| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

14 "tayyip erdoğan" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"tayyip erdoğan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Emin Çölaşan, Ciner'le Anlaştı ve Erdoğan-Doğan Savaşı

Emin Çölaşan Hürriyet'ten olaylı bir şekilde ayrılan ve sonrasında Hürriyet'in tirajlarını sarsan Emin Çölaşan uzunca bir süredir Sözcü gazetesinde yazıyordu. Emin Çölaşan OdaTv'ye çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve ilerleyen süreçte Turgay Ciner'le çalışacağını söylemiş. Anlayacağımız Emin Çölaşan tekrar bir kitle gazetesinde yazmaya başlayacak.. Gazetenin adı ise halen belli değil, gazete belli ama adı değil. Bu da nasıl oluyor demeyin. Çünkü bu gazte şu anda yayın hayatına başlamış değil ve ayrıca adı da henüz açıklanmadı. Altı yedi aydır bu gazetenin oluşumuna dair tüyoları Fatih Altaylı köşesinde yazıyordu. Bugün ise gazetenin yılbaşından hemen sonra çıkacağını öğrendik. Gazetenin Türkiye'de bir ilk olacağını söyleyen Fatih Altaylı kadro noktasında da iddialı idi. Emin Çölaşan'ın açıklamaları Fatih Altaylı'yı haklı çıkarır yönde. Artık gazeteyi elimize alıp okuyuncaya kadar sabredip bekleyeceğiz. Her şey üç dört ay sonrasında belli olacak nasıl olsa.

Bu noktada Aydın Doğan'ın neler düşündüğünü, açıkçası, çok merak ediyorum. Bir zamanlar AKP ile iyi geçinmek adına kapı önüne koyduğu Emin Çölaşan'a bugünlerde Aydın Doğan'ın çok ihtiyacı var. Çünkü AKP, artık o eski AKP değil! Ve artık AKP Doğan'a karşı! Bakalım şimdi de Aydın Doğan AKP karşıtı olmadığı için birilerini kapı dışarı edecek mi? Ve üstüne de utanmadan basın özgürlüğü diyebilecek mi?

Bugün Doğan'ın yaptığı muhalefete inanmıyorum! Turgay Ciner'in yaptığına da inanmıyorum, dün de inanmamıştım. Sabah ve ATV'ye el konulmasın diye yapılan ucuz yalakalıklar öylesine bir hal almıştı ki Sabah ve ATV'ye el konulduğu zaman üzülmedim bile! Oh olsun, yaptığınız ucuz yağcılık işe yaramadı; dedim!

Bunların alın birini vurun ötekine.. Bugün muhalif göründükleri AKP iktidarının ve Tayyip Erdoğan'ın asıl mimarları bu medya patronlarıdır! Aydın Doğan olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu, Turgay Ciner olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu! Herşeyi kendileri yaptılar ve belki de bu işlerin bu kadar ilerilere gidebileceğini düşünemediler bile. Yağmurdan kaçarken tutuldular AKP'nin dolusuna..

Ve Şimdi de Aydın Doğan..

Aydın Doğan Uzun zaman öncesinde yazmıştım bugün yaşananların olacağını. 10 Nisan 2008 tarihli yazımda şunları yazmıştım: "Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur."

Bugün yazdıklarım birer birer oluyor. Aslında dün söylediklerim üzerine bugün için ekleme yapmak gerekmiyor. Söylenecek tek bir söz var: Bugün sana dokunmayan yılan 1000 yıllık ömründe elbet bir gün sana da dokunur. Öncesinde Cem Uzan harcandı, hepsi sustular; sonrasında Turgay Ciner harcandı, hepsi sustular; Tuncay Özkan harcandı, hepsi sustular; şimdi Aydın Doğan harcanmaya çalışılıyor, hepsi susuyorlar; yarın Mehmet Emin Karamehmet harcanacak ve yine susacaklar.. Ve bir gün gelecek, susacak bir tek medya patonu bile kalmayacak..

Yazık, bunu göremediler, göremiyorlar ve sanırım göremeyecekler de..

