| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

32 "uludağ üniversitesi" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"uludağ üniversitesi" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Üniversite ve Bölüm Tercihi..

Üniversite Öğrencisi Üniversite ve bölüm tercihleri için bir haftadan az bir süre kaldı. Buna karşın hala tercih yapmamış birileri varsa ve internette kendilerine bir kılavuz arıyorlarsa onlara bir iki laf söylemek istiyorum. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde 3. seneyi okumaya hazırlanan bir üniversite öğrencisi olarak onlara tercihleri noktasında yardımcı olabileceğimi sanıyorum.

Önelikle tercih yapacak arkadaşlar şunu bilsinler: Öyle ya da böyle yapacağınız bu tercih sizin hayatınızdaki en önemli tercihlerden birisi ve belki de birincisi! Bu noktada bu işi ciddiye alın! Sadece dört beş yıl okuyacak bir üniversite ve bölüm seçmediğinizin farkında olun. Hayatınıza dair bir tercih yapıyorsunuz, hayatınızın geri kalanına dair!

Puanınız önemli! Eğer yeterli puan elde edememişseniz tercih yapmayın. Bir yılın koca bir ömürde inanın hiç önemi yok! Eğer daha iyi puanlar alabileceğinize inanıyorsanız, şansınızı tekrar deneyin. Daha ilk girişiniz ise ve ikinci girişinizde daha yüksek puan alacağınıza inanıyorsanız bu yazıyı gelecek yıl okumak için bir kenara atın ve sınava tekrar hazırlanmaya başlayın. Dediğim gibi, bir yılın çok da önemi yok.

Eğer hadeflediğiniz puanı almışsanız; kendinize dair düşünün. İlgi ve becerilerinizi bir kağıda yazın, sonrasında Türkiye'nin koşullarını da göz önünde bulundurarak kendinize uygun bir bölüm seçin. Bu bölüm tıp, hukuk ve benzeri ise herhangi bir üniversiteyi seçebilirsiniz. Benim önerim, ailenizin maddi gücü oranınca, ailenize yakın ama aynı olmayacak bir il seçmeniz. Hem ailenizden çok uzaklarda olmazsınız, hem de aile baskısından uzak bir üniversite hayatınız olur.

Eğer iş garantisi olan tıp veya hukuk gibi bir bölüm seçmeyecekseniz üniversite önem kazanıyor. Türkiye'nin en iyi 5 üniversitesini (ki bunlar aynı zamanda puanları en yüksek olan 5 üniversite oluyorlar) tercih edin. İnanın, sıralamanın dışında kalan üniversiteler, buna maalesef benim üniversitem de dahil, pek bir işe yaramazlar. Bu sebepten yazının başında eğer sınava tekrar girmeyi aklınızdan çıkartmamanızı önerdim. İstanbul ve Ankara dışında yapacağınız tercihleri de önermiyorum. Çünkü bu iki şehir sizin sektörlere yakın olabileceğiniz ve daha öğrenci iken iş bulma imkanlarına sahip olacağınız şehirler. Tüm bu anlattıklarıma karşın; üniversite eğitimi maalesef önemli bir maddi güç gerektiriyor. Herkese parasız eğitim olduğunu sanmayın. Bu ülkede eğitim herkese paralı! Devletin bursuna, kredisine ve yurduna güven olmaz. Özellikle de yurtlar yaşanabilecek, rahat ortamlar değil. Herşeye rağmen, ailenizin maddi gücünü de göz önüne alın. Eğer bu güç yeterli değilse size önerim üniversite seçerken ailenizin yaşadığı ildeki üniversiteyi seçmenizdir..

Daha anlatılabilecek çok şey var ama şimdilik bu kadar. Umarım iyi, düzgün ve ahlaklı insanlar tercihlerinde başarılı olurlar ve yarınlarda biryerlere gelebilirler..

