prestij politikası yönetiyor Putin! Rusya'nın sırtını düzeltmesinin ve ABD için artık ciddi ciddi bir rakip olmasının en önemli temsilcisi oldu Putin.. Hatta işi abartarak eşcinsel örgütler bile vücudunu ve kaslarını kutsadı )

İkinci lider ise kısacık boyu ve tüm kara kuruluğuyla Ahmedi Nejat! Tam bir devlet lideri duruşu sergiliyor ve duruşuyla gücü ve dikbaşlılığı temsil ediyor.

Bizde ise üçüncülüğe aday güncel hiçbir isim maalesef yok! Ne Cumhurbaşkanımız ne de Başbakanımız bu noktada aday olarak gösterilemez. Ama illa da gösterme gereği olacaksa, en köklü ve kültürel temele dayanan TSK'dan bir aday sunabilirim. Ki bu adayın gelcek Türkiye'sine yön verebilme gibi bir durumu da var. Kim bu şahsiyet? Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ.. ( Başbuğ noktasında belki haklı çıkabilirim, demişti dersiniz..) 

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.