| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

25 "tsk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"tsk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Şehidimiz, Volkan Yüksel... Unutmadık, unutmayacağız...

"Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür"

Made in USA "Genç Siviller Gerçekten Rahatsız!" başlıklı yazı sonrası pek çok olumlu mesaj aldım. Birçok okur yazıdan dolayı teşekkür ediyor ve büyük bir bölümü de Genç Siviller hakkında yazmaya devam etmem gerekiğini belirtiyorlardı. Hal böyle olunca ve arkadaşlarımdan Genç Siviller'e dair dosyalar gelmeye başlayınca ben de yazmaya karar verdim. Gelen dosyalar arasındaki bilgiler arasında ilgimi en fazla çeken "Genç Siviller ABD Gündeminde" başlıklı haber oldu. Haber metninin bir kısmı şöyle: "ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama yetkilisi Jared Cohen, bakanlığın düzenleyeceği Gençlik Hareketleri İttifakı programının tanıtım toplantısında Türkiye'deki eylemleriyle dikkatleri üzerine çeken 'Genç Sivilleri' de gündeme aldı."

Haberden anladığımız şu: ABD Dışişleri Bakanlığı, önümüzdeki dönemdeki, muhtemelen Orta Doğu'yu da içine alan siyasi planlamaları için Türkiye'den Genç Siviller hareketini kullanmayı tasarlıyor. Haberin beni mutlu kılan bir yanı var: bu haber daha öncesinde Genç Siviller'in ABD malı olduğu yönündeki söylemimde tamamen haklı olduğumu ortaya koydu. Ne diyordum: "E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'inizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!"

Bugün, öncesinde yaptığım saptamalarda ne kadar da haklı olduğum söz konusu haberle ortaya çıkmış oluyor.

Dosyalar arasında Gamze Erbil imzalı bir makale de yer alıyor. SOL'da yayınlanmış, "Yaftalıyorum: Genç Siviller Amerikan Örgütüdür" başlıklı yazıda Genç Sivillerin ne olup ne olmadığı çok açık bir şekilde ortaya konuluyor: "Gölgesiyle, gerçekliği arasında ciddi bir mesafe bulunan ve kendi başına kotarmaya çalıştığı "eylemlerinde" şişirme bir oluşum olduğu ayan beyan açığa çıkan bu 'genç' örgüt..." deniliyor ve ilerleyen satırlarda şöyle devam ediliyor: "Ama bu örgüt aynı zamanda F-tipi ideolojik tercihleri ve politik çizgisiyle cüretli çıkışlarını ara vermeden sürdüren; Converse referansı çok açık olan ambleminin, sivilliğin sembolü 'yırtık spor ayakkabısı' olduğunu iddia eden, 'demokrasi' aşkıyla, 'sivil anayasacılığı'yla, koşulsuz TSK karşıtlığıyla, Kürt ve Ermeni politikalarındaki 'açılımlarıyla' açıktan ABD politikalarına su taşıyan bir 'genç' örgüt."

Sanıyorum her şey son derece açık. Genç Sivilleri bunca zamandır bir tek ABD karşıtı söylem içinde göremememiz, en ufak bir eleştirilerini dahi okuyamamızın altında tüm bunlar yatıyor anlaşılan.

Genç Siviller Gerçekten De Rahatsız!

Sam Amca Türkiye'nin hoş ve boş örgütlenmelerinden bir tanesi ve belki de birincisi Genç Siviller. Arada bir web sayfalarına bakıyorum, okuyorum ne yazıyorlar, ne yapıyorlar diye. Yazdıkları da kendileri gibi hoş ve boş. Eylemleri de aynı şekilde hoş ve boş. Yani genel olarak hoşlar ve boşlar..

Hoşlukları renkliliklerinden ileri gelmekte, boşlukları ise bunca reklama rağmen hala kitleselleşememiş olmalarında. Yani Türkiye'deki sivil gençlerin neredeyse hiçbirisi bunları takmıyor. Allah aşkına, bunca zamandır bu adamların 100, hadi olmadı 50 kişiyi toplayıp bir basın açıklaması yaptığını gördüğünüz mü? Göremezsiniz çünkü bunların ortalamaları üç beş kişi.. Buna rağmen malum medya kuruluşları durmak bilmeden bunların reklamını yapıyor! Bu reklamlara rağmen Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkede hala kitleselleşememiş olmalarını neye bağlıyorlar acaba? Sanırım "Her Türk asker doğar" sözüne bağlıyorlardır..