Prof. Dr. Tayyar Arı ve Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz

Tayyar Arı Üniversitede her geçen dönem mesleki ders yoğunluğumuz daha da artıyor. Mesleki derslerle birlikte dünyada olagelen politik olayları değerlendirmeye ve yorumlamaya çalışıyoruz. Geçen dönem, Prof. Dr. Tayyar Arı'nın verdiği "Uluslararası İlişkiler Teorileri II" dersinde de sık sık dış politikaya dair değerlendirmeler ve yorumlar yaptık. Tayyar Hoca, Türkiye'nin mevcut dış politikasını bütün devletlerle pozitif diyalog içinde olmak ve pozitif diplomasiyi öne çıkartmak olarak tanımlamıştı. Ayrıca, bu politikaların Türkiye'ye birçok yararının olduğunu/olabileceğini de söylemişti.

Türkiye'nin pozitif diplomasiyi ve her devletle pozitif ilişkiler kurulması gereğini öne çıkartan bu yeni dış politikası hakkında Prof. Dr. Tayyar Arı'nın bir makalesine ulaştım. "Dış Politikada Stratejik Önceliklerimiz" başlıklı makale bu politika sürdürülürken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, hani hataların yapılabileceğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor. "Aslında takdirle karşılanacak bir politika olduğu da söylenebilir. Ama bu durum Türkiye’nin dış politikasında bazı önceliklerinin olmayacağı anlamına gelmez. Türkiye eğer önce bölgesel lider sonra küresel lider olacaksa ki böyle bir vizyonunun olduğuna ya da olması gerektiğine inanıyorum. Her şeyden önce bazı stratejik öncelikleri bulunmalıdır." deniliyor. Prof. Dr. Tayyar Arı şöyle devam ediyor: "Türkiye’nin dış politikasında stratejik öncelikleri arasında Orta Doğu ve Avrasya’nın ilk sırayı almasının Türkiye’yi hem AB hem de ABD karşısında pazarlık gücünü arttıracağı ve uluslararası alanda daha saygın bir yere sahip kılacağını düşünüyorum. Türkiye’nin dost-düşman ayırımı yapmaması ve kimlik ile dış politika arasında bir ilişki kurmaması bir yere kadar uygulanabilir ve anlamlıdır. Ama Türkiye dünyada bütün ülkelere aynı mesafede olamaz. Böyle bir politika Ermenistan açılımında tıkanır ve Mısır’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz; düşmanın dostluğunu kazanmaya çalışırken dostlarınızı da kaybedersiniz. Dost-düşman kavramlarının bir ülkenin dış politikasında yönlendirici olmaması harika bir şey ama, bu durum bir ülke açısından stratejik öncelikli ülke ve bölgelerin olmayacağı anlamına gelmez."

Son günlerde yaşanan olaylar sonrasında bu makalenin çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye, stratejik önceliklerini bir an önce ortaya koymalı ve bunların gereğini yapmalı.

Röportaj: "Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine"

Ali Yaşar Sarıbay Bugüne kadar demokrasi üzerine pek çok yazı yazdım, pek çok eleştiride bulundum. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokratik sistemlerin eleştirilmesi gereği üzerine yazdığım bunca yazı sonrasında hala demokrasi ile sorunumu çözdüğümü söyleyemem. Ancak, geçen hafta Ertuğ Telli dostum ile birlikte Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi sonrasında tekrar düşünmeye başladığımı söyleyebilirim. Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, öyle bir demorkasi tanımı yaptı ve bu tanımı söyleşi boyunca öyle güzel paylaştı ki söz konusu tanım içerisinde mutlulukla yaşayabileceğime karar verdim. Demokrasiyi "eşitlik" noktasında ele alan hocamız, benim demokrasi ve siyaset hakkında pek çok şeyi tekrar düşünmeme sebep oldu. Eminim, sizler de söyleşiyi okuduktan sonra demokrasi ve siyaset nokasında pek çok şeyi tekrar düşünecek ve olaylara daha farklı pencerelerden bakma şansı yakalayacaksınız. Politik Akademi çatısı altında ve hocamız Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay'ın desteğiyle gerçekleştirilen röporajımıza ulaşmak için tıklayınız: Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine

Röportaj noktasında söyleyecek daha çok şey var aslında; işin düşünsel kısmını bir tarafa bırakırsak, hocamızın o  sıcak karşılaması ve gülen yüzü röportaja ayrı bir tat kattı. Röportajı gerçekleştirdiğimiz oda ise güzel bir fon oluşturdu röportaja: Pekçok konuda hazırlanmış dosyalar, hemen her yeri kaplıyordu. Ve tabii Beşiktaş! Ali Yaşar Sarıbay demek, en azından biz Uludağ Üniversitesi öğrencileri için, biraz da beşikaş demekti. Odayı süsleyen bayrak ve masadaki şapka fonu siyahla beyazla tamamlıyordu.

