| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 "yemek" etiketi kullanan gönderi "yemek" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Üniversitede benzerlikler, farklılıklar ve sen!

Fark İnsan üniversiteye gelince Türkiye'nin dört bir tarafından insanlarla tanışma, konuşma, dostluk kurma şansı yakalıyor. İlerleyen süreçte samimiyetin de verdiği rahatlıkla herkes kendi kültürünü ortaya koymaya, farklılaşmaya yani kendi özüne dönmeye başlıyor. Geçen günlerde arkadaşlarla aramızdaki farklılıklar üzerine tarışmaya başladık ve sonuç olarak uzak coğrafyaların insanlarının da birbirinden farklı olduklarına karar verdik. Ama bu fark dostluk kurmanız ve hatta can ciğer kuzu sarması olmanız için bir engel değil tabii ki..

Hatta bu farklılıkların güzel yanları var. Örneğin bu farklılıkları keşfetmek benim çok hoşuma gidiyor, garip ama komik de geliyor. Mesela geçen gün arkadaşlarımla yemek hazırlarken üç kere 'şu tavukları bir avcarlayın' dememe rağmen kimse birşey yapmadı, haliyle ben de sesimi yükselterek 'kardeşim avcarlasanıza hadi' dedim ve o zaman arkadaşlarımın avcarlamanın tavuğu terbiyelemek olduğunu bilmediği öğrendim. Çok şaşırdım. Oysa Akdeniz'de avcarlamak her yerde kullanılan bir terim. Buna benzer bir olayı da Ankara'da yaşamıştım. Yan komşumuz arabasını garajdan çıkartırken 'anarya gelin' diye yol göstermiştim, komşumuz yüzüme şaşkınlıkla bakmıştı.. Oysa 'anarya' gelmek 'geri geri gelmek' demekti Adana'da..

Benzerliklerimiz de yok değil, hatta çok daha fazla. Geçen gün yine bir sohbet sırasında hepimiz farklı türdeki okullardan mezun olsak da ortak pek çok anımızın olduğunu keşfettik. Müfredat dışında, hemen her ilde ve okulda şunlar sabit. Hemen hepimize hocalarımız en azından bir kez "Çok komik birşeyse söyle, biz de gülelim..", "Yavrum sen evde de mi böyle masaya oturuyorsun?" gibisinden laflar etmiş. MEB acaba hocalara bu sözleri bir yönerge ile mi ulaştırıyor

Yemekteyiz: Tüm Türkiye Yemekte..

Yemekteyiz Tam anlamıyla bir salgın yaşanıyor. Çevremdeki hemen herkes bu salgına kapılmış görünüyor. Evet, SHOW TV'nin beğenilen programı Yemekteyiz'den bahsediyorum. Daha önce Amerika, Fransa, Almanya, İngiltere, Macaristan, Danimarka ve Hırvatistan gibi ülkelerde yayınlanan ve rating rekorları kıran yarışma Türkiye'de de bir salgın halini aldı. Önceleri bu kadar ciddi boyutlara ulaşacak bir program olabileceğine ihtimal vermiyordum ama bugün yanıldığımı görüyorum. Gerek SHOW TV'de yayınlanan orjinal format, gerekse Star ve FOX'taki taklitler olsun yarışma yurdum insanını kendisine çekmeyi başardı. Sanal alem de bu salgından kurtulamamış olacak ki Facebook'taki Yemekteyiz Grubu'nun şu an 5.999 üyesi var. 6.000'inci üye olmayı düşünüyorum şu anda Sözlükler de nasibini almışlar, örneğin Ekşi Sözlük'te yemekteyiz başlığına 2241 giriş yapılmış..

Aslında bu programın böylesine tutulmasınnda utanılacak, sıkılacak bir durum olduğunu da sanmıyorum. Programın kendince, belirli bir kalitesi var. Hekresin birbirine saygısızca sataşması pek hoş olmazsa da en azından pratik bilgiler sunuyor insana. Hatta çoğu kişinin elinde bloknot, notlar aldığını kafamda kurabiliyorum. En azından ben bile, açılmayan bir kavanozun pratikçe nasıl açılabileceğini veya domateslerin kaynar suda nasıl soyulabileceğini yemekteyiz izlerken öğrendim..

Ayrıca programın İstanbul ile sınırlı kalmaması Adana ve Trabzon bölümlerinin çekilmesi ve daha farklı illerde bölümlerin çekilecek olması da yurdum yemek kültürünün sergilenmesi açısından yararlı olur inancındayım. 

