Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

13 tane "tayyip erdoğan" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"tayyip erdoğan" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ergenekon ve Geçmişten Gelen İki Değerlendirme..

Yurdum gündemini sarsan ergenekon operasyonları sürerken, tüm yaşananları değerlendirmek de bizlere düşüyor. Bugün yaşananlar hakkında bugün birçok platformda yazılar kaleme aldım. Bu sırada geçmişte yazdığım bir takım değerlendirmeler de gözüme çarptı. Özellikle aylar öncesinde kaleme aldığım ili yazı dikkatimi çekti. Bunlardan birisi, 5 Haziran 2008 tarihinde kaleme aldığım "AKP Dükkanı Kapatıyor" başlıklı yazı. Yazıyı okuyunca, AKP'nin bugün neden böylesine saldırgan bir hal aldığını anlamakta zorlanmayacağınızı sanıyorum:

Bugün, bunu sadece ben söylemiyorum; her gün okuduğumuz gazeteler, her gün izlediğimiz televizyon programlarında haykırılıyor. Bu bir gerçek. Evet, AKP dükkanı kapatıyor.. Bunu o ünlü köşe yazarları yazmadan, o çok izlenen programlar yayınlamadan tam üç ay önce "Ve Ufukta Belirir: Bir Devrin Sonu!" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım..

Bugün gelinen noktada kendimden çok daha emin bir şekilde söylüyorum: Artık AKP bitmiştir. AKP'yi halk bitirmiştir. Daha doğrusu AKP halkın gözünde kendisini bitirmiştir. Bunu nasıl mı görüyorum? Bunu şuradan görüyorum: İktidarının en güçlü zamanlarında muhalafet yayınlarına gülüp geçen, halkın bu muhalif yayınları ciddiye almayacağını düşünen AKP bugün o kadar soğuk kanlı davranamıyor. ATV'yi devşiriyor, Sabah'ı devşiriyor, Kanal Türk'ü devşiriyor; muhalif isimleri birer birer susturuyor: Yalçın Küçük susturuluyor, Nihat Genç susturuluyor, Banu Avar Susturuluyor, Erhan Göksel susturuluyor.. Tüm bunları yapıyor, çünkü AKP, halkın artık kendisine olan inancının sarısıldığını biliyor. AKP'ye inanmayan halk ise muhaliflere inanıyor..

Tarih de beni haklı çıkartıyor; çünkü tarihte güç kaybeden her iktidar muhalefete savaş açıyor.

Bir diğer yazım ise 21 Mart 2008 tarihli ve "Ve Ufukta Belirir: Bir Devrin Sonu" başlıklı yazım. Bu yazıyı da birilerinin darbe korkusuna karşılık, tekrar yayınlama gereği duyuyorum:

Bugün yaşananlar bir devrin sonunun geldiğini gösteriyor bizlere. AKP'nin çırpınışlarını, sağa sola sataşmalarını çok iyi anlıyoruz. AKP dün yaptığı ekonomik hataların sonuçlarından korkuyor ve çırpınıyor: Lütfen alın şu yönetimi elimden.. Birileri istiyor ki yaptıkları yanlışların cefasını başkaları üstlensin. Hayır, bu olmayacak. Kurduğunuz saatli bomba sizden başkasının elinde patlamayacak!

İstanbul depremi kapıda, bilim adamları uyarıyor. Acaba AKP hükümeti, AKP'li İstanbul Belediye Başkanları ne önlemler aldı bunca sürede? İstanbul'da olabilecek bir depremin sorumlusu, bunca yıldır kılını kıpırdatmayan AKP'dir! Uzmanlar uyarıyor, dünyada ekonomik kriz beklentisi yüksek diyorlar. AKP hükümeti ne önlem aldı, olası bir ekonomik bunalım için? Olası bir ekonomik krizin sorumlusu, bunca yıldır ekonomiyi kanser eden AKP'dir! ABD'li subaylar NATO kolejlerinde haritalar çıkartıyorlar, sözde bir Kürdistan'ı içeren! Bu utancın tüm sorumlusu AKP'dir!

Hayır, kimse aklını peynir ekmekle yemedi! Saatli bombanızı sizle başbaşa bırakıyoruz.. İzliyoruz devrinizin sonunun gelmesini, umarım attan düşmek kadar kolay atlatabilirsiniz!

Her iki yazımda da bugünü aylar öncesinden çok güzel analiz ettiğimi düşünüyorum. Birileri yolcu olduklarının farklında olacaklar ki gider ayak ellerindeki tüm güçleriyle saldırıyorlar.. Atatürk'e saldırıyorlar, Atatürkçülere saldırıyorlar, Cumhuriyet'e saldırıyorlar..