Asker demişken yazmamak olmaz, bu genç sivillerin hemen hepsinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı alerjisi var. Nedendir, bilinmez. Diyeceğim ki acaba anaları babaları 1980'de işkence mi gördü. Yok, o da değil. Ne de olsa bu arkadaşların birçoğu köyden kente göç mağduru, yani Kenan Evren'in bunların analarını babalarını işkenceye çektirecek kadar ciddiye alması ihtimal dahilinde değil. E, o zaman TSK ile ne dertleri var bunların? Sizce?

E tabi bir de Converse mevzusu var! Bu arkadaşların sembolleri pembemsi bir Converse. Bence, çok yerinde bir tercih olmuş. Akıllarınca asker postalına karşı Converse'le cevap veriyorlar. Yani diyorlar ki, Ey Türk Silahlı Kuvvetleri sizin Türk Malı Postalınız varsa bizim de ABD malı Converse'imiz var. Biz de diyoruz ki alın Converse'ninizi başınıza çalın.. Bizim ABD malı adamlardan çektiğimizi bir biz biliriz, bir de Allah!

Son olarak değinmeden edemeyeceğim: kendilerine "genç siviller" diyen bu arkadaşların çok yerinde bir sloganları var: "Genç siviller rahatsız!" Bu sloganı çok seviyorum, durmadan tekrarlıyorum ve sonra da diyorum ki, bunlar gerçekten de rahatsız!!!

17 Mayıs Cumhuriyet Mitingi ve Mustafa Yurtkuran

Anıtkabir 17 Mayıs'ta binlerce insan Cumhuriyetine sahip çıkmak için Tandoğan'daydı.. Uludağ Üniversitesi, Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) üyeleri de diğer yüz binlerce insan gibi meydandaydı: Türkiye'nin laik olduğunu, laik kalacağını ve çağdaş bir geleceği haykırıyorduk, hep bir ağızdan.. Bizi diğer katılımcılardan ayıran tek şey rektötümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın demir parmaklıklar ardında olmasıydı. Bu sebepten durmadan haykırdık: "Yurtkuranlar içeride, yurtsatanlar nerede?" diye.. Diğer katılımcılar da destek verdiler, hep beraber selamladık parmaklıklar ardındaki rektörümüzü.. Bilmiyorum, selamımız ona kadar ulaştı mı? Biz ulaşması için tüm gücümüzle haykırdık!

Ardından, Anıtkabir'e Ata'nın huzuruna çıktık. Anıtkabir'i ilk defa bu kadar kalabalık gördüm, mutlu oldum. Fonda insanların Ergenekon'a atfen söyledikleri "Tayyip arama, 1 numara burada!" sloganlarıyla Anıtkabir'i de gezdik.

Şimdi Bursa'dayım. Cumhuriyetime ve rektörüme karşı sorumluluğumu yerine getirmenin mutluluğuyla yazıyorum bu satırları ve Tandoğan'da yüzbinlerin haykırdığı gibi ben de haykırıyorum: "Gün gelecek, devran dönecek..."

Dalgalar Çekilmeye Başlar: Org. Hurşit Tolon Da Tahliye Edildi!

Hurşit Tolon Ergenekon sürecinde artık birşeylerin değiştiğini gözlemliyorum. Haksız yere alıkonulduklarını düşündüğüm isimler birer birer tahliye edilmeye başladı. Bugünlerde bir güzel haber daha aldık, bir güzel insan daha tahliye oldu: Hurşit Tolon delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldı.. Bu karara imza atan heyetin dayanağı ise "kuvvetli suç şüphesinin ortadan kalkması". Burası çok önemli: Hurşit Tolon sağlık durumunun kötüye gitmesi nedeniyle değil "kuvvetli suç şüphesinin ortadan kalkması" nedeniyle tahliye edildi.

En başından beri bugünlerin yaşanacağını görüyordum, burada da birçok kez yazdım. Bu tutuklamların birçoğu (hepsi değil) anlamsız ve yeterince temellendirilmemiş tutuklamalardı. Elde somut birşeyler olmadan bu ülkeye en yüksek mevkilde hizmet etmiş insanlar bir teröristmişçesine evlerinden toplandı. Bugün gelinen noktada, ne mutlu ki birer birer serbest bırakılıyorlar. Peki onlardan kim özür dileyecek? Kim Hurşit Tolon'a demir parmaklıklar ardında geçen yedi ayın hesabını verebilecek? Bir "pardon" yeterli olur mu sanıyorlar?