Not: Hala Bursa'dayım.. Devlet babayla bolca içli dışlı oldum. Bu kadar girdisi olan bir devletin, ekonomisinin nasıl olur da ayakta duramadığına bir kez daha şaştım. Yok harçmış, yok komisyonmuş; devlet babayı biz mi besleyeceğiz yavhu? Ayrıca Levent Özen'in daveti üzerine Levent Abilere kısa bir ziyarette bulunduk. Mükemmel bir köfte partisi sonrası Levent Abiyi özlediğimi anladım Sözün özü bloga ayıracak çok zamanım olmuyor, bu noktada anlayışınıza sığınıyorum. Saygı ve sevgiler..

Tayyip Erdoğan'ın Denge Politikası

Tayyip Erdoğann Son zamanlarda Rusya, ABD'ye açık açık kafa tutmaya başladı. Bunu en açık şekliyle Gürcistan sınırını Rus tankları yıkarken gördük. Rusya artık tek kutuplu bir dünyayı kabul etmiyor, hatta devlet başkanı ağzıyla tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu dünyaya duyuruyor. Bu da bir konjonktür değişikliğini doğuruyor. Dünya artık tek kutuplu sistemden çift kutuplu uluslararası düzene doğru yol alıyor..

Cumhuriyet kurulurken de bu böyleydi. Süper bir güç değildik ama süper güçlerin arasında bir denge politikası kurarak rahat nefes alabildik. Atatürk'ün ilkelerini bile biraz oradan biraz buradan aldık. 21. yüzyıla gelindiğinde yine denge politikasından bahsedelir oldu. Bunu devletin en üst noktasındaki isimlerden duymak da ayrıca rahatlattı beni.

Bu noktada Tayyip Erdoğan'ın şu açıklamasını çok anlamlı ve yerinde buluyorum: "Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem."

Türkiye iki ateş arasında kendisini soğuktan korumasını bilmeli. Yalnız bu noktada öylesine bir denge kurmalı ki, ne o tarafa ne de bu tarafa gereğinden fazla yaklaşmamalı. Aksi halde soğuktan korunmak derdindeyken yanıp kül olabilir. İki ateş arasında doğru yerde durmaktan ibaret bu denge politikası ve şu an için tek reçetemiz bu..

AKP Artık Sistem Partisidir, CHP ve Diğerleri Marjinalleşmiştir..

erdogan-gül Türkiye'nin şu son bir ayda yaşadıkları bir gerçeği gözler önüne serdi. Günümüz itibariyle AKP artık bir ve şu andaki tek sistem partisidir. Bunu yaşanan süreçte görememek için kör olmak gerekiyor. AKP'ye yakınlığıyla bilinen cemaat lideri Fetullah Gülen'in yüksek mahkemece beraat ettirilmesi, Ergenekon soruşturması kapsamında ulusalcı üst düzey askerlerin teröristlerin sorgulandığı bir binada sorguya çekilmesi ve tutuklanması, AKP'nin kapatılacağına herkes kanaat getirmişken AKP'nin kapatılmamış olması, YAŞ kararlarında "her nedense" 12 yıl aradan sonra bir tek ihraç yaşanmaması bunun en belirgin göstergeleri..

Bugün itibariyle AKP bir sistem partisidir. Bu noktada AKP'nin sisteme uyguğunu sanmıyorum, göstergeler sistemin AKP'ye uyduğunu; daha açık bir tabirle sistemin merkezinde AKP lehine bir oynama olduğunu gösteriyor. Sistem, merkezini yeniden belirlemiştir. Ve bu merkez içerisinde eski sistemin ögelerine yer verilmemiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği ve eski sistemin parçalarını oluşturan benzeri kuruluşlar yeni sistem içerisinde marjinal kılınmışlardır. Gelinen noktada en marjinal partilerden biri de, acı da olsa CHP olmuştur. Bunu bugün yaşanan TSK-CHP polemiğinde çok iyi görebiliyoruz.

Bu gerçeklerin artık görülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleri geride kalan on yılda baştan aşağı farklı bir yola sokulmuştur. Bu yolun hayırlara mı vesile olacağını zaman gösterecektir..

Ve AKP Kapatılmaz..

Anayasa Mahkemesi Anayasa Mahkemesi, kısa ve orta vadede Türkiye'nin siyasal gelişimini kökünden etkileyecek bir karar verdi. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin şeriatçı zihniyetlerin odağı olduğu yönündeki iddiası mahkemenin 11 üyesinin 10'u tarafından gerçekçi bulundu. Bu kanaate rağmen, mahkeme hukuken bir kapatma kararı almadı. Bunun yerine AKP'ye uyarı mahiyetinde hazine yardımlarının yarısını men etme cezası verdi.