Ergenekon'da İkinci Perde..

Ergenekonda ikinci perde sahneleniyor. Halkın içinden çıkmış, sayılan sevilen isimler birer teröristmişcesine ellerine kelepçe vurularak göz altına alınıyor. Bu ülkenin en şerefli üniformalarını taşıyan insanlar birer suçluyuş gibi polislerce evinden alınıyor! Öncelikle şunu saptamamız gerekiyor; bu insanların hiçbirisi devletten kaçan insanlar değil, aksine hepsi devletin içerisinde yer alıyorlar. Yani bu insanları savcılığa davet etmeniz yeterli. Devlette usüller var ve bu işin usulü de savcılığa kibarce davet etmek! Bu noktada bu işi yapanlar büyük zan altına giriyorlar.

Ayrıca söz konusu isimlerin, bir yılı aşmasına rağmen hala iddianamesi bile hazır olmayan bir dava için göz altına alınması tam anlamıyla abesle iştigaldir. Doğu Perinçek, Ergün Poyraz tam bir yıldır, iddianamesiz bir dava yüzünden demir parmaklıklar ardında! Anlaşılan birileri daha fazla kemalist istiyor demir parmaklıklar ardına!

Tüm yapılanlar bir hesaplaşmayı andırıyor. Özellikle göz altılar için bu günün seçilmiş olması, AKP'nin kapatılması davasına bir mesaj niteliği de taşıyor gibi gözüküyor. Birileri bu ülkenin ulusalcı güçlerine göz dağı vermek istiyor! Benim şu ana kadar gördüğüm, ulusalcı cephede en ufak bir ayrışmanın olmayışı; aksine insanlar daha bir heves ve birliktelik içerisinde Atatürk'ün çizdiği aydınlık yolda yürümeye devam ediyorlar. Bence bizlere de susup beklemek düşüyor çünkü söz konusu iddianamede bu isimler hakkında somut deliller yer almadığı vakit, herşey Ergenekoncıların kendi başına yıkılacak. Ve işte o gün, bu ülkenin kemalist aydınlarının ne kadar da temiz insanlar olduğunu göreceğiz!

Yargı noktasında ise AKP, yargıya saygı duymayı öğrenmiş görünüyor. AKP'li vekiller hukuka saygılı olunması gerektiği yönünde açıklama yapmışlar. İnsan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor! İşerine geldiği vakit hukuka saygı, işlerine gelmediği vakit de yargı darbesi diyorlar. Bunları anlamak zor, aslında bir o kadar da kolay?!

Bu süreç sonrası AKP'nin kapatılması hakkındaki iddianeme klasörlerine bir dosya daha açılacaktır. AKP tarihine bir kara sayfa daha yazılacaktır. Ulusalcı güçler bu tertip içerisinden çok daha güçlnemiş olarak çıkacaktır.

Yön Değişikliğinin İtirafı..

Teke Tek Fatih Altaylı geçtiğimiz Cuma günü Fatih Altaylı ile Teke Tek adlı blogunda "Yön Değişikliğinin İtirafı.." başlıklı kısa bir yazı kaleme almış:

5 yıl önce, Brüksel’de hepimiz Başbakan Erdoğan’a destek verirken Türkiye’nin yönü Avrupa Birliği idi. Oraya girecek, onlardan olacak, onların kriterleri ile yaşayacaktık. Başbakan Erdoğan öyle diyordu. Dün ise aynı Başbakan Erdoğan, Arap yatırımcılara seslenirken “Aynı yöne bakıyoruz, aynı yöne gidiyoruz” dedi. Bu bir yön değişikliğinin, bir bakış değişikliğinin açık, somut, net itirafıdır. 5 yıl önce Batı’ya bakarken, bugün artık Güneydoğumuza baktığımızın en yetkili ağızdan söylenmesidir.

Sayın Altaylı, AKP'nin yön değişikliğinin itirafını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor. Kendisi de farkında olmadan basının değişen yönünü itiraf etmiş yazısında. Bugün gelinen noktada AKP, Arap coğrafyasına bakarken; medyanın ağır topları hala Avrupa'ya bakıyor.. Medya artık Avrupa yönünde bir AKP görmediği için, iç politikada AKP'ye bakan yönünü değiştiriyor.. Medya, günümüz noktasında ne AKP'ye ne de AKP'nin Arap coğrafyasına bakıyor.. Bu farklı bakış açısı da güncel politiğimizi oluşturuyor, AKP'yi de tamir olunmayacak derecede yıpratıyor.. Medya, Avrupa'ya birlikte bakacak güçlü bir partner arıyor. AKP dışında bir partner..