Peki ya balık kadar beyinleriyle kendilerini liberal sanan o malum blog yazarları? Geçen yıl, "Liberallerin Ergenekonla İmtihanı" başlıklı bir yazı yazmıştım, amacım o balık beyinlilere seslenmekti: "Bugün Türkiye'de yaşanan gözaltılar sırasında liberal ve özellikle sözde-liberal yazarlarının yazılarına bir göz atmanızı öneriyorum. Yaşlını başını almış 25 insanın sanki bir teröristmişcesine elleri kelepçelenerek göz altına alınmasının liberal cephedeki yansımalarını merakla bekliyorum. Bugün kimin liberal, kimin sözde liberal olduğunu göreceğiz. Bugün birilerinin onur sınavı, şeref sınavı! Kimin onurlu, kimin şerefli olduğunu bugün göreceğiz.." Ne yazık liberal yazarımız çok değilmiş, elde olanların çoğu sözde liberal, onursuz ve şerefsiz kalemler imiş.

Ergenekon'da artık birşeylerin doğru düzgün gitmeye başladığına inanmaya başladım. Bugün dava kapsamında içeride olan ve yargılanması gereken isimler de var. O isimlerin arasında sicilleri hiç temiz olmayan birçok kişi de var. İş akla karayı ayırmakta yatıyor ve Ergenekon davasında ak ile kara artık ayrı tutulmaya başladı. Mutluyum, umutluyum, inanmaya başladım.

Serdar Akinan: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

Serdar Akinan Serdar Akinan düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından birisi, ayrıca çok da iyi bir televizyoncu. Türkiye'de çok farklı kesimlere, örneğin orduya ve camaate dair oldukça bilgi sahibi bir isim. Sıradışı tespitleriyle çoğu zaman beni de şaşırttığı oluyor. Bugün Akşam'daki köşesini okuyunca bir kez daha şaşırdım ve yazısının bir bölümünü paylaşmaya karar verdim. Gerçekten şaşırtacak tespitlerde bulunuyor Akinan:

"Nazım Hikmet bu şiirini elbette sonrasına dair yazdı...   Yarına... Ergenekon'da dünkü dalgadan sonra artık gülümsemeye başladım. Öncelikle şu bilgiyi paylaşayım sizinle...
Cemaat büyük bir sıkıntıda. ABD ve Almanya'da art arda önemli gelişmeler bekleyin. Ulaştıkları güç ve bu gücün yarattığı 'sarhoşluk' iki şeyi açığa çıkardı. İlki hoşgörüsüzlükleri... Prof. Binnaz Toprak'a saldırıları bile tek başına bu hoşgörüsüzlüklerinin göstergesidir. Kendilerini eleştirenleri artık açıkça tehdit eden bir saldırganlığa savrulmaya başladılar. İkincisi ise etki alanlarının onlara terk edilemeyecek kadar büyük olduğu gerçeği... Aslında bu iki olgu birleşti ve birileri onların gerçekten 'takiyye' yaptıklarını fark etti. Cemaat, Erdoğan ve TSK'yı hedefe aldı. ABD ise cemaati hedef tahtasına koydu. Türkiye'yi gözünü kırpmadan çatışmaya sürükleyecek bu zihniyet, güç aldığını sandığı yapı tarafından tasfiye edilecek.Bu bir hissiyat değil. Bilgi.

Yalnız bu çok hızlı ve yumuşak olmayacak. Bugün 'saldırıyı yürüten taraf', yarın 'saldırıya uğrayan taraflar' için hasımdır. Yalnız dikkat edilmesi gereken şey şu... Mart sonrası çok ciddi bir milliyetçi kabarma olacaktır. Bu kabarma şayet artık kaçınılmaz olan ekonomik çöküşün sosyal patlamaya dönüştüğü sürece denk gelirse zincirleme bir reaksiyondan çekiniyorum. Esnafın, işçinin, köylünün sokakta olduğu... Türkiye'nin ayakta olduğu bir süreçte PKK art arda karakol basmaya başlarsa ne olur? Aynı tarihlerde sözde Ermeni Soykırımı tasarısı Amerikan Kongresi'nde kabul edilirse? Bu dalga neye dönüşür? Bu dalganın yıkıcı etkisini ne durdurur? Bu yıkıcı etkiyi frenliyecek pek bir şey yoktur. Ama durduracak tek bir şey vardır. O zaman bir mahalle toptan tasfiye olur. Ergenekon adı altında bugün Türkiye'de zulüm yapanı gerçekten çok acı bir son bekliyor. Veballeri büyük. Liberal aydın tayfasının halini ise hiç düşünmek bile istemiyorum."