Röportaj sonrası, her ne kadar derslerini alma şansım olmasa da, üniversitemde böylesine bilgili ve daha da önemlisi olgun hocalarımız olduğu için gurur duydum. İyi ki varsınız hocam ve ayrıca hocam: Politik Akademi'ye verdiğiniz destek için teşekkürler..

Alişan Kapaklıkaya ve Sevgi Okyanusu

Uludağ Üniversitesi'nin  her yıl düzenlediği Kariyer Günleri'ne bu yıl da fırsat buldukça katılmaya çalıştım. Pek çok üst düzey yöneticinin ve  çalışanın katıldığı kariyer günlerinde önümüzdeki kariyer alternatiflerini görme şansımız oluyor. Tüm bunların yanı sıra kariyer noktasında bizleri motive edecek insanlar da panellere, söyleşilere geliyor..

Zamanında NLP'ye oldukça ilgi duymuş birisi olarak, Alişan Kapaklıkaya'nın "İçindeki Uyuyan Güzeli Uyandır" başlıklı paneline katılmamazlık etmedim. Açıkçası, umduğumu tam olarak bulamadım. Alişan Kapaklıkaya'nın tüm sempatisine karşın içeriğin tamamen kişisel yaşanmışlıklarla bezenmiş olması ve bu yaşanmışlığın hiçbir psikolojik ders içermemesi hoşuma gitmedi. İnsanları güldürerek ya da duygularına oynayıp ağlatarak bir panel yapmak bence hiç ama hiç doğru ve daha da önemlisi etik değil.

Ayrıca Alişan Kapaklıkaya'nın övünürmüşçesine "anlattıklarımın hiçbirisi bilimsel değil" demesi de oldukça canımı sıktı. Yüzlerce yıllık bir temel üzerinde, dünden bugünlere uzanan üniversite gibi bir kurumun çatısı altında "anlatıklarımın hiçbirisi bilimsel değil" demek de ne oluyor? Bilimsel olmayan birşeyin bu kurumun çatısı altında işi ne olabilir? Alişan Kapaklıkaya'ya göre de "bilim dışı" olan bu panelin, bırakın üniversite öğrencilerini, kaymakamlara, valilere ve kurmaylara da sunulduğunu duyduğumda ise yurdumun içine düştüğü duruma içim acıdı.

Tüm bunlara karşın, panelde hoşuma giden şeyler de olmadı değil. Alişan Kapaklıkaya kendisini dinletmeyi iyi biliyor, iyi bir konuşmacı. Panel boyunca sıkılmıyorsunuz. Ayrıca eğitim bilimleri noktasında şu sözünü oldukça takdir ettim ve not aldım: "İnsanlar salatalık seçiyor, ayakkabısını seçiyor ama hocasını seçemiyor.." Çok yerinde, çok güzel bir saptama.. Söylediği şu sözü ise hayatıma katmaya çalışıyorum, sizler de katmaya çalışın: "İlerde birgün, ilerde hiçbir gündür!"

Sözün özü, iyisiyle kötüsüyle bir panel geride kaldı ve Alişan Kapaklıkaya hakkında bir görüşüm oldu. Az da olsa hayatıma birşeyler katabildim. Umarım Alişan Kapaklıkaya bu satırları dikkate alır ve en azından üniversite çatısı altında daha bilimsel paneller gerçekleştirir. Böylece öğrenciler bilimsel bir temeli, sıkılmadan oluşturabilirler..