İktisadi Konjonktür Devresi ve Türkiye

Ekonomi Dünya genelinde hemen her ekonomik sistemin ve tüm bu sistemlerin bileşkesi olan global ekonominin çeşitli karakteristikleri mevcut. Çeşitli zaman aralıklarında refah ve bunalım dönemleri yaşanmakta. Üç ila on yıl süren her periyot (Konjonktür devresi.), kriz dönemlerinden başlayarak (Mesela 2001 Krizi.) dip, canlanma, doruk ve gerileme olmak üzere, dört aşamadan oluşmakta. Bu devre günümüz ekonomisini oluşturuyor, 21. yüzyılda hemen her ekonomi üç ila on yıllık periyotlarda refah ve bunalım arasında inişler, çıkışlar yaşıyor..

Bizler de bu periotlardan birisini yaşıyoruz. DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonunu hükümetten düşüren 2001 ekonomik krizindan (Periot içerisindeki "dip" bölge.) bugüne periodu tamamlamış görünüyoruz. Periotun dibe vurma, canlamla ve doruk noktasına çıkma aşamalarını yaşadı Türkiye ekonmisi. Geriye ise periyodu tamamlayacak son aşama kaldı: gerileme ve dibe vurma.. Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik bunalımın sebebi, iktisatçıların "konjonktür devresi" dedikleri bu periyotlar sistemi. Türkiye, global ekonomide olduğu gibi "gerileme" aşamasında ve bu noktada Türkiye ekonomisi oldukça güçsüz bir profil sergiliyor.

AKP hükümeti sırasında dünya ekonomik sisteminin bir sonucu olan canlanma ve doruk ekonomi seviyesine ulaşma aşamalarını geride bıraktık. Bugüne kadar yaşanan tüm refah konjonktür devresi dolayısıyla idi. Bugün de konjonktür devresi sonucu ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor. AKP hükümetinin ekonomi politikaları ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız; işte şimdi bunu görme zamanımız geldi. Durgun denizlerde kaptanlık yapma rahatlığı artık çok gerilerde kaldı, ekonomi dalgalı denizlere doğru seyrediyor. Bize de AKP'nin bu dalgalı denizde ekonomiye nasıl kaptanlık yapacağını izlemek düşüyor..

Umutlu muyum? Değilim. AKP global ekonominin kendisine en büyük lütfu olan canlanma ve doruk seviyeye ulaşma aşamalarında yeteri kadar başarı sergileyemedi. Geride kalan yıllara bakınca, insanın aklına özelleştirme adı altında yabancılara satılan Türkiye'nin en karlı kamu kurumları geliyor. Tüm dünya gelişip, karlılığını arttırırken; biz kar getiren kamu iktisadi teşebbüslerimizi elden çıkardık. AKP ekonominin en rahat zamanında, ekonomimizi güçlendirmek yerine sadece günü kurtarma telaşına düştü. Dünümüzü kurtardı ama yarınımızı feda etti. Yarın artık çok yakınımızda, hem de korkutacak kadar yakınımızda. Ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor ve bilim gerileme sonundaki aşamayı bize söylüyor: dibe vurma.. O aşamada umarım AKP işini kotarır?!

AKP'nin GAP Açılımı ve Düşündürdükleri

Atatürk Barajı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır'da yaptığı açıklamada Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) hız vereceklerini belirtmiş. GAP, Türkiye'nin kalkınma hamlesindeki en önemli etaplardan birisini oluşturuyor. Türkiye'yi siyasal, kültürel ve ekonomik olarak kalkındırılması amacıyla başlatılmış bir proje GAP..

AKP'nin böylesine bir zamanda da olsa bir GAP açılımı yapması, en azından GAP'ı birilerinin hatırlaması güzel şey. Yalnız yapılan açıklama insanın kafasında çözümlenmesi gereken onlarca soru işaretine gebe.. AKP'nin GAP noktasındaki samimiyetinden emin olmamız gerekiyor ama önümüzde duran manzara AKP'nin pek de samimi olmadığını gösteriyor.