Peki tüm bunlar ne demek oluyor? Öncelikle, mahkemenin Abdurrahman Yalçınkaya'nın kaygılarını haklı çıkardığını ortaya koymamız gerekiyor: Mahkemenin 11 üyesinden birisi hariç hepsi AKP'nin şeriatçı odakları bünyesinde barındırdığını kabul ettiler. Bu noktada ise AKP'yi kapatmaktansa nispeten daha hafif bir ceza olan hazine yardımlarını kesme kararını aldılar. Burada hem AKP'ye hem de topluma bir mesaj verdiler. AKP'ye verilen mesaj kendisiyle hesaplaşmasının gereği, aksi halde bir daha söz konusu olabilecek bir davada kapatılacağı yönündeydi. Topluma verilen mesaj ise Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddialarının büyük oranda kabul edildiğiydi.

Sonuç hukuksal olarak nasıl değerlendirilir, onu zaman gösterecek. Siyasal olarak ise AKP kısa vadede bir rahatlama içerisine girecektir. Yalnız orta vadede, en azından yaklaşan seçim süreci içerisinde AKP'nin oy kaybı içerisinde olduğunu gözlemliyorum. En azından kamuoyu araştırmaları bu yönde sonuçlar veriyor. Anayasa mahkemesinin kararı eğer AKP'nin kapatılması yönünde çıksaydı, muhtemelen AKP'nin oy oranlarındaki düşüş bir son bulacak ve AKP'nin oy oranları tekrar artmaya başlayacaktı. Bu kırılma olmadı, Anayasa mahkemesi AKP'ye yüzbinlerce tepki oyu armağan etmedi: bunun sonucu olarak AKP oy kaybetmeye hala devam ediyor.

Sözün özü, Anayasa Mahkemesi AKP davasını kendi görüşünü de belirterek halka sevk etti. Halkın şu anki haleti ruhiyesi AKP yanında değil, bunun zamanla değişeceğini de pek sanmıyorum..

Süleyman Demirel'den Dış Borç Yorumu..

Süleyman Demirel Yıl 1991, Türkiye'de konuşlanmış olan "Çekiç Güç" ile ilgili ateşli tartışmalar yaşanıyor her politik ortamda. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Çekiç Güç'ün Türkiye'den neden çıkartıl(a)madığını, Batı'yı neden karşımıza alamadığımızı kamuoyuna açıklamak durumunda kalıyor. Açıklamaları Milliyet Gazetesi'nin 9.12.1991 tarihli sayısına şöyle yansıyor: "Batı'yı, bilhassa ABD'yi yanımızdan fazla uzaklaştırmamamız gerekir. Bizim Batı'yle çok işimiz var. Batı'ya teslim olmamalıyız, ama işimizi de sürdürmeliyiz. Benim Batı'ya 50 milyar dolar borcum var. Ya "Öde!" diye üzerimize gelirse? O zaman ne yaparım?"

Bugün, yıl 2008.. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen biz hala Batı'nın "Öde!" korkularıyla dış politikamıza yön veriyoruz. İşin daha da acı tarafı, zamanla bağımsızlığımızı daha fazla yitirmişiz. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'yi tam anlamda Batı'ya bağımlı kılmışız. Sayın Demirel 50 milyar borcumuz için Batı'ya muhtaç olduğumuzu düşünmüş o yıllarda.. Acaba bugün itibariyle toplam dış borcumuzun 250 milyar doları aşması hakkında ne düşünüyor? Eminim, kaygılı ve üzgündür..

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum içler acısı bir hal aldı. İşin daha acısı dünyadaki politik konjonktür de pek bizim lehimize değil. Kuzey Irak'ta yaşananlar, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün zedelenmesine sebep olabilir. Çünkü artık diğer devletlerin ciddiye alacağı, en azından eskisi kadar ciddiye alacağı kırmızı çizgilerimiz yok. El birliğiyle sildi birileri bu çizgilerimizi! Artık ekonomimiz öylesine bağımlı ki, elimizdeki hiçbir kartın değeri de kalmadı. Bir çıkış yolu bulmalı, tam bağımsızlığı amaçlayan bir çıkış yolu..

Yön Değişikliğinin İtirafı..