17 Mayıs Cumhuriyet Mitingi ve Mustafa Yurtkuran

Anıtkabir 17 Mayıs'ta binlerce insan Cumhuriyetine sahip çıkmak için Tandoğan'daydı.. Uludağ Üniversitesi, Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) üyeleri de diğer yüz binlerce insan gibi meydandaydı: Türkiye'nin laik olduğunu, laik kalacağını ve çağdaş bir geleceği haykırıyorduk, hep bir ağızdan.. Bizi diğer katılımcılardan ayıran tek şey rektötümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın demir parmaklıklar ardında olmasıydı. Bu sebepten durmadan haykırdık: "Yurtkuranlar içeride, yurtsatanlar nerede?" diye.. Diğer katılımcılar da destek verdiler, hep beraber selamladık parmaklıklar ardındaki rektörümüzü.. Bilmiyorum, selamımız ona kadar ulaştı mı? Biz ulaşması için tüm gücümüzle haykırdık!

Ardından, Anıtkabir'e Ata'nın huzuruna çıktık. Anıtkabir'i ilk defa bu kadar kalabalık gördüm, mutlu oldum. Fonda insanların Ergenekon'a atfen söyledikleri "Tayyip arama, 1 numara burada!" sloganlarıyla Anıtkabir'i de gezdik.

Şimdi Bursa'dayım. Cumhuriyetime ve rektörüme karşı sorumluluğumu yerine getirmenin mutluluğuyla yazıyorum bu satırları ve Tandoğan'da yüzbinlerin haykırdığı gibi ben de haykırıyorum: "Gün gelecek, devran dönecek..."

Uludağ Üniversitesi 2009 Bahar Şenliği

Şenlik 09 Ve sonuna geldik.. Uludağ Üniversitesi 2009 Bahar Şenliği bir iki saat öncesinde bitti.. Dolu dolu, şen şakrak bir şenlik geride kaldı: Panlleriyle, konserleriyle, gösterileriyle ve yarışmalarıyla..

Geride kalan dört güne bakınca, söylenecek çok söz var.. Herşeyden önce, emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bu yılki şenlikleri, Şenlik 08'e göre biraz daha sönük bulsam da verilen bunca emeği de görmezden gelemedim. Ne de olsa yedik, içtik, eğlendik..

Bu yıl konserlerde dinlediğim kişiler ya da gruplar sahne almasa da eğlenebildim. Panellerde de Banu Avar oldukça ilgimi çekti. (Kendisiyle ilerleyen günlerde Politik Akademi'de yayınlamak üzere bir röportaj da yaptım.) Sinem Kobal ve benzeri isimlere, tahmin edeceğiniz üzere, gülüp geçtim.. Keşke üniversitelere değil de liselere ve hatta ilköğretim okullarına gitse böyle isimler.. Sportif aktiviteler noktasında, sanıyorum dolu dolu bir şenlik oldu. Zaten öncesinde gerçekleştirilen Spor Oyunları üniversiteye oldukça hareket getirmişti.. Şenlikle hareketlilik daha da artmış oldu..

Şenlik 2010 umarım en azından bu yılki şenlikler kadar güzel olur dileğiyle yazıma bir son verirken, şenlik boyunca etkinlikleri koordine ve kontrol eden Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı'ya ve Yılmaz Demirci'ye teşekkürlerimi sunuyorum.

Çanakkale Sonrası, Genel Bir Değerlendirme..

Uzun bir aradan sonra tekrar Çanakkale yollarında buldum kendimi.. Yine aynı hüzün, yine aynı acı ve tüm bunların yanında; büyük bir gurur.. İnsan her seferinde, en azından ilk seferdeki kadar etkileniyor. Etkilenmemek elde mi? Gencecik bedenlerin yattığı bu topraklardan durmadan geçmek mümkün mü?

Üniversitenin organizasyonu olması sebebiyle yaşanan ve görmezden gelinebilecek birkaç aksiliğe rağmen Çanakkale'yi bir kez daha yaşama fırsatım oldu. Bu noktada, hemen her otobüste ayrı ve profesyonel rehberlerin bulunmasını takdir ettim. Bu noktada bizim rehberimiz, Doğa Cihan Göksel'e de teşekkür ediyorum; Çanakkale'yi rehberiniz oranınca yaşabiliyorsunuz ve bize iyice yaşatıldığını düşünüyorum.