Neden mi? Çünkü AKP'nin GAP'ı ağzına alması ekonomimizin büyük sıkıntılar yaşadığı ve geleceğinin de sıkıntılı olacağı öngörülen bir döneme rastgeldi. Bugün Türkiye, düne göre çok daha güçsüz bir ekonomiye sahip. Ekonomi, para demek. Ekonomi kötüyse, para yok demek. Para yoksa GAP yok demek. Sayın Erdoğan, keşke yapacaklarını açıklarken tüm bunları hangi kaynaklarla yapacağını da ortaya koysaydı. En azından çok daha inandırıcı ve heyecanlı olurdu yeni GAP atakları..

Tayyip Erdoğan, GAP'ı iktidarlarının daha o ilk başında, ekonomi zorda olmadığı günlerde dile getirseydi çok daha inandırıcı olurdu. Ama bugün bölgede bir DTP rüzgarı varken ve AKP hemen önümüzdeki yerel seçimlerde o rüzgarın önünü keseceğini alenen beyan etmişken yeni GAP atağı pek de inandırıcı gelmiyor. Keşke inanabilsek, keşke söylenenler birgün gerçekleşse..

Erdoğan, Doğan'a Karşı!

Doğan-Erdoğan İlk olarak Ergenekon operasyonu kapsamında adı geçirildi Aydın Doğan'ın, yanlış hatırlamıyorsam Doğu Perinçek'e Aydın Doğan ile ilgili sorular soruldu. O günden bugüne bu işin üzerinde pek durulmadı. Bugün ise Serdar Akinan, Akşam'daki köşesinden çok önemli bir açıklama yapmış: dikkat diyor, Tayyip Erdoğan Aydın Doğan'a karşı bir duruş sergileyecek yazıyor. Tayyip Erdoğan'ın elindeki dosyanın sağlam olduğu söyleniyor, dosyanın içerisinde uzun süredir Fatih Altaylı'nın da dile getirdiği vergi kaçırma iddiaları yer alıyormuş.

Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur.

Tüm bunları görünce, açıkçası midem bulandı. Bu nasıl bir zihniyettir? Başbakan, ülkenin en güçlü insanlarının dosyalarını tutuyor; bu insanların suç olduğunu iddia edebileceği eylemlerini kayıt altına alıyor. İş bununla da bitmiyor, ülkemin en güçlü yayın grubunun sahibi başbakan ile ilgili bir dosya tutuyor elinde. Dosyaların içeriğinden hiçbirimizin tam olarak haberi yok! İlk olarak bir başbakanın görevi suç olarak gördüğü şeyleri mahkemelere veya gerekli organlara havale etmek değil midir? Aydın Doğan'ın dosyasındaki bilgileri saklamak ve gerekli organlarla paylaşmamak suçtur! Peki ya Aydın Doğan'ın yaptığı? Bu nasıl bir medyadır, bu medyanın hiçbir ilkesi yok mu? Nasıl olur da birşeyler saklanır, belki birgün lazım olur diye sümen altı edilebilir? Bu gazetecilikle veya televizyonculukla ne kadar bağdaşır?!

İzmir Mitingi..

adnanmenderes Tayyip Erdoğan'ın her sert çıkışı bana Adnan Menderes'i hatırlatıyor. Birilerinin çıkıp Tayyip Erdoğan'ı halk adamı, halkı da Tayyip Erdoğan'ın adamı gibi göstermelerini bir türlü anlayamıyorum. Dedim ya, aklıma halk adamı atfedilen Adnan Menderes geliyor. Neden mi?

Yıl 1960, aylardan mayıs: yani Adnan Menderes'in asıldığı ay. Ayın başlarında büyük bir miting yapılıyor, Adnan Menderes o zamanların İzmir'inde iki yüz bin kişiye sesleniyor. Basın bu olayı haklı olarak büyütüyor ve hatta Adnan Menderes'e yakın yayın organları çoşuyor.

Ve ardından 27 Mayıs askeri müdahalesi geliyor. Adnan Menderes darağacına gönderiliyor, öldürülüyor. İzmir'de toplanan o iki yüz bin kişi arasından bir tek çatlak ses çıkmıyor. Bir Allah'ın kulu çıkıp da "Ne yapıyorsunuz?" demiyor. Dünyanın ve özellikle Anadolu toprağının kuralı böyle: Güçlüysen herkes seninle, yok değilsen: Tanrı yardımcın olsun. Felsefe bu, insanın yaşama güdüsü bu: Kral öldü, yaşasın yeni kral!

Aman Ne Ergenekon'muş?!

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, kapatma davasına ilişkin "Ergenekon'un önü kesildi, başsavcı davaya zorlandı belki.." mealinde bir açıklama yapmış. Ardından da Tayyip Erdoğan sazı almış eline, çalmış aynı besteyi: "Ergenekonu çökerttik, bundan rahatsız mı oldunuz?"