AKP'nin Diyarbakır Davası..

Tayyip Erdoğan İçinde bulunduğumuz bir yılı aşkın süredir bir Diyarbakır davasıdır tutturuldu gidiyor. Yok, orası bir kaledir, düşürülemez diyenler (DTP) bir kenarda; Diyarbakır artık bizimdir, seçimlerde alacağız diyenler (AKP) diğer bir kenarda.

Hangi savın daha güvenilir olduğunu zaman gösterecek. Önümüzdeki yerel seçimlerde DTP mi yaman, yoksa AKP mi; göreceğiz.

Peki, Batısıyla Doğusuyla ve elbette Kuzeyi ve Güneyiyle koca bir coğrafya olan yurdumda nedendir acaba bu Diyarbakır'ı alma savaşı? AKP neden önemser Diyarbakır'da DTP'li Osman Baydemir'in yerine AKP'li bir başkasını oturtmayı? Hemen hemen her televizyon kanalında AKP ve DTP'nin Diyarbakır savaşının gelişimine dair haberleri, yorumları buluyoruz ama bunun nedenini, her nedense, pek irdeleyen çıkmıyor.

Benim bu noktadaki tezim; AKP'nin "Türkiye'nin hemen her bölgesinden destek gören tek siyasal partisi" vizyonunu yaratmak amacında olduğudur. AKP, AB ve ABD'de kimilerinin beyninde Federe Kürt Devleti veya Kürdistan sözcükleri dolaşırken, Türkiye'yi bütünleştiren tek parti olduğunu vurgulamak amacında. Bunu yapmak istiyor, çünkü bunu başardığı zaman devletin hemen her kademesinde AKP alternatifsiz iktidar olarak algılanmaya başlayacaktır. Böyle bir dönemde hiçbir aklı başında kişi ikinci bir iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP'yi desteklemeyecektir. Çünkü her iki parti de malum bölgede yok denecek düzeydedir. AKP bunun bilincinde olduğundan dolayı, Diyarbakır'ı alarak alternatifsiz iktidar olma sevdasında. Yoksa Diyarbakır'ı pek de salladıklarını sanmıyorum..

İnsan bu noktada MHP ve CHP'nin Diyarbakır'da olamamasının sonuçlarının her iki parti için de ne kadar yıkıcı olabileceğini görüyor. MHP'yi geçiyorum ama CHP'nin sol olduğunu iddia eden bir parti olarak bu noktada yapması gerekten pek çok şey olduğuna inanıyorum. Umarım bunu da görmekte çok geç kalmaz CHP..

Yaşanmamış 15 Hayat..

sehit-1 10 Ekim 2007 tarihinde yazmışım, bugün tekrar yazma gereği duyuyorum.. Değişen hiçbirşeyin olmadığını görmenin acısıyla:

Yine ölmüş bizim çocuklar, bu toprakların çocukları. İnsan üzülüyor; haberlerini okuyunca, yaşayamayacaklarını düşündükçe...

19 yaşımdayım, onlarla aşağı yukarı aynı yaşta sayılırım. Yüzlerine baktım da, hepsi birer çocuk! Hepsi birer ölü! Ne büyük bir tezat, ne büyük bir acı...

Geleceğimi düşünüyorum, beş yıl sonrasını, on yıl sonrasını; hatta arada bir doğacak olan torunlarımı düşündüğüm de oluyor... Onlar da düşündüler, onlar da hayaller kurup planlar yaptılar; geleceğini umdukları güzel günlere dair...

Yazık, gelmedi o güzel günler! Yandan yemiş sosyalist görüşlü bir örgütün ABD yapımı ve yetiştirmesi militanlarının, ABD yapımı silahlarıyla silindi tüm o güzel hayaller...