Çanakkale üzerine söylenmiş çok söz var, aslında söylenebilecek çok farklı sözlerimin olduğunu da düşünmüyorum. Zaten Çanakkale, okunacak birşey de değil: bunun çok çok ötesinde, gidilip görülecek ve havası solunacak birşey. Bu sebepten, sözü fazla da uzatmıyorum, son olarak herkese en azından birkez daha Çanakkale yollarına düşmesini öneriyorum.

Çanakkale Feribot1Çanakkale Feribot2 Çanakkale Feribot3Dur Yolcu
57. AlayAtatürk-Okan1AbideGelibolu Tabya
Çanakkale AbideMehmetçik-OkanDoğan Cihan GökselGelibolu Tunel
D-MehmetçikD-Çanakkale Atatürk D-TroyD-Atatürk
Okan ÇanakkaleŞehitler Abidesi Çanakkale LimanÇanakkale Boğazı

Çanakkale Yolları..

Bu gece Çanakkale yolcusuyum. Üniversiteden arkadaşlarla birlikte ve Uludağ Üniversitesi'nin organizasyonuyla bir Çanakkale ziyareti yapacağız. İlerleyen günlerde geziden fotorğafları ve izlenimlerimi paylaşmaya çalışacağım. Şimdilik müsade..

I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi

Okan Yüksel Uludağ Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'unun organize ettiği I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi, Uludağ Büyük Otel'de gerçekleştirildi. Katılımın ve programın oldukça yoğun olduğu organizasyonda ben de "2008 Ekonomik Krizinin İşçi ve İşverene Etkileri" konulu bir konferans verdim. Malumunuz, bir yılı aşkın süredir ekonomik krizin gelceğini ve sanılandan daha da yıkıcı olabileceğini yazıyordum bu satırlarda. Bugün gelinen noktada krizin geldiğini ve en fazla da emek faktörünü vurduğunu görüyoruz. Bu noktada emeğin ve emekçinin hakkının verilmesi gerektiğini düşünüyorum, ki konferansta öncelikle anlatmaya çalıştığımız da buydu.

Uludağ da kar da, yemekler ve özellikle de sucuk-ekmek mükemmeldi. Bu noktada Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'na ve ayrıca organizasyonun profesyonelliği için elinden geleni ardına koymayan Mustafa Gümüş dostuma teşekkürlerimi sunuyorum. II. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi'nde tekrar birlikte olmak umuduyla..

ÇEKO 1ÇEKO8ÇEKO4ÇEKO7

ÇEKO2 ÇEKO3 ÇEKO5  ÇEKO6

Karabağ Sorunu ve Bir Katliam: Hocalı

Barış Özdal Geçtiğimiz haftalarda Hocalı katliamının 17. yıldönümünü anma etkinlikleri çerçevesinde üniversitemizde "Dünden Bugüne Karabağ Sorunu ve Hocalı Faciası" konulu bir konferans düzenlendi. Organizasyonu Uludağ Üniversitesi, Azerbaycan İstanbul Konsolusluğu ve Haydar Aliyev Vakfı tarafından üstlenilen konferansa Prof. Dr. Mehmet Genç, Yard. Doç. Dr. Barış Özdal, Dr. Samir Jafarov ve Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran katıldı.

Gerek konferans sırasında anlatılanlar, gerekse konferans öncesinde sergilenen katliam fotoğrafları, bana bir kez daha, insanoğlunun ne kadar da vahşileşebileceğini gösterdi. Anlatılanlara da fotoğraflara da inanmak istemedim ama hepsi birer gerçektiler. İnsanlık adına üzüldüm, Türkler tarafından katledildiklerini iddia eden Ermenilerin Türklere yönelik böylesine bir katliama imza atmış olmaları da beni oldukça düşündürdü. Katliama tanıklık eden bir gazetecinin şu sözleri ise dehşetin boyutunu daha da iyi kavrayabilmemi sağladı: "Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türkünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti."

Konferansın sonlarına doğru, yaşananlar unutulmasın istiyoruz, dedi Azerbaycan İstanbul Konsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran. İçimden, "hiç unutulur mu?" dedim.. Acı hiç unutulur mu?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.