Teke Tek Fatih Altaylı geçtiğimiz Cuma günü Fatih Altaylı ile Teke Tek adlı blogunda "Yön Değişikliğinin İtirafı.." başlıklı kısa bir yazı kaleme almış:

5 yıl önce, Brüksel’de hepimiz Başbakan Erdoğan’a destek verirken Türkiye’nin yönü Avrupa Birliği idi. Oraya girecek, onlardan olacak, onların kriterleri ile yaşayacaktık. Başbakan Erdoğan öyle diyordu. Dün ise aynı Başbakan Erdoğan, Arap yatırımcılara seslenirken “Aynı yöne bakıyoruz, aynı yöne gidiyoruz” dedi. Bu bir yön değişikliğinin, bir bakış değişikliğinin açık, somut, net itirafıdır. 5 yıl önce Batı’ya bakarken, bugün artık Güneydoğumuza baktığımızın en yetkili ağızdan söylenmesidir.

Sayın Altaylı, AKP'nin yön değişikliğinin itirafını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor. Kendisi de farkında olmadan basının değişen yönünü itiraf etmiş yazısında. Bugün gelinen noktada AKP, Arap coğrafyasına bakarken; medyanın ağır topları hala Avrupa'ya bakıyor.. Medya artık Avrupa yönünde bir AKP görmediği için, iç politikada AKP'ye bakan yönünü değiştiriyor.. Medya, günümüz noktasında ne AKP'ye ne de AKP'nin Arap coğrafyasına bakıyor.. Bu farklı bakış açısı da güncel politiğimizi oluşturuyor, AKP'yi de tamir olunmayacak derecede yıpratıyor.. Medya, Avrupa'ya birlikte bakacak güçlü bir partner arıyor. AKP dışında bir partner..

İktisadi Konjonktür Devresi ve Türkiye

Ekonomi Dünya genelinde hemen her ekonomik sistemin ve tüm bu sistemlerin bileşkesi olan global ekonominin çeşitli karakteristikleri mevcut. Çeşitli zaman aralıklarında refah ve bunalım dönemleri yaşanmakta. Üç ila on yıl süren her periyot (Konjonktür devresi.), kriz dönemlerinden başlayarak (Mesela 2001 Krizi.) dip, canlanma, doruk ve gerileme olmak üzere, dört aşamadan oluşmakta. Bu devre günümüz ekonomisini oluşturuyor, 21. yüzyılda hemen her ekonomi üç ila on yıllık periyotlarda refah ve bunalım arasında inişler, çıkışlar yaşıyor..

Bizler de bu periotlardan birisini yaşıyoruz. DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonunu hükümetten düşüren 2001 ekonomik krizindan (Periot içerisindeki "dip" bölge.) bugüne periodu tamamlamış görünüyoruz. Periotun dibe vurma, canlamla ve doruk noktasına çıkma aşamalarını yaşadı Türkiye ekonmisi. Geriye ise periyodu tamamlayacak son aşama kaldı: gerileme ve dibe vurma.. Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik bunalımın sebebi, iktisatçıların "konjonktür devresi" dedikleri bu periyotlar sistemi. Türkiye, global ekonomide olduğu gibi "gerileme" aşamasında ve bu noktada Türkiye ekonomisi oldukça güçsüz bir profil sergiliyor.

AKP hükümeti sırasında dünya ekonomik sisteminin bir sonucu olan canlanma ve doruk ekonomi seviyesine ulaşma aşamalarını geride bıraktık. Bugüne kadar yaşanan tüm refah konjonktür devresi dolayısıyla idi. Bugün de konjonktür devresi sonucu ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor. AKP hükümetinin ekonomi politikaları ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız; işte şimdi bunu görme zamanımız geldi. Durgun denizlerde kaptanlık yapma rahatlığı artık çok gerilerde kaldı, ekonomi dalgalı denizlere doğru seyrediyor. Bize de AKP'nin bu dalgalı denizde ekonomiye nasıl kaptanlık yapacağını izlemek düşüyor..

Umutlu muyum? Değilim. AKP global ekonominin kendisine en büyük lütfu olan canlanma ve doruk seviyeye ulaşma aşamalarında yeteri kadar başarı sergileyemedi. Geride kalan yıllara bakınca, insanın aklına özelleştirme adı altında yabancılara satılan Türkiye'nin en karlı kamu kurumları geliyor. Tüm dünya gelişip, karlılığını arttırırken; biz kar getiren kamu iktisadi teşebbüslerimizi elden çıkardık. AKP ekonominin en rahat zamanında, ekonomimizi güçlendirmek yerine sadece günü kurtarma telaşına düştü. Dünümüzü kurtardı ama yarınımızı feda etti. Yarın artık çok yakınımızda, hem de korkutacak kadar yakınımızda. Ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor ve bilim gerileme sonundaki aşamayı bize söylüyor: dibe vurma.. O aşamada umarım AKP işini kotarır?!