Üzül biraz ey halkım, o çocukların eline annelerinin ve kızkardeşlerinin teninden başka kadın teni değmedi! O çocuklarının bir çoğu hayat nedir, zevk nedir, mutluluk nedir bilemeden gittiler...

Üzülme erdemini göster ey halkım!!! Yiğtip giden canlara bir dur demeyi bil ey halkım!!! O çocukların yaşayamadakları günlerin hakkını ver ey halkım...

Bugün 12 Eylül.. 28 Yıl Sonrasında Hala Değişen Birşey Yok..

Kenan Evren1 Evet, 28 yıldır değişen hiçbir şey yok! Türkiye, hala 28 yıl öncesindeki Türkiye.. Birilerinin 12 Eylül projesi hala tam tıkırında işlemeye devam ediyor. 12 Eylül'ü yapanlar bugün hala iktidardalar. Yurdum insanı ise hala sömürülmeye ve kullanılmaya devam ediyor..

Bugün Türkiye'nin en önemli sorununu "dinselleşme" olarak görenlere şunu söylemek istiyorum: Biz dinselleşmedik, dinselleştirildik. 12 Eylül'ü yapanlar bizim dinselleşmemizi istediler. Çünkü onların bir keşfi vardı: Dinde huzur olduğunu gördüler. Bu ilahi huzuru kendilerince şekilden şekile soktular. İslam'ı tahrip edip, işerine gelecek şekilde kullandırlar. Türkiye'de dinselleştirme, ilahi huzur değil, fabirka huzuru için yapıldı. İşciler dine ve öbür dünyaya sarıldıkça fabrikalarda huzur sağlandı.. Grevler son buldu. Dinselleştirme 12 Eylül'ün ve daha doğru bir tabirle Eylülizmin bir sonucu olarak bugünlerimizde bir "sorun" olarak yer etmeye başladı. Yalçın Küçük'ün ifadesiyle Eylülizm, Türkiye'de (sözde) İslam'ın altın çağını yaşattı..

Birileri yağmurdan (Sosyalizm) kaçarken, doluya (Şeriat) tutuldu. Komünizmle mücadele adı altında din ve din adamları kullanıldı. Şimdi ise kullandıkları din ve din adamları bu birilerinin üstlerindeki makamlarda oturuyorlar. Şimdi de pirincin taşını ayıklamaya çalışıyorlar o birileri.. Ayıklarlar mı? Orasını zaman gösterecek.. Ama her kim kazanırsa kazansın, kaybeden yine yurdum insanı olacak.. Tuzu kuru olanların tuzu hep kuru kalacak ve hatta daha da artacak tuzları.

Bu coğrafyada maalesef her zaman halklar kaybedecek, her zaman kaybedecek olan bizler olacağız. Tabii birşeyler yapmazsak?

TSK'dan Eruygur ve Tolon'a Resmi Ziyaret..

İlker Başbuğ Gündemi yerinden sarsacak bir ziyaret söz konusu. Kocaeli Garnizon Komutanı Korgenral Galip Mendi, Kandıra Cezaevinde tutuklu olarak bulunan (E) Orgeneral Şener Eruygur ile (E) Orgeneral Hurşit Tolon'u ziyaret etmiş. Bu ziyaret Genelkurmay Başkanlığı'nın web sitesinde de basın açıklaması olarak yer alıyor ve üç maddelik açıklamanın 2. maddesinde deniliyor ki; "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret, Türk Silahlı Kuvvetleri adına gerçekleştirilmiştir."

Bu çok ciddi ve önemsenmesi gereken bir madde. Tekrar ediyorum: "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret, Türk Silahlı Kuvvetleri adına gerçekleştirilmiştir."

Bugün yaşanan bu ziyaret sonrası görüyoruz ki eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile yeni Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ arasında çok büyük farklar var. Org. İlker Başbuğ, Büyükanıt'tan çok farklı politikalar izleyecek. Ve işte bu sebepten, birileri fena halde bozulmuş durumda..

Ayrıca artık kimse TSK'nın müdahalelerinin AKP'ye hediye oy olarak döneceğine inanmıyor. Yok böyle bi'şey.. Zaten TSK da siyasi bir parti değil, görevini yaparken, kimin ne oy alacağını düşünmesi gerekmiyor.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.