Anadolu'da buna cavaben "Hadi ordan.." derler! Neyi çökerttiğinizi sanıyorsunuz? Ergenekon diye tutturdunuz gitti, ortada hiçbir sonuç yok! Hayali bir örgüt kurdunuz ve kendiniz çalıp kendiniz oynadınız. Gözaltına aldığınız isimlerden hiçbir sonuç çıkmadı ve daha da ilginci göz altına aldığınız insanlar iddalarınızı yapacak çapta bile değillerdi. Bir oyun oynadınız, sizden fazla suflörün sesini duyduk!

Kapatma davasını Ergenekon'la ilişkilendirmek komiktir, saçmadır! Türk yargısına yapılabilecek en ağır hakarettir! Kapatma davası sonucu görüyoruz ki Türkiye'de birilerinin ruh sağlığı fena halde bozulmuştur.

AKP'nin yaptığı hayali bir kara düşman yaratıp, kendi karşıtlarını bu karaya sürmektir! Ergenekon AKP'nin kullandığı bir tehdittir, bak seni de göz altına alırım korkutmacasıdır! Bugün de aynı oyunu oynuyorlar ama artık seyirci suflörden de senaryodan da sıkıldı!

En Büyük Aşklar Nefretle Başlar: AKP & MHP

soğüt Vakti zamanında kim demişse güzel laf etmiş: "En büyük aşklar nefretle başlar!" Bugün gelinen noktada MHP ve AKP el birliğiyle bu sözü doğrulamak çabasındalar. Onca kin, onca laf hemen hasır altı edildi ve el ele verilerek koyun koyuna politikalar yaratılmaya başladı. Bunu garipsiyor muyum? Evet garipsiyorum!

Seçim öncesinde o kadar çok şey yaşandı ki, bugün gözlerimle gördüklerime inanamaz oldum. Söğüt olaylarında MHP'li gençlerin AKP'lilere karşı sert tutumları; heş şehit cenazesinde AKP ve AKP kurmayları hakkında atılan onca aşırı slogan birden nasıl toz olup da gözlerden kayboldu, anlayamıyorum? MHP'nin kendi tabanı değil miydi, AKP'li bakanları şehit cenazelerine gitmekten alıkoyan? Ve hatta tabanından geçtim, MHP Genel Başkanı Devet Behçeli değil miydi, meydanlarda ip atan?

Meğer tüm yaşananlar büyük bir aşkın kıvılcımlarıymış da biz anlamamışız. Acaba MHP tabanı da bizim gibi mi, yani onlar da bir anlam veremiyorlar mı tüm olup bitene? 

Erdoğan-Gül Savaşı: Yazdığım Gibi Devam Ediyor

erdogan-gül 13 Eylül 2007'de kaleme almıştım "Erdoğan-Gül Savaşı" başlıklı yazımı. Bugün gelinen noktada haklı çıktığımı yazıyor tüm gazeteler. Pek aşikar olmasa da AKP kadrolarında ve Tayyip Erdoğan noktasında bir hoşnutsuzluk olduğuna inanıyorum. Eylül'de yazdığım gibi, aynen tekrar ediyorum; yazdıklarımın yaşanmasının mutluluğuyla: "Abdullah Gül, Ahmet Necdet Sezer gibi AKP dış politikasına karışmamazlık etmeyecek. Hatta Türkiye'nin dış politikasını Çankaya'da şekillendirmeye çalışacak, bu da elbette Gül dışı AKP kadrolarında hoşnutsuzluk yaratacak.."

Abdullah Gül, geziyor; yani daha yeni başladı yolculuğuna. 5 günlük ABD gezisi, onun gezilerinin daha çok uzun süreler devam edeceğini çok güzel gösterdi. Cumhurbaşkanı şimdi de Mısır'da ve sonra başka bir yerde olacak. Bu noktada belirtmek istiyorum ki, AKP'deki Gül-dışı kadrolar ve Tayyip Erdoğan; Ahmet Necdet Sezer'in dış politikada onları alabildiğine rahat bıraktığı günleri mumla arayacak..

Ve bu noktada bir soru soruyorum, tüm merakımla: Ahmet Necdet Sezer neden bu kadar uzak kaldı dış politikadan ve AKP ile aynı çizgiden gelen Cumhurbaşkanı neden bu kadar yakın dış politikaya?

The Rise of Sodom and Gomorrah - Therion
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.