AKP'nin GAP Açılımı ve Düşündürdükleri

Atatürk Barajı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır'da yaptığı açıklamada Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) hız vereceklerini belirtmiş. GAP, Türkiye'nin kalkınma hamlesindeki en önemli etaplardan birisini oluşturuyor. Türkiye'yi siyasal, kültürel ve ekonomik olarak kalkındırılması amacıyla başlatılmış bir proje GAP..

AKP'nin böylesine bir zamanda da olsa bir GAP açılımı yapması, en azından GAP'ı birilerinin hatırlaması güzel şey. Yalnız yapılan açıklama insanın kafasında çözümlenmesi gereken onlarca soru işaretine gebe.. AKP'nin GAP noktasındaki samimiyetinden emin olmamız gerekiyor ama önümüzde duran manzara AKP'nin pek de samimi olmadığını gösteriyor.

Neden mi? Çünkü AKP'nin GAP'ı ağzına alması ekonomimizin büyük sıkıntılar yaşadığı ve geleceğinin de sıkıntılı olacağı öngörülen bir döneme rastgeldi. Bugün Türkiye, düne göre çok daha güçsüz bir ekonomiye sahip. Ekonomi, para demek. Ekonomi kötüyse, para yok demek. Para yoksa GAP yok demek. Sayın Erdoğan, keşke yapacaklarını açıklarken tüm bunları hangi kaynaklarla yapacağını da ortaya koysaydı. En azından çok daha inandırıcı ve heyecanlı olurdu yeni GAP atakları..

Tayyip Erdoğan, GAP'ı iktidarlarının daha o ilk başında, ekonomi zorda olmadığı günlerde dile getirseydi çok daha inandırıcı olurdu. Ama bugün bölgede bir DTP rüzgarı varken ve AKP hemen önümüzdeki yerel seçimlerde o rüzgarın önünü keseceğini alenen beyan etmişken yeni GAP atağı pek de inandırıcı gelmiyor. Keşke inanabilsek, keşke söylenenler birgün gerçekleşse..

Erdoğan, Doğan'a Karşı!

Doğan-Erdoğan İlk olarak Ergenekon operasyonu kapsamında adı geçirildi Aydın Doğan'ın, yanlış hatırlamıyorsam Doğu Perinçek'e Aydın Doğan ile ilgili sorular soruldu. O günden bugüne bu işin üzerinde pek durulmadı. Bugün ise Serdar Akinan, Akşam'daki köşesinden çok önemli bir açıklama yapmış: dikkat diyor, Tayyip Erdoğan Aydın Doğan'a karşı bir duruş sergileyecek yazıyor. Tayyip Erdoğan'ın elindeki dosyanın sağlam olduğu söyleniyor, dosyanın içerisinde uzun süredir Fatih Altaylı'nın da dile getirdiği vergi kaçırma iddiaları yer alıyormuş.

Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur.

Tüm bunları görünce, açıkçası midem bulandı. Bu nasıl bir zihniyettir? Başbakan, ülkenin en güçlü insanlarının dosyalarını tutuyor; bu insanların suç olduğunu iddia edebileceği eylemlerini kayıt altına alıyor. İş bununla da bitmiyor, ülkemin en güçlü yayın grubunun sahibi başbakan ile ilgili bir dosya tutuyor elinde. Dosyaların içeriğinden hiçbirimizin tam olarak haberi yok! İlk olarak bir başbakanın görevi suç olarak gördüğü şeyleri mahkemelere veya gerekli organlara havale etmek değil midir? Aydın Doğan'ın dosyasındaki bilgileri saklamak ve gerekli organlarla paylaşmamak suçtur! Peki ya Aydın Doğan'ın yaptığı? Bu nasıl bir medyadır, bu medyanın hiçbir ilkesi yok mu? Nasıl olur da birşeyler saklanır, belki birgün lazım olur diye sümen altı edilebilir? Bu gazetecilikle veya televizyonculukla ne kadar bağdaşır?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.