Sözün özü, yemekteyiz Türkiye'nin koşullarına uygun bir formatmış. Bunu ilk keşfeden SHOW TV olmuş ki, bir iç yapımı olarak böylesine az masraflar yaparak böylesine büyük paralar kazanmasını bildi. SHOW TV'de kimden çıktıysa bu fikir, umarım kanal yönetiminden hakkını alabilir

Yemek Adabı..

çorba1 Vakti zamanında insanımız yemek yerken ağız şıplatırmış. Böylelikle yemeği beğendiğini belli etmeye çalışır, ev sahipleri de ağız şıplatılmadığı zaman yemeğinin beğenildiğini anlarmış. Bu gelenek zamanla kaybolmuş hatta bu günlere gelindiğinde anneler çocuklarına ağızlarını şıplatmadan yemek yeme eğitimleri vermeye başlamış. Ben de öyle yetiştim, ağız şıplatarak yemek yemenin görgüsüzlük olarak kodlandığı bir yüzyıldaydım sonuçta. Düşünüyorum da onlar bizden görgüsüz de olsalar ince düşünebiliyorlarmış, düşünsenize yemeği yapan insana yemeğinin güzelliğini anlatmak için kaçımız böylesine yorarız kendimizi? Şıp şıp şııııppp...

Yaşasın Konserve Yemek...

canned Öğrenci olduk sonunda, evinden 1000 km uzakta bir öğrenci... Hayatımda pek çok değişiklik oldu, bunların başında yemek alışkanlıklarım geldi. Artık ben de bir konserve severim. TAMEK konserve serisiyle doldurdum mini buzdolabımı. Barbunya, fasülye plaki ve patlıcan kızartmalar bitti; şu an sadece yaprak sarması serisi kaldı. Artık konserveyle karnımızı doyuruyoruz, yok olmadı dışarıda yiyoruz. Bugün hayatımda eskiden hissetmediğim  bir eksiklik olduğunu fark ettim, şaşırdım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Bugüne kadar evde yemek yerken yemeğin gerisinin olduğunu bilmenin rahatlığını yaşardım. Tabağımdaki bitse de daha pek çok tabak dolduracak koca bir tencere olduğunu bilirdim sonuçta. Ama Bursa'da bu duygu bana çok uzak. Hem konservelerimin hem de restoranlarda yediğim porsiyonlarımın bir sonunun olduğunu bilmek çok üzücü. Oysa ben obez olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum ))

Hal budur yani, potansiyel açım; her türlü yemek bağışı afiyetle kabul edilir. Özellikle Eda ve Songül ablalardan şiddetle bekliyorum, en azından tarifleriyle hayatıma renk katmalarını bekliyorum. Benden söylemesi ))

Bloglarda Yemek Salgını ve Yaşasın Yemek Yemek!!

yemek Düşünüyorum öyleyse varım demiş filozof; ben daha filozof olamadığım için, yiyorum öyleyse varım diyorum )) Varlığımı hissetmek için de tabii bol bol yiyorum. Yesem de karnım bir türlü doymuyor, doysa da canım hala birşeyler yemek istiyor. Buna sanırım obezite de deniliyor ama ben gocunmuyorum, ne de olsa yedikçe şişmeyen bir bünyeye sahibim. Konumuz ne felsefe ne de benim oburluğum, tüm bunları sıcak bir giriş olsun maksadıyla yazdım ve şimdi izninizle esas mevzuya geçiyorum...

Blograzzi'de blog blog dolaşırken birşeyin farkına vardım: Hemen her blogda en azından bir iki yemek yazısı var. Şükür ben de eksik kalmadım ve dün Ergül Teyze'nin dolmalarını yazdım. Ama baktım ki konsept uymamış, şu an moda yediğini yazmak değilmiş, iş tarif vermekteymiş. E ben de eksik kalmak istemiyorum tabii, artık ben de varım yemek aleminde. Hem artık yiyerek de var olmayacağım, hemen annemi arayacak birlikte birşeyler yapmaya çalışacağım. Ya görün işte sizin için yaptıklarımı )) Neyse lafı uzatmayayim artık, sözün özü artık ben de yemek tarifi sıkıştıracağım yazılarımın arasına. Hem de en kısa zamanda; annem bir gelsin, işte o zaman...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.